Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
Belçika Röportajı
Dinle

Yayın Tarihi

09.07.2013

Okunma Sayısı

15150

Röportajı Paylaş

BİR GÖÇ MASALI... BELÇİKA'NIN EMİRDAĞLI BAKANI (2)

”Belçika’da yaşayan Türk’ler, Belçika’ya uyum sağladı mı?” Evet, bence uyum sağladılar. Belediye başkan yardımcısı, belediye meclis üyeleri var. Belçika’da altı milletvekili var ve ben Brüksel başkent bölgesinde iki dönemdir bakanlık yapıyorum. Bu küçümsenmeyecek

Birinci neslin elinden kimse tutmadı...

Birinci nesil. Onlar için ne desek az. Bütün plaketleri hak ediyorlar. Türkiye’den geldiğinde onların elinden tutan olmadı. Ne Türkiye ne Belçika onların ellerinde tutmadılar. Ve onlar ayakta kalmayı başardılar. Mütevazı ibadet yerlerini açtılar. Türklerin en büyük özelliği de bu: Cemiyetçi insanlar. Hemen dernek kuruyorlar, hemen bir araya geliyorlar, çözüm üretmeye çalışıyorlar. Onlar hiçbir zaman tam olarak uyum sağlayamadılar bu ülkeye. Çünkü; yerinden kopartılmış bir ağacın başka bir yerde kök salması kadar zor bir şey yoktur. Ancak biz ikinci neslin önemli yerlere gelmemizde onların çok büyük payı var. Onlar çok çalışkan insanlardı ve mutlaka hatırlamamız lazım. Belçika’nın kalkınmasına katkı sağlayan bir nesil. Çok ağır işlerde çalıştılar. Belçika’da birkaç tane örnek vermem gerekirse: Maden ocaklarında, demir yollarında, metroların yapılmasında, Şehirlerin alt yapı çalışmalarında… Yani onlar hakikaten bu ülkenin kalkınması için ömürlerini kısalttılar ama aynı zamanda bize daha güzel bir dünya bıraktılar. Türklerin başka bir özelliğinin altını çizmek gerekiyorsa; Belçikalı Türkler belki baştan zor oldu ama babalarımızdan birkaç tanesi burada ev almaya başladı ve büyük bir çoğunluğu “gavur mu olacaksın?” Diyorlardı. Ama onlar zeki ve vizyon sahibi insanlardı. Onlar çocuklarına daha güzel bir dünya bırakmak için boşuna kira ödemeyeyim dediler. Bizim babalarımız öncü oldular ve Türkler hemen ardından ciddi girişimci oldukları için ev sahibi olmaya başladılar, dükkan açtılar, esnaf oldular. Tabi 90’dan sonra yani devalüasyondan sonra çok daha ciddi yatırımlar yapmaya başladılar. Çünkü artık bütün gücünü buraya yatırmaya başlayanlar oldu. Hala Türkiye’ye yatırım yapanlar var, özellikle izinlerini Türkiye’de geçirdikleri zaman ciddi yatırımlar yapanlar var. 90’lı yıllardan sonra artık küçük dükkan açanlar artık daha büyük dükkanlar açmaya başladı. İnsanlar artık burada hesabını iyi yapmaya başladılar. Türkiye’de yapılan yatırıma gelince; toplumun burada kendi işini kurmasının bir nedeni de ayrımcılık düşüncesi. Kamu alanında çalışamazsanız eğitim aldıysanız ve bu aldığınız eğitimin karşılığını göremiyorsanız kendi işinizi kuruyorsunuz. Bu onların aktif olmasının ve ayrımcılık kazanmak istediklerinin bir göstergesidir. Ekonomik yönden gözle görülen bir başarı var. İstatistiklerde de açıkça görünüyor, Belçikalı Türkler çok başarılı girişimcilerdir. Bir araya gelerek yatırım yapıyorlar ve kısa zamanda önemli mevkilere yükselebiliyorlar. Tabi burada derneklerinde önemi büyük, ilk günden itibaren örgütlenmeye başladılar. Türkiye’nin uzantısı olan derneklerimiz de var, burada yetişen gençlerin ailelerinin kurduğu dernekler var. Daha vasıflı, daha çok dil bilen dernek başkanları oluyor ve bu da doğal olarak uyumu kolaylaştırıyor. İşin biraz da negatif yönüne bakacak olursak; eğitimdeki başarı hala istediğimiz seviyede değil. Üniversite okuyan, bitiren ya da yüksek okulu okuyan gençlerimizin sayısı maalesef az rakamlar bunu gösteriyor. Aileler ikilem içinde kalıyor.

