Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
SİBEL ÖZEL
BENCE
mail_outline : ozel.sibel63@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

18.03.2014

Okunma Sayısı

14556

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Üreten İnsan II

İnsanoğlunun yabanıl döneminden uygarlık dönemine kadar geçen on binlerce yıllık zaman süresince,  insanın ve toplumun insanal gelişiminde kadının belirleyici unsur olduğu, bu doğal mecrada kesintisiz gelişimin ve sürekliliğin tezahürü olan kadının kutsandığı Anaerkil toplum biçimi olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısı ile  Anaerkil toplum düzeni, insanların sürü halinde yaşamaktan çıkıp birleşmeye, toplu yaşamaya başladıkları zamana özgü ilk sosyal yapılanma biçimidir.

Devamla;

İnsanların, eril ve dişil olarak topluluk halinde yaşamaya  başladıkları ilk evrede, fiziksel güce bağlı  iş bölümünün ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Görece fiziksel mukavemetinin etkisi ile eril cins, besin maddelerinin temin edilebilmesi için güç gerektiren zor işleri üstlenirken, amacına daha kolay ulaşacağı alet üretmeyi düşündü ve üretti. Aynı anda, günlük tüketim dışında kalan yakalanmış hayvanların evcilleştirilmesi, kadına hayvan bakımına ilişkin ek bir iş oluşturdu. Beslenen hayvanlardan elde edilen yeni ürünlerin işlenmesinin kadının becerisiyle oluşması, kadının ekonomik değer üreten yönüyle de önemini ve saygınlığını arttırdı. Bununla beraber, eve getirilen çiğ ve ham besin maddelerinin yenilebilir hale dönüştürülmesi, hayvan derilerinden, elverişli bitki liflerinden giyecek, ev eşyası v.b yaparak zihin ve el uğraşları ile yerleşik alanındaki boş zamanlarını faydalı üretkenliğe dönüştüren kadın, ürettiği ekonomik değer yanında, estetik sanat yaratıcılığının da öncüsü olarak tanımlanabilmektedir.

Doğa karşısında güçsüz olan insanlarda ölüm yaygın olduğundan, doğumun, topluluğun devamı için fevkalade önemli bir etmen  olduğu yaşanmakta idi. Doğurabilen insan ise kadındı. Çocuğun hangi etkenle dünyaya geldiğini henüz bilmeyen erkek, doğurduğu için kadına kutsallık atfediyordu. Bulunan sayısız arkeolojik verilerde kadının doğurganlığının tasvir edildiği de bilinen bir gerçekliktir. Ayrıca ilkel yaşam ortamındaki doğumlarda çocuğun bakımı ve korunması oldukça zor olduğundan bebek ölümlerinin de oldukça sık yaşandığını tahmin etmek ise çok zor olmamaktadır.

Bununla beraber;

Çok sık hastalanan çocuğu tedavi edebilmek için sürekli zihinsel aktivite içinde olan kadının, ot, yabanıl meyve gibi  doğal nesnelerden ilaç üretme deneyleriyle, eczacılığın ve doktorluğun ilk mucidi olduğu bulgusu ise hiç de şaşırtıcı olmamaktadır. Tedavide kullanılan tıbbi ilaçlardan fayda göremeyenlere halk arasında tavsiye edilen doğal nesnelere; günümüzde, yaşlı ve tecrübeli anlamında “koca karı” ilacı denmesi, söz konusu dönemden kalma deneylere dayanmaktadır. İnsan neslinin devamının önemi açısından bakıldığında, doğurgan özelliği, kadının saygın konumda öne çıkmasını sağlayan temel etken olduğu anlaşılır bir durum olarak durmaktadır.

Özellikle uzun ve yoğun kış koşullarında besin maddesi bulma ve temininin zor olduğu ilkel dönemde, özellikle çocuklar için ana duyarlılığıyla sürekli kaygı içinde olan kadın, toprağın her yıl yeniden ve yeniden ürün verdiğini gözlemleriyle algıladı. Yaşamın salt doğa ürünü toplamakla değil, toprakta üretim yapılarak saklanabilir ürün elde etmekle beslenme sorununun aşılabileceğini kavrayan kadın algısı, insanlık tarihinde  “Tarım kültürü” çağının da öncüsüdür. Dünyamızdaki ilk çiftçiler, ilk doktor ve bilim insanları kadındır. Toplumsal güdülerin gelişmesine cinsel ilişkiler değil, anasal işlevler yol açmıştır. İnsanbilimci Evelyn Reed, “Kadının Evrimi” isimli çalışmasında eril cinsin fizik güçlerinin uygunluğu nedeni ile yaşamın devamını sağlamak üzere sürekli avlanıp savaşmakta oldukları süreçlerde   dişi cinsin insan neslini uygarlığın eşiğine getirdiğini söylemektedir. Tam da bu nedenle insanlığı hayvansal yaşantıdan kurtarıp insan özellikleriyle donatma işi kadınlara kalmıştır. Kadınlar ise bir arada çalışmaktaydılar. Bunun sonucu olarak anaerkil toplum, insanların birbirine karşı kardeşcil duygular beslediği bir başka toplumsal dizgiyi dayatmakta idi.

Tarihsel verilerden anlaşıldığı üzere  insanal yaşamın bütünlüğü içinde eril cinsin, sürekli ihtiyaç olan ve zor elde edilen besin teminini kolaylaştıracak alet yapmaya kafa yorup teknolojik gelişimi sağlarken, dişil cinsin   toplumun uyum içinde, zihinsel, ahlaksal ve sanatsal alandaki gelişiminin öncülüğünü yapmış oldukları anlaşılmaktadır.

Son tahlilde; 

Cilalı taş devrine ilişkin arkeolojik verilerden anlaşıldığı üzere toplulukların ilk örgütlenme biçimlerinde kadının binlerce yıl boyunca birincil konumda olduğu görülmektedir. Ancak, kadın-erkek ayrımı Anaerkil dönemde de olmasına karşın eril cinsin,  dişilin baskıcı ve belirleyici tutumunun  uygulamaları altında olmadığı, her iki cinsin de kendi alanında hiyerarşisi olmakla birlikte, toplumda kadının belli bir önceliği bulunmakta olduğu anlaşılmaktadır.

Sonra ne ya da neler mi oldu.?

Devam edecek..

 

Sağlıcakla..

MAKALE Yorumları