Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
HÜSEYİN BARANER
BAKIŞ
mail_outline : hbaraner@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

16.11.2008

Okunma Sayısı

19200

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

WTM uyudu ve uyuttu

Trendsetter London'un 'World Travel Market'inde gelecek için ne 'Trend', ne de 'Set' vardı.

Son milimetrekaresine kadar iç-içe sıkıştırılmış zevksiz, renksiz ve özentisiz sıradan standlar küresel ekonominin en hızlı büyüyen, en dinamik sektörü olan global turizmi yansıtmaktan çok uzaktı.

WTM kıvılcım veremedi, pazarları ateşleyemedi. YAZIK.

Fuara şöyle bakıldığında, değil kararlar açıklamayı ve alkış toplamayı, herkes birbirini gözlemliyordu ve nereden hangi haber çıkacak diye pusuya yatmıştı. Nafile, herhangi önemli bir haber veya yenilik çıkmadı. Kimse elindeki kartları göstermek istemiyordu sanki. Bu 'Bekle ve Gör' sürecinde kimse 3 ay sonrası için kesin ifadeler kullanmak istemiyordu

Fuar alanını ziyaret edenlerin yaptığı görüşmelerde; tutarsız, birbirleri ile çakışan ve her ayrı bildiride ve açıklamada ilk söylenene zıt düşen öngörüler ve tahminler zaten kafaları iyice karıştırmaktaydı.

Meğer Londra'ya 200 ülkeden biz turizmciler topluca fal bakmaya gelmişiz. Herkes 2009 satışlarını kendi çıkarları ve iç-güdüsel beklentileri doğrultusunda yorumluyor. ŞİMDİLİK...

WTM bu içinde bulunduğumuz zor zamanı aşmak için spektaküler bir atmosfer yaratmıyordu, klasik görüşmelerin ve yolu Excel'e düşen ziyaretçilerin bir iki heyecansız sorularına verilen cevapların dışında Büyük Britanya üzerinden dünya kamuoyuna işimiz, mesleğimiz olan turizmi bir küresel güç, bir evrensel barış, mutluluk ve ekonomide yeniden ayağa kalkma motoru ve uluslararası zenginlik kaynağı olarak yansıtamıyordu.

Hatta çok ilginçtir gün içinde yağmurla güneşin birbiri ile her köşede saklambaç oynadığı Londra'da, kaygan, kırılgan, asil ve nazik oldukları kadar aynı anda oldukça asabi de olabilen London'lu COCKNY'lerin WTM'de olanlardan doğru dürüst haberleri bile yoktu.

Güçlü İngiliz basını WTM'yi ve dünya turizmcilerinin çalışmalarını ve sunumlarını es geçmişti.

Henüz geride bıraktığımız sezonun kepenklerini yeni kapamış ve uçağa atlayıp 200 ülkeden Londra'nın yolunu tutmuş global turizmcilere Emperyal Britanya sanki; "Niye geldiniz?" diyordu.

Fuar alanı Excel'e ulaşım bile hale bakım ve tamiratta olan Tube (Metro) yüzünden bizim gibi rahata alışmış turizmciler için torture (işkence)ye dönüyordu.

Fuara hiçbir ülke tam olarak hazırlıklı gelmemişti.

Küresel krizin baskıları ve tehditleri altında 3 aydan buyana her gün sıkıntı ve tedirginlik içinde sıkışıp kalan dünya tüketim toplumuna, turizm sektörüne yakışır bir şekilde, müşterileri rahatlatacak, gevşetecek, umutlandıracak ve piyasaları harekete geçirecek bir sosyolojik ve psikolojik çalışma yapılmamıştı.

Bu ilk önemli fuar zincirleri kıran, sektörü rahatlatan ve müşterinin tatil arzusunu kamçılayan bir etkinliğe dönüştürülememişti..

Bu zor olduğu kadar değişimin getireceği özel fırsatları da içinde barındıran zaman sürecinde hiçbir ülke WTM'de çıkartma yapamadı.

Yorgun standlarda yorgun görüşmeler...

Türkiye kötülerin içinde iyi olanlardandı.

WTM'in hiçbir noktası, hiçbir basın toplantısı, hiçbir sunumu, hiçbir şovu ve daveti mükemmel değildi.

En iyi yani 'The Best' yoktu.

'Zeitgeist', 'zamanın ruhu'nu WTM okuyamadı, anlayamadı, sadece turizm piyasaları adına dünya kamuoyuna “biz daha buradayız" der gibi hafifçe öksürmüş oldu. O kadar...

Halbuki neler yapılamazdı ki..

Dünyanın en büyük TV kanallarından canlı yayınlar yapılarak dünya toplumuna “hayat devam ediyor” mesajı verilebilirdi.

