Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
MEHMET ŞENER
KÖYENSTİTÜLÜ
mail_outline :
Dinle

Yayın Tarihi

01.03.2018

Okunma Sayısı

792

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Zor yılların Unutulanları

Sayın Antalya Bugün okurları, geçen hafta içinde (21 Şubat tarihinde) Antalya Sanatçılar Derneği'nde (ANSAN’da) "Sanat Erleri ve Eserleri” başlıklı söyleşide Aksu Köy Enstitülü yazar ağabeyimiz Mehmet Şener’i andık. Yazdıklarından, anlattıklarından, insanlığından  söz ettik. Kendisini özlemle anımsadık. Basılamadan kalan “Onlar kimdi?” kitabından alıntılar yapmaya, kendisine ve çocuklarına verdiğimiz sözü tutmaya devam ediyoruz. İyi okumalar. 

Yavuz Ali Sakarya

YKKED Antalya Şube Başkanı

 

ONLAR KİMDİ?

BÖLÜM II

ZOR YILLARIN UNUTULANLARI

Yaşı 20, cinsi erkek onları devlet unutmaz. Adı vatan savunması, aslı padişahın şanı için savaşanlar.

Ölen “şehit”, sağ kalan “gazi”.

Unutulamaz. Tarihin karanlık yüzünde kalmışlar. O karanlık yüze ışık tutan olmamış.

Geç kaldığım bir görev.

Çok gidip az dönenlerin yüzlerini gördüm, bazılarının anılarını dinledim.

Benim et marka bilgisayarda hafıza kaybı mı var?

Dinlediklerimi bir sıraya aldım. Yazmaya çalıştım. Unuttuklarım kaldı.

Bundan sonraki konuklarım, savaştıklarını biliyorum. Şehitler hariç anılarını dinlemesem de adlarıyla burada olacaklar.

Belki ilerde bunların soyundan gelenlerden biri merak eder araştırmak ister. Yazdıklarım ipucu olabilir.

14

BEŞKAZALI MEHMET

Beşkazalı Mehmet anamın babası, dedem. Kardeşi, Beşkazalı Süleyman. Bunlar, “Beşkazalı” diye bilinseler de, aslı bizim köylü. Babaları gider oraya yerleşir. Bir zaman sonra yine köyüne döner. Aile bir ad almıştır. Beşkazalılar diye anılır.

Beşkaza’nın eski adı “Megri”, şimdiki Fethiye. Megri unutuldu. Beşkaza hep dillerde.

Dedem, Beşkazalı Mehmet, 1915 yılı Çanakkale Savaşı’nda yüz binlerce şehitten biri. Nineme şehit olduğunu bildiren bir yazı gelmiş. Çocukluğumda söylenen bu kağıdın adı “curnal”. “curnal” kötü haberi veren kağıt anlamında olsa gerek. Ninemin evi yanmış, kağıtta içinde.

Ninemin elinde tutacak kimsesi yok. Gece gündüz yıllarca ağlamış. İki gözden olmuş. Küçük çocuğum, köy hali herkes işte, Beni ninemin başında bırakır giderler.

Ninem, 1932 veya 1933 yılında öldü.

Hayatımda birkaç kez karşılaştığım soru.

-Ananın kızlık soyadı ne?

Dedem Çanakkale de şehit, anam 1924 de evlenmiş, ninem ölmüş, soyadı 1934 de insanlarla buluşmuş. Yakınlarında herkes kendine bir soyadı almış. Soruyorum size, anamın kızlık soyadı olur mu?

15

KAHVECİ SÜLEYMAN

Köyde çevrede tanınan adı Beşkazalı Süleyman. Soyadı kahveci.

Anamın öz amcası, ben de amca derdim.

1890 lı yılların başlarında doğmuş, yani savaşanlar kuşağından.