Bu sorunun nedeni dil midir? Üniversite de öğrenciler, diğer öğrencilerden farklı olarak dil sıkıntısı çektiği için konuları yeterince kavrayamıyor olabilir mi?

 

Evet tabi ki çeşitli sebepleri var. Bir defa dil konusunda çok anılmayan bir konu var: Türk Dili, Avrupa Hint Dil Ailesi’ne mensup değildir. Türk Dili ve Fino-Macar aynı dil ailesinden geliyor. Türkçeyi bilen bir çocuk eğer başka bir dil öğrenmediyse diğer dillerde sıkıntı yaşıyor. Macaristan’a giderseniz ya da Finlandiya’ya giderseniz bu sıkıntı olmayabilir, çünkü dil yapıları benziyor. Bununda ötesinde Türkiye’nin bir yansıması var dünyada, tabi bu özel televizyonların gelişiyle daha da hızlandı. Türkiye’den gelen aileler bir de şöyle bir ikilem arasında kaldılar, biraz zaman verilmedi bu ülkenin dilini öğrenmeleri için.  Yapılan yatırımın bir an önce karşılığını almaya çalıştılar, kendilerini Türkiye’dekilere ispatlamak istediler buraya boşuna gelmedim diye; ama şunu düşünmüş olsalar: bu ülkede rahat yaşamak için buranın dilini öğrenseler her şey daha kolay olacaktır. Burada bir konusunda altını çizmek isterim: Türk diasporasıyla ilgilenen yetkililere de 2 yıl önce Ankara ziyaretimde bu konuyu da ilettik. Bizim büyüklerimiz Belçika’ya geldiğinde brifing görüp gelmediler. Bu söylediklerim sanırım diğer Avrupa ülkeleri içinde geçerli olacaktır. Avrupa’ya göç olacaksa, gelmeden önce onlara brifing verilse iyi olacağını düşünüyorum.

Göç eden Türk’lere eğitim verilmediyse bu durum Türkiye’nin o zaman ki kendi iç sorunları nedeniyle düşünülememiş olabilir mi?

 

