Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
YAVUZ ALİ SAKARYA
MELTEM ESİNTİSİ
mail_outline : yavuzalisakarya@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

19.01.2019

Okunma Sayısı

3616

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

“Yücel’in Çiçekleri”ni İzledik II

Çok merak ettiğimiz, “Yücel’in Çiçekleri” adlı filmi dün TED Koleji salonunda dört seans halinde , izledik. Öncelikle nasıl bir film olduğuna dair merakımızı giderdik.

Hasan Âli Yücel ve çok sevdiği mesai arkadaşı İsmail Hakkı Tonguç üzerine kurulu olan film, dönemin güzel fotoğrafları kullanılarak ve çeşitli olayları dizinsel biçimde dile getirilerek kurgulanmış.

Film, yol gösteren, eğitimde gerçek anlamda yol alınacaksa, yapılması gerekenlerin kafalara dank edecek biçimde çakılmasıyla başlıyor. Özgün olmasına dikkat çekiliyor.

Âli Yücel, tam yedi yıl, yedi ay, yedi gün Milli Eğitim Bakanı olarak görev yaptığı, en uzun süre bakanlık yapan tek insan olduğu, bütün görev süresine çok sayıda proje sığdırdığı, eğitim alanında çok sayıda çağdaş ve köklü yeniliklere imza attığı için geçen bunca zamana inat unutulmadan kalmış, güncelliğini hep koruyarak günümüze ulaşmış bir kültür ve sanat adamı ve bir devlet adamıdır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Yücel, ilk Yayın kongresi’ni toplamıştır. İlgili taraflar, eğitim konusunda çeşitli çalışmalar yaparak, bir yol haritası çizmiş ve uygulamaya koymuşlardır.

Daha sonra Bakanlık bünyesinde bir Tercüme (Çeviri) Bürosu kurdurmuş, çeviri konusunda yetkin insanları göreve çağırarak, 500 e yakın dünya klasiğini (kesin rakam 496 dır) Türkçe’ye çevirttirerek, yurt çapında okuma seferberliği başlatmıştır. Köy Enstitülerinde öğretmen, öğrenci çalışan herkes yılda en az 25 litap okuyordu. Bugün geldiğimiz noktada ülkemizde sekiz kişiye bir kitap düştüğünü söylersek, kaybettiğimiz irtifanın, düştüğümüz çukurun büyüklüğü net biçimde ortaya çıkar.

Yücel’in eğitim bakanlığı döneminde 13 ciltlik İslam Ansiklopedisi ve 33 ciltlik İnönü Ansiklopedisi için çalışmalara başlandığını biliyoruz.

Bakan Yücel’in asıl kalıcı başarısı, eğitimi memleketin gerçek sahibi olan köylünün ayağına götürecek Köy Enstitüleri projesini hayata geçirerek cumhuriyetin edinimlerini eğitim alanında da taçlandırmak olmuştur.

Yücel, Tonguç ve topluma adanmış enstitü yöneticileri ve öğretmen kadroları, taşıma suyla değirmen döndürmek yerine, kendi yağı ile kavrulmayı ilke edinmiş, üretime, yaparak yaşayarak öğrenmeye prim veren, iş için iş içinde eğitimi önemseyen özgün bir proje olan Köy Estitüleri’ni kurmuş, filmin başında da ekrana yansıtıldığı gibi “Türk Vatanının dağlarında, bayırlarında ve kırlarında, hatta en ücra yerlerinde kendi kendine açıp solan çiçek bırakmayacağız.” sav-düşüncesiyle yola çıkılmıştır.

Köy Enstitüleri, genç Cumhuriyeti’n en özgün projelerinden biri idi. Toplumun ihtiyacı olan bir projeydi. Topyekün aydınlanmaya giden yolu açan anahtardı.

Enstitüler kapatılarak, ülkemizin gelişmiş bir ülke olmasının önüne set çekilmiş, ülkeye en büyük kötülük edilmiştir.

Film, “Memlekete hizmet etmek için eğitim bakanı olmak isterdim” diyen Mustafa Kemal’in görüş ve düşünceleri doğrultusunda hareket eden ve onu gerçekten en iyi anlayan iki kişi üzerinde Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç üzerinde dönmektedir.