Kahvesinde çayını içtiğim sohbet ettiğim biri. Hiç savaş hikâyesini dinlemedim. O günlerin dosyasını kaldırmış. Yıllar sonra yazacağımı düşünemezdim.

Süleyman amca, askerden dönünce kahve açmış. Sütleğen in ilk kahvecisi.

O yıllarda evlerde kahve bilinir. Çay bilinmezdi. Çay evlere yıllar sonra gelin geldi. Hem de ne gelin. Adına partiler düzenleniyor, saatler ayrılıyor.

Yaşlılardan namı “kabalak” olan biri kahveye gelir. Olay cumhuriyetin ilk yıllarında geçer.

-Oğlum Süleyman bana bir çay ver.

Kesme şeker bilinmiyor, toz şeker var. Süleyman amca çaya şekerini katar verir. Adam bir iki içer çay şekersiz.

-Oğlum Süleyman çaya şeker katmadın mı?

-Dibine müracaat et amca.

Kabalak dibinden, başından ne anlar. Biraz daha içer, kalkar gider. Süleyman amca,

Gençliğinde Elmalı da okumuş. Arap yazısından okuryazar. İmamlığı hocalığı yok. Sözleri tok.

Birinden biri şahit yazdırır. Mahkemede hâkime bildiklerini anlatır. Dik konuşmuş olmalı, hakim, “çık dışarı” der. Sözünü sakınmaz.

-Hakim bey, mahkeme kadıya mülk değil, sen git başkası gelsin, o beni dinlesin.

Ondan hatırımda kalan bir deyim…

-Ağustos geldi güz yakın. Zemheri geldi yaz yakın.

İki oğlu benim öğrencim. Onlar kahvede çalışırken öğütler verir.

-Oğlum çayı sıcak ver. Müşterinin ağzı yansın içinden anama sövsün. O müşteri yine gelir.

Hayat biter, söz bitmez.

 

BÖLÜM  III

 

16

Dinleyemediklerim

Tanıdım, bilemedim kuş olup uçacaklarını.

Tarih yaptılar, tarihe girmediler.

Arabistan çöllerinde Çanakkale’ de Galiçya, Karpatlar da Kafkaslarda Osmanlının şanı için savaştılar.

Sağ dönenlerin kahramanlığı bitmedi. Kurtuluş savaşında Mustafa Kemal’ in askeri oldular.

Şehit olmak gazi dönmek, bu neslin yazgısı.

Uzak uzak oturuyorlardı., okula getirip konuşturamadım. Dinlemesem de madem o zaman kesitini yazıyorum, onları tanıyalım:

SOKULU

Adı Mustafa Değirmenci. Dedesi Mustafa hoca. Babamın amcaoğlu.

Sağ bacağında dizinden aşağısı yok. Kim bilir, hangi cephede kimlere hediye bıraktı, soramadım. Yıllar sonra yazacağım aklıma gelmezdi.

Köyümde malul maaşı alan tek kişi.

Diğer ayağı boyunda tahta bir bacak düzmüş, dizinin geleceği yere keçe koymuş, tabanı çabuk aşınmasın diye sac çakmış. Yukarı doğru bir tahta bele bağlanan bir kayış bacağını tamamlıyor. İlkel, ama ayaküstünde duruyor, yürüyor.

Protez mi dediniz o da ne ola ki?

Lakabı “sokulu”,  neden konmuş bilmem. Bildiğim konuşmalarında sözcükleri hep tekrar eder. Başkası tekrarlarsa, “Sokullu gibi konuşma” derler.

KOCA GÖKÇE

Adı nüfus cüzdanında unutulmuş. Koca gökçe dillerde. Soyadı taşçı.

Koca gökçe çapanda tek bir ev, tek bir aile. Yayla sahil yolu ortasında bir yer. Yaylada yerleri var çıkmaz. O ormanın insanı.