Londra’da yaşayan dünya starları bir kaç saatliğine WTM'ye çekilerek turizmin güzelliklerini dünya gündemine getirilebilirdi.

Ve daha neler neler...

Herkeste bir sürü fikir ve vizyon ama yapan yok! Dünya turizmi için önemli bir şans kaçırıldı.

Gerçi; WTM'in patronu Fiona yaptığı açılış konuşmasında turizm dünyası dayanıklı ve yenilikçidir ve özellikle son yılda kendi içinde ve sunduğu ürünlerde çeşitlilik göstermektedir, turizm sektörü çoğu noktada finansal olarak sağlamdır diye kendi kendimizi öven bol bol beyanatlar verdi, vermesine de; bin tane birbirlerinin yüzüne bakıp iç çeken önemli turizmcilerden başka kimsenin bundan pek haberi olmadı...

İngiliz usulü 'kendin pişir kendin ye' sergilendi. HAYRET.

Önemli şirketlerin akşam yemeklerinde 2009 yılı çok açık ve acımasızca masaya yatırıldı. Bazen yemek ile unutuldu. "Her şirket kendisine terziden yeni bir elbise diktirsin, artık toplu veya kollektif çare ve çözümlerden çok uzak bir noktadayız. Gemisini kurtaran kaptan. Destinasyonunu ayakta tutan ise gerçek kahraman." CHEERS

Avrupa'nın en büyük iki patronu Türkiye için olumlu mesajlar verdiler:

TUI PLC'nin ceo'su Peter Long:

"Piyasalarda ciddi bir kapasite kontrolü yaşanacak. Ama bu yetmez: 2009'da müşterisinin taleplerine kulak veren, müşterisine en iyi hizmeti veren, finans yapısı sağlam ve güçlü olan ve farklı ve değişik işletme modelleri olan şirketler başarılı olacaklar."

Thomas Cook CEO'su Manny Fontenla-Novoa:

"Sadece İngiliz tüketicileri değil tüm müşteriler tatil için yeniden motive etmemiz lazım, Zorlu bir süreç bizi bekliyor. Türkiye'nin daha şanslı bir konumda olduğuna inanıyorum. İspanya'yı yüksek maliyetler zorlamaya devam ediyor, Sterlin'in Euro karşısındaki değer kaybı ibreyi Türkiye'ye ve Mısır'a çeviriyor"

Fuarda uçakçılar, tur operatörleri ve otelciler kendi durumları ile ilgili olarak sıkıntıları, beklentileri ve önerileri masaya yatırdılar.

Genel tespit:

Kriz dünyada kıtalar ve ülkeler arası farklılar gösteriyor:

Türkiye Akdeniz çanağında en şanslı ülkeler grubunda.

Sebep:

Türkiye'nin elinde çok önemli JOKER'leri var.

Nedir bunlar?

Artık piyasalarda, müşteri de ezbere biliyor.

TÜROFED Başkanı Ahmet Barut ve AKTOB Başkanı tur operatörlerini bir bir yemeğe alıyorlar; ikisi de bir ağızdan;

En sağlıklı ve abartısız fiyat hizmet paritesi Türkiye'de;

Abartı ve fantezi yok.

Fiyatta reel-hizmette reel.

Londra'daki uzmanlar hem fikir; Türkiye'nin spekülatif bir tarafı yok. Birkaç rezil işletmenin dışında Avrupa'nın en muhteşem aile odaları, en seçkin oteller ve tatil fasiliteleri ve donanımları Türkiye'de. 40 ülkede tatilciler tarafından kabul görmüş ve talep alan Türk turizm ürünleri, üstelik vize derdi yok..

TUROB Başkanı Timur Bayındır bizzat standta dikilerek, tanıdığı önemi İngilizler'e "Buralarda İstanbul'u görmeyen kalmamalı. En iyi, en heyecan ve mutluluk verici 'Citytrip İstanbul'da gerçekleşiyor" diye vurgu yapıyor.

2009 yılında Türkiye'nin yerinde olmak isteyen ülkeler var. Hem de çok.

Yaşadığımız kriz şirketler arasında büyük farklılar sergiliyor.

 

En zor durumda olanlar uçak şirketleri.

Ne hesap yapabiliyorlar, ne de plan. Kerosin fiyatları iniyor çıkıyor, döviz kurları bir yukarıya bir aşağıya zıplayıp duruyor. Maliyetlerin aniden baş döndürücü bir şekilde artması, uçuş taleplerinin düşmesi Türkiye'de dahil olmak üzere dünyada son birkaç ay içersinde 20'den fazla şirketi iflasa zorladı ve zorlamaya devam ediyor.

Tur operatörlerinin en büyük derdi boş uçak koltukları.