Olabilir tabi, ama bazen çevreden duyuyoruz “Avrupa Birliği’ne giremiyoruz, çünkü Türk Diaspora’sı bizi iyi temsil edemiyor.” Bunu söyleyenlere hiçbir zaman katılmadım.  Bu kişiler sanırım Türkiye’nin Avrupa’yla olan realitelerini bilmiyorlar. Tarihten kalan bazı meseleler, dili ve dini gündeme getiriliyor bunun tek nedeni diaspora olamaz.  Artık eskisi gibi değil buraya ya da Avrupa’nın başka ülkelerine giden Türk’lere yardımcı olacak insanlar var kuruluşlar var. Bana soracak olursanız ”Belçika’da yaşayan Türk’ler, Belçika’ya uyum sağladı mı?” Evet, bence uyum sağladılar. Belediye başkan yardımcısı, belediye meclis üyeleri var. Belçika’da altı milletvekili var ve ben Brüksel başkent bölgesinde iki dönemdir bakanlık yapıyorum. Bu küçümsenmeyecek şeyler ve uyumun işaretidir.  Ekonomik alanda da uyumu görmek mümkün. Avukat, doktor, fabrika sahibi, işletme sahibi olanlar var.  Bu durum, uyumun nedenli iyi olduğunun göstergesidir. Fotoğrafın çekildiği bu dönemde şunu da görmek mümkün: 3. ve 6. asırda Anadolu’ya yerleşen Türk’ler Orta Asya’ya dönmemişlerdir. Üç asır önce Amerika’ya giden İrlandalılar İrlanda’ya dönmemişlerdir. Sömürgeyle Amerika’ya götürülen zenciler Afrika’ya geri dönmemişlerdir. Şunu açıkça belirtmek isterim: Belçika’ya ve Avrupa’ya yerleşen Türk’ler geri dönmeyecektir. Birkaç istisna dışında, bu durum imkansıza yakındır. Sosyolojik olarak göç ele alındığında her zaman böyle olmuştur. Bu durumun nedeni, insanlar artık burada kök salmaya başlamıştır. Malı mülkü var, çocukları ve torunları var nasıl dönsün ki? Dönse bile sorumluluk alanı Belçika’da olduğu için rahat edemez. İnsanlar zamanla yaşadığı yere ait oluyorlar ve yaşadığı yerde etkili oluyorlar. Mesela siz Erdoğan Bey ve Yılmaz Bey Emirdağ asıllısınız ama yaşadığınız yer Antalya olduğu için Antalya’ya ait oldunuz ve Emirdağ’a dönmeyi düşünmediniz. Yavaş yavaş Emirdağ’la etkinliğinizi yitirdiniz ve yabancılaştınız. Aslın oralı bunu inkar etmeyip aksine gurur duyacaksın; ama yaşadığın yeri de küçümsemeden kabulleneceksin. Belçikalı Türk’lere şunu söylüyorum: Mezarlığı olmayan bir toplumuz bunu tartışmalıyız. Hiç yok mu? Var elbette ama kim gidiyor. Genç nesillere sorun bakalım Arife gününü kim biliyor. Bu yıl izin vaktine denk gelecekte bir dua okuyacak mezarlığın başında. Mezarlığa giden insanlar sanki bir yerde tedavi oluyorlar, oradan çıkınca daha iyi bir insan oluyorlar. Mezarlık ilham kaynağı oluyor. Tabi bu konu maalesef izin gününe denk gelirse gidilebiliyor. Burada iki ekolun mücadelesi var, ben ikisini de çok iyi anlıyorum. ilk ekol; birincisi nesille ikincinin bir kısmı diyor ki: ben atalarımın yanına defnedilmek istiyorum bunu duygusal yönle söylüyor.  İkinci ekol ise şöyle düşünüyor; ikinci nesille üçüncü neslin bir kısmının düşüncesi işe benim yaşadığımı çocuklarım yaşamasın istiyor. Onlarında buralarda gideceği bir mezar olsun istemekteler. Zamanında çok mücadeleler verildi, Brüksel’de 13 -14 yıl önce bir Müslüman mezarlığı inşa edildi Arnavut Türklerinden defnedilen var küçük yaşta diğer Türklerden defnedilenler var bu mezarlığa. Bu mesele artık konuşulmaya başlandı günümüzde.

 

İyi bir aile eğitiminden sonra okulda da iyi bir eğitim aldınız. Bu eğitimin ardından ise kader sizi siyasetle tanıştırdı. Siyasetle nasıl tanıştınız, siyasete nasıl girdiniz. Birde siyasi geçmişinizi özetler misiniz?