Sürüyle keçileri var. Atlar develer ayrı. İlkel arı kovanları evinin yakınında. Üç oğlu bir kızı olduğunu biliyorum. Yaban insanı güçlü kuvvetli. Dağdan deve, at aranıyor. 60-70 kiloluk buğday çuvalını sırtına alan 3,5 saat uzakta Sütleğen’e değirmene gidiyor, oğlanları.

Bir başka özellikleri bir top kaputbezi alırlar. Herkesin sırtına bir don bir gömlek ondan yapılır. Kış yaz başka giyecek kullanmazlar.

Yaşam böyle varlık olsa da görüntü yokluk.

Unutamadığım bir anı.

Sahilden yaylaya göçerken çapor da mola verir, ardıç ağaçlarının altında dinlenirdik. Koca gökçe babamı görünce, üstü kaymaklı bir leğen süt, bir tencere yağlı yoğurt, bir tepsi petekli bal getirir. Babamla sohbet etmekten hoşlanırdı. Hem yeriz, hem de konuşmalar sürer gider.

Çocuklukta aklımda kalan Koca gökçe Fizan’da (Libya) askerlik yapmış. Trablusgarp da İtalyanlarla savaşmış.

Koca gökçe babamdan 3-4 yaş büyük.

HOPA

Sülalesi Hopalar, adı Mehmet Hopa.

Seferberlik kuşağından bir Anadolu köylüsü. Kafkas cephesinde Ruslarla savaşırken esir düşer. Ruslar aldığı esirleri Sibirya’ya taşır. Hopa, orada 1916 dan 1922 ye kadar tutsaktır. Döneceğini hayal bile edemez. Zorunlu çalışmaları dışında yaşamları serbesttir. Hopa orada evlenir. İki çocuğu ölür.

Gelin, batı devletlerinin aldığı esirleri izleyelim. Hindistan’dan Avustralya’ya ve Latin Amerika ülkelerine götürülür. Sıkı güvenlik altında ölesiye çalıştırıldıkları söylenir. Onlardan hiç geri dönen yok. Batının kapitalizmi, doğunun sosyalizmi.

İnsan doğup büyüdüğü yakınlarını özler. Hopa ailesi iki çocuğu ile köyüne döner. Zaman içinde hanımla da aynı özlem oluşur. Karı koca oturur konuşurlar. Oğlu Mustafa babasında kalır, Ayşe’yi anası alır. Sibirya’ya gider.

2.Dünya Savaşı çıkıncaya kadar mektuplaşırlar. Uzun yıllar haber kesilir. Babası Mustafa’yı okutur. Sanat okulu öğretmeni olur. Anasını kız kardeşini görmeye gider. Sonraki yıllar Mustafa’nın gidiş gelişi sürer.

Aklımı o zaman kullanabilseydim. Mehmet Hopanın anılarını ilişkin de kitap yazardım.

KARA BELA HASAN

Sülale adı kara belalar, aldığı soyadı kara belen.

Köyümün insanı, teyzemin eşi. Çocukları olmadı. Hasan bir hanım daha aldı, yine de olmadı. Suçun kendisinde olduğunu anladı.

Hasan Karbelen, 1315 li, asker olur. Talim terbiye görmeden kendini Kurtuluş Savaşı’nın içinde bulur.

15 ler üzerine türküler düzülmüştür.

Karabele Hasan, süvari, İzmir’e ilk girenlerden.

Ben 8 kardeşim, 5 kız, üç erkek. İki kız, bir oğlan teyzemin yanında büyüdü. Zaman geldi kardeşim Arif’i üzerine aldı. Şimdi Arif’ in soyadı, Şener değil, Karabelen.

Biliyorum seferberlik kuşağı. Askerlik ailesine ad olmuş

KONUŞAMADIKLARIM

Askerde onbaşı çavuş olanlar askerlik yaptığı yerle anılanları da geçmek olmaz. Onbaşılar, Edirneli, Tireli, Yafalı…

 (devam edecek)

 

MAKALE Yorumları