Normal bir sezonda yüzde 2'ik kar oranını bile zar zor yakalayabilen tur operatörleri 2009'da boş koltuk riskini minimize etmek mecburiyetindeler.

 

2009'da geçen yıllara nazaran boş uçan uçak koltuklarının muhtemel artışını kim ödeyecek, nereden ödenecek, hangi bütçeden para aktarılacak?

2009'da sadece Antalya Havalimanı’na 2 milyar dolarlık charter uçak koltuğu planlandı. Artık riskleri siz tahmin edin ve hesaplayın.

Londra'da tur operatörleri ile fuar alanın dışında yemek yiyoruz.

Yıllanmış eski bir tur operatörü İngiliz bir arkadaşım, birasından kuvvetli bir yudum aldıktan sonra: "Boş koltuk maliyetinin acısını bir tek tur operatörleri bilir. Bu acı, bu ağrı diş, kulak, göğüs ağrısına benzemez. Bu bir ticari yıkımdır. Havada uçan boş koltuklar birikimlerinizi ve şirketinizin geleceğinden önemli parçaları koparır, alır götürür."

WTM'e geri dönüyoruz. Aramızda 2009 ile ilgili çalışmaları değerlendiriyoruz. Sonuç: Uçuş programlarına ve koltuk planlamasına çok ciddi takip geliyor.

Mısır standına geçiyorum. Görüşmeler devam ediyor. Mısır’da 6 oteli olan bir Mısır'lı arkadaşım: "otelcilikte zor iş be kardeşim" gibi bir laf ediyor.

"Geçen ay Antalya'ya gittim, birkaç oteli gezdim ve sizdeki maliyetleri öğrendim ve korktum. Costlarınız Avrupa'yı geçmiş sizin" diyor ve yan masada oturan diğer Mısırlı arkadaşları da yanımıza çağırıyor.

Biraz içini çekip, düşünceli bir yüz ifadesi ile; "Kolay değil: Düşük maliyetle kalite üret, makul fiyata, sıkı bir marketing ile sat, bu gerçekten zor iş."

Çay ikram edilirken aniden heyecanlanıp ayağa kalkıyor, elindeki bir-iki otel broşürünü masaya atarak, "hemen şimdi, hiç vakit kaybetmeden yapmalıyız arkadaşlar, MITT'e kadar kendimizi sağlama almalıyız, aksi takdirde gelecek yıl Moskova'da hem Türk, hem biz Mısırlı otelcilerin üstünden TIR geçecek."

Fuarda değişik ülkelerin standlarında yıllara meydan okuyan turizmci tanıdıklarla durum değerlendirmesi yapıyoruz. İspanyol standında Mallorca'lı arkadaşlar bir ağızdan;

“Yine gelecekler, gelecekler ama ‘For less price’ yani daha düşük fiyata...”

Alım gücü düşen İngilizler daha ucuz ürünler talep ediyorlar ama bizim B planımızda var. Bir ay daha bekleyeceğiz, çok değişik yeni yaklaşımlarla piyasalara saldırabiliriz. Şu an İspanyol hükümetinin birinci gündem maddesi; piyasaları nasıl İspanya'ya yönlendirebiliriz konusunda yoğunlaşıyor. Bu zor günler İspanya için yeni açılımları getirebilir.

Yunanistan standına geçiyoruz.

Yunanlar mavi rengini o kadar abartmışlar ki. O kadar olur. Mavi renginin siyahımsı laciverte dönüştüğü koyu ve karanlık bir atmosferde sanki 'kapalıyız' der gibi çok az ışık kullanarak loş bir ortam yaratmışlar. Aramızda biraz şakalaştıktan sonra Yunan arkadaşların Rodos ve Kos'dan gelenleri rahat olduğunu görüyoruz. Forecastlar bu iki ada için iyi. Yalnız Giritli'ler çok tedirgin. "En uzak noktada biziz" diyorlar ve tek korkularının uçak şirketlerinin sıkıntılarının artması ve adalara uçuş kapasitelerin aşağıya çekilmesi veya tamamen iptal edilmesi olduğunu belirtiyorlar.

Her destinasyonun çok özel artı ve eksileri var; bunları konuşurken, 30 yıllık kadim dostum Vasilis yanıma geliyor ve “Boşver Hüseyin dünyayı biz mi kurtaracağız” deyip standının alt bölümünden şarap ve beyaz peynir tabağı çıkarıp bizlere ikram ediyor.

Yolumuza devam ediyoruz.