Siyasetle tanışmışlığım küçük yaştan itibarendir. Annem ve babam bize hep siyaseti anlattı ve siyasetin hayatımızda önemli parça olduğunu söyledi. Rahmetli babam şöyle derdi “Bir insan sadece eşine ve çocuklarına karşı mesuliyeti olamaz aynı zamanda topluma karşıda bir mesuliyeti olmalıdır” Biz hep bu şekilde büyüdük. Mesela biz Belçika’da gün içerisinde üç ayrı haber izlerdik. Böylece siyasetin içinde buluyor insan kendisini. Türkler siyaseti seven bir toplumdur. Türklerin bulunduğu mahallelerde siyaset hep olurdu ama göçle gelen diğer milletlerde bu yoktu. Babamın merkez sağda olan bir yapısı vardı. ANAP Dönemi’nde de Turgut Özal’a sempatisi oldu. Benim Belçika’da siyasete yakın ilgim daha farklı oldu. Biz yabancı asıllıydık Belçika’da sosyalist sosyal demokratların yabancılara bakışı daha sıcaktı. Belediye başkanımız yabancılara daha geniş haklar tanımaya çalıştı. İlk yabancı asıllı memur onun belediyesinde çalıştı ilk yabancı asıllı polis onun belediyesinden çıktı yani yabancılara karşı ayrı bir sempatisi vardı. Onunda bizde yeri ayrıdır. Bunun yanı sıra 1982’de zamanın iç işleri bakanı ırkçılığı yasaklayan yasayı onaylattı. Eşitlik adına yapılan işlerin içinde sosyalist partisi vardı. Bir de tabi bu ideolojileri üniversite yıllarında tanıma fırsatı buldum. Sosyal demokratların en büyük arzusu emek gücüyle sermaye gücünün arasında ki dengeyi sağlamak. İnsanların medeni bir şekilde yaşaması için ekonomik gücünün iyi olması gerekiyor. Benim kafamda bu durum iyi oluşmuştu, çünkü babam maden işçisiydi. Ben belediyede çalışırken vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm üretmeye çalıştım. Oy kullanan yabancı uyruklu vatandaşlar seçilme hakkına da sahip oldu. Bizim belediyemizde de siyasette yeni bir nesile ihtiyacımız vardı. O zamanlar bizde bir ışık görenler bizimde aday olmamızı istedi. 1999 seçimlerinde yabancı asıllı adaylar seçilememişti. Partimiz aday olmamızı istedi. 2000 yılı seçimlerinde Meclis üyesi olmak isterken başkan yardımcısı olduk. Ciddi bir sorumluluk yüklendi bize ve çalışmaya başladık.

 

Siyasette hedefiniz nedir? Herkesin siyasette en büyük hedefi partinin genel başkanı olmaktır. Siz ne düşüyorsunuz?

 

 

Benim hiç bir zaman gözüm yükseklerde olmadı. Ben siyasete girdiğimde bile meclis üyesi olmaktı hedefim. Başkan yardımcısı oldum. Halk beni o mevkie layık gördü. 2003 yılın da genel seçimlere aday gösterdiler beni, partimin o zaman 4. Yüksek oyunu aldım bu bölgede. Bayağı bir sansasyonel yaratıldı ve 220 oyla seçilemedim. 2004’te Avrupa Bölge seçimleri vardı katıldım ve partimin 2. yüksek oyunu aldım.  2. yüksek oyu alınca ben milletvekilliği istiyordum bu defa bana bakanlık görevi verildi. Oda bir dönemeç oldu benim için. Türkiye ve Belçika siyaseti bir birinden farklıdır. Türkiye’de parti genel başkanı belirler görevi listeyi. Belçika’da ise tercihli oylar var, halk ve teşkilat belirliyor. Halk tarafından tutulmuyorsanız beğenilmediyseniz parti tarafından zaten bir yere getirilmezsiniz. Benim en büyük düşüncem hizmet götürmek ve çalışmak.  Bizimde bir düşüncemiz var her gün pazartesidir. Büyük görevlere getirildiğinizde büyük işler yapmak zorundasınız.

 

Belediye meclis üyeliği, belediye başkan yardımcılığı, bakanlık size yüklenen bir misyon var. Türk’ler sizden ayrı şeyler bekliyor sorunları farklı. Avrupa Türkleri’nin sorunlarını maddeler halinde sıralarsak neler var?

