Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
iBRAHİM UYSAL
ANKARA'DAN
mail_outline : ibrahimuysal.ant@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

26.09.2019

Okunma Sayısı

1620

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Zamanın, ruhu olduğu kadar, aklı da yok mudur?

Aslında felsefi temelde kullanılan bu kavram, çok eski yıllara dayanır. Güncelliği ise, Fransız Devrimi ile başlar. İnsanlar, toplumlar yaşanan her olayı açıklarken, "zamanın ruhu" ile delillendirmeye pek bayılırlar.
--Elbette ki zamanın bir ruhu vardır. Her dönemin ekonomik ve sosyal olayları, biri biri ile görünür ya da görünmez bir uyum içindedir ve bunu da biz "zamanın ruhu vardır" diyerek geçiştirir ve gerekçe yaparız.
--Oysa, feodaliteden arınmaya, dünyevi işler ile daha da çok ilgilenmeye başlayan insanoğlu, üretim ilişkilerini de değiştirmiş; Dünyanın Kapitalist bir üretim tarzı ve sistemine doğru da yol almasına sebep olmuştur. Milenyum da denilen 2000'li yıllar ile birlikte, dünya daha da çok, daha hızlı değişmeye ve dönüşmeye başlamıştır.
--Oysa, zamanın ruhu kadar, zamanın aklı da vardır. Bunu görmez isek, bazı şeyleri, zamanın ruhu ile açıklayanların gözü ile bakmaya başlar ve açıklarız.
--Tarihin bütün çağlarında, insanoğlunun kendi içinde bir mücadelesi vardır. Soylular ile halk ve köleler arasında. Feodal Beyler ile halk /köylüler arasında. Kapitalist sistem ile birlikte de bu mücadele, üretim araçlarını ellerinde bulunduran kapitalistler/Burjuva ile emeklerini sömürdükleri çalışanları/proletarya arasında.
--Konumu gereği, bu iki grup arasında olan, bazen birinin bazen de diğerinin yanında olarak varlığını sürdüren grup/katman ise Küçük Burjuvazidir.
--Kapitalist sistemin, üretimin her alanında varlığını ve ağırlığını hissettirmesi ve bu uğruda kendisine pazar yaratmak için dünya düzenleri kurması ve savaşlar çıkartması tesadüfen olan/olacak olan şeyler değildir.
--Kapitalist sistemin varlığını sürdürmesinin yolu tek başına proleter/işçi/çalışan ile anlaşması, bir şekilde durumu idare etmesi ile açıklanamaz. Burada sınıflar arasında katalizör görevi görecek bir katmana ihtiyaç vardır. O da Küçük Burjuvazidir.
--İşin enteresan tarafı, küçük burjuvazi her zaman her derdin dermanı olmuştur. Fransız ihtilalinde Saray-Soylu ve Feodalitenin karşısında, halk ve köylülerin yanında ve öncüsü olmuştur.
--Kapitalist sistem ve moda yönetimi Demokraside ise, Kapitalistlerin avukatı olarak, insan hakları, özgürlük adı altında Burjuvazinin yanında yer almıştır.
--İki kutuplu dünyanın yıkılmasına en çok sevinenler de küçük burjuvalar olmuştur. Çünkü, küçük burjuva konumu gereği seçim yapmayı, taraf olamayı sevmez. İdare etmek onun için en mükemmel durumdur.
--2000'li yıllar ile birlikte bu küçük burjuvazi, zamanın ruhuna, zamanın aklını da eklemiş ve "OTA SINIF" diye kendini kategorize etmiş ve tanımlamış; hatta iktidar olduğu yalanına milyonları bile ikna etmiştir.
--Günümüzde ise bu orta sınıf, yetiştirdiği ve dönem dönem içerisine aldığı adamlar ve kitleler aracılığı ile ulusal ve uluslararası emperyalist sistemin ve güçlerin gönüllü savunuculuğu görevini üstlenmiştir.
--Fransız Devriminde ki Burjuvazinin rolü değişerek, bu rolü bu gün artık Küçük Burjuvazi almıştır.. Bazen demokrasi, hak ve özgürlüklerden yana, bazen özellikle ikinci dünya Savaşı dönemlerinde Faşistlerin koltuk değneği, milenyum çağı dediğimiz günümüzde ise, rolü bambaşka olmuştur.
--Küçük burjuvazi, sınıfsal keskin tanımlamayı sevmez. Çünkü taraflı olmak işine gelmez. Ama hak, hukuk, özgürlük, demokrasi gibi Kapitalist sistemin işine yarayacak kavram ve olgularında, temsilini üstlendiği sınıfın çıkarları doğrultusunda savunur ve uğruna savaşır.
--Tamam küçük burjuvazi omurgasızdır ama her yaptığı şeyi de kötü olarak değerlendirmek ise, ona haksızlıktır. Özellikle son yıllarda yaşanan savaşlar çok enteresandır.
--Nasıl tanımlarsak tanımlayalım, en azından bu günler hüküm süren bir ekonomik ve siyasi sistemler ile en iyi ilişkisi olan bu toplum katmanıdır. Çin'de, Japonya'da, Rusya'da, Avrupa'da Amerika'da da.
--Bölgemiz olan Orta Doğu'da ise, cehalet, haksızlık ve adaletsizliğin hüküm sürmesine rağmen, yine Küçük Burjuvazinin en etkin temsilcileri, emperyalist çevrelerin avukatlığı ve askerliğine soyunmuştur.
--Azınlıkta kalan temsilcilerinin bazılarının acı, işkence ve mahpusluklara direnmesine rağmen, önemli bir çoğunluğu etnik, inanç ve farklı onlarca rollerde yine ortalığa dökülmüşlerdir.
--İşin enteresan tarafı ise, olaylara etnik, inançsal değil, evrensel değerler olana sınıfsal bakması gerekenlerin de zamanın ruhu denilerek anlatılan yalanlara bu kadar kolay kanmasıdır.
--
Tamam zamanın ruhu olsun da, kimin ve ne için savaşıldığı belli 19.yy kapitalist sistemin bir sonucu olan değerleri de evrensel değer olarak satmasınlar.
--Bu günler yine Ortadoğu, daha açık bir ifade ile güney sınırlarımız ateş, barut ve kan kokuyor.
--Osmanlının ağaları ile Türkiye Cumhuriyetinin ağaları arasında ne fark oldu da, yeni İngiliz ve Amerikan tescilli ağalar bulmak için onlarca masumun kanı dökülecek?
--Ne yani, Kerkük, Musul ya da bölgenin bir başka yerinde ki petrol yataklarından akacak dolarlar, silah, lüks tüketim yerine, Orta Doğunun yoksul çileli halkının boğazına ekmek, aş, gıda olarak mı girecek?
--Bu gün, Barzanyan Devleti ya da Suriye'de bir yenisi kurulması/olması için verilen savaş, benim Kürt komşumu heyecanlandırabilir ama yarın bu topraklarda, silaha verdiğimiz paralar yüzünden ikimiz de aç ve açıkta kalacağız.
--Ne ve kimin savaşında, ne ve kimin tarafı bu küçük burjuvazi? Ortalığa yaydığı kirli propagandası ile silah tüccarları ve petrol baronları dışında neyin çıkarına bu kirli savaş?
--Ulusal ve uluslararası propagandaya kanmamış beyinler ile EMPERYALİZME, Savaşa, sömürüye hayır diyecek gür seslere ihtiyaç yok mu bu ülkede, Sizce de?

MAKALE Yorumları