Uzaktan Antalya Valisi Alaaddin Yüksel'i görüyorum. Tek tek diğer ülkelerin standlarını inceliyor. Yanına gidiyorum. Her zamanki dost ve çalışkan bakışları ile bana bakarak "Baraner dinle" diyor. "Artık fuarlarda sadece stand ve broşür ile tanıtım devri bitti, çok büyük çapta PR çalışmaları başlatmalıyız. Halkın ayağına, kapısına gitmeliyiz. Müşteriler ile onların bulundukları sosyal alanlarında bir araya gelip, kendimizi göstermeliyiz" diyor.

Beraber fuarı geziyoruz.

Sonra bazı Alman turizmciler ile Excel'de değişik oturumlarda bazı önemli seyahat analistlerinin değerlendirmelerini dinliyoruz. Uzmanlar piyasaların hareketliliğin korunması için krizin devam etme durumuna endeksli olarak otel ve uçuşlarda yüzde 6 ile 11 fiyat indirimlerini şart olarak görüyorlar.

Diğer bir oturumda lüks tatil yapan İngilizlerin yarısı low cost uçak aradığını, önemli bir sayıda İngiliz'in düşük sezonları tercih ettiğini ve yüzde 25'inin de last minute platformlarda lüks ürünler arandığını öğreniyorum.

Fuarda tam olarak yansıtılamasa da ürün ve destinasyonların yeniden yapılanması için ilk sinyalleri ben alıyorum. Bu yeni başlıklar çok önemli:

Paranın satın alamayacağı zenginlikler ve değerler.

Valizinize koyup geri getiremeyeceğiniz zenginlikler ve değerler.

Anlayana çok şey ifade ettiğini düşünüyorum.

Destinasyonlar ruhlarını tazelemek durumunda kalacaklar. Tespit ise: “Kalabalıklar gittikten sonra” başlığı altında düşük ve arka sezonda bazı ürünlere talep patlaması.

Off Season ordusu oluşuyor: Wellness, fitnes, sağlık, kültür hizmetlerinin bir aktif-life anlayışı ile paket olarak sunulduğu programlara sadece Best Ager'lerden değil her müşteri profilinden talep var. Lüks ürünlerde bazı destinasyon ve noktalarda off season'cular o kadar yoğunlaşmaya başladı ki, sadece özel off season programları üzerine çalışma grupları kurulmuş.

WTTC ile görüşmelerde Dünya Turizm ve Seyahat Konseyi'nin yıllık olağan kongresini 2009'da Brezilya kaptı. 15-16 Mayıs tarihleri arasında dünyanın en büyük 2 bin turizm patronu Brezilya'nın Florianopolis kentinde bir araya geleceklerinin kararının çıktığını öğreniyorum.

WTTC yetkilileri ile Brezilya'yı görüşürken geçen sene yıllık kongre'nin gerçekleştiği Dubai'den gelen çok kötü haberler bizleri şaşırtıyor. 'Çölde deprem' başlığı altında bildiriler geliyor. Dubai'in girdiği mali kriz yatırımların büyük bir bölümünü durduracağını ve başlanan bazı mega projelerin bitirilemeyeceğini vurguluyor.

Bende ilgili yöneticilere dünya'da şu an yatırım yapılacak en gerçekçi yerin İzmir yarım adası ve Çeşme olduğunu söylüyorum. "Ah, keşke dünya turizm patronlarını 2010 yılında İzmir'e getirebilsek" diye düşünüyorum.

Salonları gezemeye devam ederken bazı Antalyalı otelciler ile karşılaşıyorum.

Hepsi bir ağızdan: "Uçak koltukları iptal edilmeye başlanmış doğru mu?" diye soruyorlar. "Sun Express'de yüzde 20'lik kapasite düşürecekmiş" diyorlar. Hemen yanlarında telefonla Sunexpress'in Genel Müdürü Paul Schwaiger'i arıyorum ve duyduklarımı kendisine soruyorum. Paul Schwaiger, "Yok öyle bir şey beni ve Sunexpress'i tanıyan bilir, biz krizlerde hep kapazite artışlarına gitmişizdir, daha dün toplantı yaptık, bazı noktalarda kapazite artışına gideceğiz, bizi diğer airline'larla ir tutmasınlar” diyor.

Akşam oluyor; Joy otellerinin sahibi Akın Yılmaz ile Londra'ya dönüyoruz.

12 Kasım sabahı Londra'dan Frankfurt'a uçuyorum. Havalanından Daily Mail, The Guardian, Financial Times,The Independent, The dail Telegraph, The Times gazetelerini alıyorum. WTM ile ilgili bir tane haber yok. Sadece 'The Times' gazetesinde yarım sayfa büyüklüğünde bir karikatürde dilenci kılığında İngiltere Başbakanı Brown halktan topladığı şapkasının içindeki bozuk bozuk metal paraları zengin Londralı'lara uzatıyor ve "Alın bunlarla bir kahve için" diyor.

 

MAKALE Yorumları