 

Genel olarak düşünürsek geçen yıl haziran ayında mecliste Aile Birleşimi Yasası değiştirildi. Hükümet kurulmamıştı, sağ partiler bir araya geldiler ve yasayı değiştirdiler. Üç madde değiştirildi: 21 yaş altı kişilerin yurt dışı evliliği yasaklandı.  Annesi ve babasını vizeyle getirenler oturma izni alamıyor. 1280 € yakın geliri yoksa eşini yurt dışından getiremiyor. Bu Belçikalılar için geçerli, ama burada Türk’ler ve Faslıları açık bir şekilde zor durumda bıraktı. Bunun doğru olduğuna inanmıyorum. Şöyle inanmıyorum: belki Türkiye’den gelen anne babalar burada ki ailenin huzurunu bozduğu için olabilir. O zaman onu cezalandırın gelmesin, birkaç kişinin hatasını tüm topluma mal edemezsiniz. Bir başka durum ise erken yaştaki evlilikler sorun yaratmış. Sorun olduğu zaman ceza verilsin engellensin. Aylık gelir sınırlaması getirilmesi biz parti olarak onaylamadık bunu.

 

Anne- baba getirilmesiyle ilgili maddeyi ele alırsak yasa koyucu şunu düşünmüş olabilir mi; Getirilen anne-babanın bir süre sonra evlatlar tarafından bakılmamasından dolayı devletin bakımına bırakmak zorunda kaldıklarından bu yasa çıkarılmış olabilir mi ne düşünüyorsunuz?

 

Anne ve baba getirileceği zaman beyanda bulunuyor bakacağına dair. Tersi bir durum olduğunda ceza uygulanır. Ama bu durum öyle değil bir taraftan sessiz girişler yapılıyor onları gözü görmüyor illa da görsün de demiyorum ben, ama benim söylediğim elli yılını yaşayacak bir toplum Belçikalı Türkler ve Araplar hayal kırıklığı yaşadı. Yirmi yedi Avrupa Birliği hükümetlerinden sadece üçü solda sosyalist başbakan var, geri kalanları sağdadır. Merkozy dediğimiz bir anlayış var yani Merkel ve Sarkozy güçlü olduğu bir dönem. Seçimler yaklaşınca Müslümanları ve yabancıları alet etmek bir spor oldu. En son Sarkozy’nin başbakanı “Bunlar sokaklarda namaz kılıyor” diyor. Adamlar sokakta namaz kılıyorsa bu senin ayıbındır. Neden ruhsatlarını verip camii yapmalarına izin vermiyorsun?  Ben burada karamsar bir tablo çizmek istemiyorum ama bunun altının çizilmesi lazım. Norveç’te ki katliamı herkes yaşadı, İtalya’da iki tane seyyar satıcı yabancıyı öldürdüler, Almanya’da Türk dönerciler öldürüldü İngiltere’de de aynı şekilde. Avrupa’da gözle görülen bir değişme var. Yabancı düşmanlığı ve islamafobi dediğimiz durumlar hikaye değil bunlar yaşanan şeyler. Burada çok dikkatli olmamız lazım. Özellikle hükümetler insanları birlikte yaşatmak için çok çaba göstermeli. Belçika’da biz bunları yaşamadık ama yaşayabiliriz. En son bir camiye saldırı yapıldı. Herkes bu durumu kınadı kınamamızda gerekiyor. Aynı zamanda da Müslümanları temsil eden teşkilatlarında kendilerini tanıtmak için projeler yapması lazım. Örnek verecek olursak:  Bir belediyemizde Selimiye Camii temeli atıldı. Burası hem toplantı merkezi, hem eğitim merkezi hem de bir camii olacak herkes için. Bu proje örnek bir proje oldu. Bu projeye imzasını atan Belçika’nın yetiştirdiği dünyaca ünlü Türk asıllı mimar Şefik Birkiye ve Süleymancı teşkilatını da kutlamak istiyorum.  Bu yapılacak olan camii herkesin el ele verip yapmış olduğu bir camidir. Başarının altında yatan şey ise en önemlisi şeffaflık oldu. Projenin maliyeti 3,5- 4 milyon €. Altı yedi gün içerisinde maliyetin %10’u oluşmuş durumda.

 

Sayın bakanım, yabancı düşmanlığına gelmek istiyorum tekrar ama siz bunu cevaplandırdınız.  Hükümetinizin tavrını da açıkladınız aşırı sağcı partinin lideri Türklere afiş bastırmış Emirdağ’a dönün, Emirdağ sizden hizmet bekliyor. Ne düşünüyorsunuz bununla ilgili olarak?