Hasan Âli Yücel, Mustafa Kemal’in “Türk ulusu ne zaman kendini kurtarmış sayılır?” sorusuna, “Türk ulusu ne zaman kurtarıcı arama gereksinimi duymayacak duruma gelirse, o zaman kurtulmuş olur.” diyen ve özgüveni ile ulu önderin takdirini toplayan kişidir.

Hasan Âli Yücel, üreten toplumdan, bilgi üreten, teknoloji üreten toplumdan yanadır. Tıpkı Tonguç gibi.

Haksız yere eleştirilen Köy Enstitüleri’ni , bütünüyle savunan kişidir Hasan Âli Yücel, “Köy Enstitüleri’nin bütün günahını omuzlarıma alıyorum. Sevabı başkalarının olsun.

O kurumların günahı bile bana yeter.” Diyen bir insandır.

Toplumun geniş katmanlarının Türke özgü “mucize eğitim” olarak gördükleri Köy Enstitüleri’nin özgünlüğünü, Hasan Âli Yücel’in “Bu bizimdir, kimseden almadık; isteyenler bizden alsınlar.” diyerek sahiplendiği kurumlardır.

“Köylü insanı, öylesine canlandırılmalı ve bilinçlendirilmeli ki, onu hiçbir güç yalnız kendi hesabına ve insafsızca sömüremesin, köyde oturanlara köle ve uşak muamelesi yapamasın, köylüler bilinçsiz ve bedava çalışan birer iş hayvanı haline gelemesinler.” Diyordu Tonguç. İnsandan, insan emeğinden yanaydı bütün tavrı.Tıpkı Bakanı Yücel gibi.

Gerek Yücel’in, gerekeseTonguç’un üzerinde birleştiği görüş, “Geleceğin okulunu çocuklar için bir cennet haline getirmek ülküsü zafer çelenkleriyle süslenebilirse, Köy Enstitüleri denemesinin kazandırdığı değerlerden de faydalanılarak, ulusumuzun karakterine en uygun eğitim kurumları yaratılabilir. Bunlara yakışacak adı bulmakta da zorluk çekilmez

dediler ve araştırmaya, incelemeye, deneye, işe ve üretime dayanan “enstitü” adında birleştiler.

 

Amaçları, gerçek demokrasi idi. Tonguç, bu konuda şöyle diyordu. “Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olan, öbürü de kolayı, oyun olanı. Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklik ister. Bu zor, ama gerçek demokrasidir. İkincisi kâğıt ve sandık

demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın, demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kağıdı atar.Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu oyundur, kolaydır. Amerika, bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz de demokrasinin kolayını seçtik. Çok şeyler göreceğiz daha.”Film, geçen zaman içerisinde eğitimde olumlu anlamda ne yaptığımız, neleri yapamadığımız, konusunda kendi kendimizi sorgulamamızı isteyen bir film. Özünde sömürü düzeninin, devam etmemesi, çalışanın, akıttığı terin değerinin bilinmesi. Onu da Tonguç, yine bilgece biçimde, yine filmin başında şöyle dile getiriyor:

“Elimden gelse bütün dünya okullarının programlarına, insanın insanı sömürmemesi adlı bir ders koyardım. İnsanoğlunun kazanacağı en büyük zafer, korkuyu yenmesiyle elde edilecek zaferdir.”GerekYücel, gerekse Tonguç, yurtseverlikleri tartışılmayan, toplumu kucaklayan, onun kalkınması için zaman kavramı tanımadan çalışan bir ikili idiler. Filmde bir kez daha vurgulanan bir husus da “Bu memleketin yurtseveri çoktur, ama hainleri de az değildir.”

  1. hisse çıkartmazsak, bulunduğumuz yerin, ineceğimiz yerin neresi olacağını da gösteriyor. Filmi bu gözle değerlendirmek, ülkenin geleceğine yazık etmemek gerekiyor.

emeği geçenleri kutluyor, onu Antalya sinemaseverleri ile buluşturan TED ailesine teşekkür ediyoruz. Bu tip filmlerin daha çok üretilmesinin de uzun etapta toplum yararına olacağını düşünüyoruz. Bekliyoruz.

 

MAKALE Yorumları