 

Bu seviyesiz yakışıksız bir şeydir. Ellinci yılını dolduracaklar birkaç gün sonra artık üçüncü ve dördüncü nesilden bahsediyor nereye nasıl dönecekler. Türkiye ile entegre bir şekilde yaşıyorlar zaten.  Bugün kimse onları buradan dışlayamaz. İspanyol ve Yahudi asıllı insanlar yaşıyorsa Türk’lerinde yaşamaya hakkı var.  Bizim anlayışımızda farklılık bir zenginliktir düşüncesi var. Geçmiş günlerde bir karikatür sergisine katıldım, burada ilgimi bir karikatür çekti. Karikatürde arkada bir maden ocağı var ve önünde iki kişi oturmuş biri Türk diğeri Belçikalı. Türk olanın elinde patates tabağı var, Belçikalının ise döner tabağı. Bu ne kadar güzel bir görüntüdür.  Buradan ne çıkarılmalı ikisi de maden işçisi ama birbirlerinin farklılıklarını zenginlik olarak görmüşler. Bizim kuracağımız Belçika bu Belçika olacaktır. Farklılıktan korkan değil bu farklılığı zenginlik olarak gören Belçika. Bizim amacımız farklılığı kabul ettirmek ama bunu dayatmayla değil güzelce kabullendirmek.

 

Türk kahvelerini de ziyaret ettim üzüldüğüm noktalardan biri 160 bin civarında Türk var burada. Kiminle karşılaşıp sorduysam çalışmayıp işsizlik yardımı alıyor. Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

 

Brüksel’e Belçika’ya gelirseniz bizim Türk’lerin yoğun olarak yaşadığı o büyük caddeleri baz alırsanız ve buraların fotoğrafını çekip işte Türk toplumu bu derseniz yanlış olur. O cadde de kimler yaşıyor? Ev sahibi olanlar ve özellikle yeni gelenler yaşamakta. Daha belini doğrultamayan daha istediği gibi güzel bir evde yaşayamayanlar, iş arayanlar oralarda bulunuyor. Belçikalı Türk toplumu bunlar derseniz bu doğru olmaz. Belçikalı Türk toplumunun büyük çoğunlu daha başka yerlerde yaşıyor çünkü bu mahalleler daraldı, küçük geldi. İşsizlik parası alıp çalışmayan kesim sayısı çok azdır. Çünkü devlet çalışmayıp boş gezen ve yardım alanları cezalandırıyor. İş aramadığında ve meslek edinmiyorsan işsizlik maaşı bir süre sonra kesiliyor. Kişi başına gelir hesaplandığında Brüksel Belçika’nın en zengin bölgesidir. Aynı zamanda da %20’lik işsizlik oranıyla en fazla işsizliğin olduğu yerdir. Ama aynı Brüksel’de de 710 binin üzerinde iş sahası vardır. Peki, bizim işsizlerimiz neden bu sahalara giremiyor; çünkü hem dil yönünden hem de yetenek yönünden yetersizler. Benden bu yüzden yeni planlar eyleme sokuyorum gençlere yönelik vasıflandırma çabası gösteriyorum. 18-25 yaş arası gençlerde işsizlik oranı %30’dur. Brüksel başkent bölgesinde bir de nüfus patlaması oluyor. Her yıl 7 bin fazladan aile geliyor. Gençlerimizi iş sahibi yapmak için eğitim veriyoruz. Dil kursu da içerisinde var.

 

Demokrasinin göbeğinde yaşıyorsunuz. Türkiye’deki demokrasiyi iktidarı ve siyaseti yorumlayabilir misiniz, ne düşünüyorsunuz?

 

Şöyle diyebilirim özellikle İsmail Cem döneminden sonra dış politikada ciddi bir kıpırdama oldu. Erdoğan hükümetiyle de temaslar sıklaşmaya başladı. Artık birçok soruna çözüm üretildi. Özelikle burada yaşayan Türk’ler için dış politikanın değişmesi olumlu oldu. Avrupa Türkiye ilişkileri burada yaşayan insanlarımızı etkiliyor. Son dönemde özellikle Avrupa-Türkiye ilişkileri durma seviyesine geldi. Bunda Fransa’nın ve Almanya’nın iktidar değişikliğini örnek verebiliriz. Diğer taraftan ise Türkiye’de eski heyecan yok maalesef. Türkiye’nin Avrupa’yla tanzimattan beri süre gelen bir ilişkisi var. Bazen olmazsa döneriz deniliyor Türkiye’de, ama bu tehdit olarak değil de daha düzgün şekilde söylenilmelidir. Türkiye’nin siyasi partneri Avrupa’dır. Bugün Türkiye’nin Belçika’yla, arasında bir hat var ve bu hattın inceliğine bakıldığında; Belçika- Emirdağ, Belçika-Afyon, Belçika- Eskişehir ve Belçika-İstanbul hattı var bunlar çok güçlü hatlardır. Burada yaşayan insanlar her iki kimliği de iyi derecede yaşadıkları için önemlidir. Bu iki ülkeye de önemli kazançlar sağlıyor. Gurbetçilerin çektiği bir sıkıntı var bunu belirtmek isterim. Özellikle bedelli askerlikte 10.000€ ödemekte sıkıntı çekiliyor.

 

Umarım bu düzeltilir. Aramızda ki bu ilişkinin zedelenmesini istemiyoruz.

 

Ailenize vakit ayırabiliyor musunuz? Çocuklarınız 3. nesil oluyor eğitimleri nasıl ve eşinizin İtalyan olduğunu biliyoruz. İster istemez soruluyor; Türk milletvekilisiniz neden bir Türk ile evlenmediniz?

 

Aileme çok zaman ayırdığımı söyleyemem ama zaman ayırdığımda ise en kaliteli ve verimli şekilde zaman geçirmeye çalışıyoruz. Mesela bazı standartlarımız var cumartesi ve Pazar günleri kahvaltıyı birlikte yapıyoruz. Bunun dışında her zaman çocuklarımın eğitimini yokluyorum. Ve spor yapmaları için uğraşıyorum sporu seviyoruz. Eşime gelince, ben zoru seçtim, eşim çok anlayışlı bende aynı şekilde karşılıklı güzel bir şekilde devam ediyoruz.

 

Emirdağ’ın küçücük bir köyünden Belçika’ya gelmişsiniz, bunun zorluğunu yaşadınız mı? Ve hayaliniz bakan, milletvekili olmak mıydı, yoksa ummadığınız bir anda mı geldi? Birde neden resmi bir spor kulübünüz yok?

 

Zorluklar şöyle, hayatım boyunca Türkçe okula gidemedim. Türkçe konuştuğumda zorlanıyordum. Hatta Emirdağlı olduğum için aşağılandığım zamanlarda oluyordu. Şehir kültürüm yoktu bu da zorladı beni zaman zaman. Zorluklar oldu ama zamanla tek tek aştık bunları. Hayalle ilgili olarak şunu söyleyebilirim. Eşitlik, yabancılara yapılan ayrıcalıklar beni hırslandırıyordu. Çocuk yaşta evde de siyaset yaptığımız için çocukluktan beri içimizde vardı bu durum. Ailelere şunu söylemek isterim: çocuklarına konuşma fırsatı versinler ki bu durum ileride çocuklarının geleceği için, özgüveni için çok önemli. Resmi kulüp ile ilgili olarak da, gönüllü kişiler arıyoruz. 7 bin gence burada kurduğum sahalarda antrenman imkanı veriyoruz. Türkiye’nin en büyük sıkıntısı ne bu konuda bakarsak? Elbette ki alt yapı eksikliğidir. Burada da alt yapı eksik, maalesef aynı sorunla mücadele ediyoruz.

 

Teşekkür ederiz, yolunuz açık olsun...

 

 

RÖPORTAJ Yorumları