Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
Y. Mimar ERCAN EVREN
DUAYEN
mail_outline : erevren1932@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

14.01.2019

Okunma Sayısı

3890

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Ucube mi? Sanat eseri mi?

Bahis konusu olan yapı; bu yıl açılan, Türkan Şoray Kültür merkezi binasıdır.

Konunun daha iyi anlaşılması için, öncelikle ülkemizde sanatın neden çok gelişmemiş olduğunu birkaç maddede anlatmak istiyorum:

  • Dini yönden resim ve heykel yasaklanmıştır. (İslam’da böyle bir hüküm olmamasına rağmen)
  • Avrupa’daki Rönesans hareketi Osmanlılar tarafından önemsenmemiştir.
  • Rönesans’ın sonucu olan “Hümanizm, Felsefe ve Güzel Sanatlar” dışlanmış ve bir Hristiyanlık propagandası olarak görülmüştür.
  • Cumhuriyetin kuruluşunda eğitimde sanata verilen önem, maalesef sonraları giderek azalmıştır.
  • Kültüründe ve eğitimimizde sanat olmayınca, toplumun da sanatı doğru algılaması mümkün olamamaktadır.
 

Ülkemizde mimari; Sinan gibi bir dâhiyi yetiştirmesine rağmen, bir sanat dalı olarak görülmez. Yapılar daha çok fonksiyon ve inşaat yönünden değerlendirilir. Hâlbuki mimari müzik gibi soyut bir sanattır.

Türkan Şoray Kültür Merkezi Binasının eleştirisine geçmeden, kısaca mimarlık tarihine de bir göz atmak yerinde olacaktır:

1919 da Bauhaus (Geleceğin yapılarında sanat ve tekniğin birlik içinde olmasını ve tüm sanatçıların beraber çalışmalarını öngörüyordu) kurulduktan sonra 1922 de Evrensel Tarz dediğimiz akım başlamıştır. Bu yeni mimari tarzın özelliklerini şöyle sıralaya biliriz: sadelik, kübik yapı gövdesi, düz çatı, yatay pencere bantları ve tüm mimarinin çevre içinde düşünme endişesidir. Dönemin önemli mimarları şunlardır: W. Gropius, Le Corbusier, L. Mies van der Rohe, R. Neutra Alvar Aalto, F.L.Wright. 1928 de CIAM (Uluslararası modern Mimarlık Kongreleri)  kuruldu. Ünlü mimarlar modern mimarinin ana hatlarını çizmeye ve gelecek olan yeni mimarlık ve şehircilik için çözümler üretmeye çalıştılar.  1930 yıllarında Avrupa’da totaliter rejimlerin yaşandığı, Almanya İtalya, İspanya ve Rusya gibi ülkelerde modern anlayış sekteye uğramış ve mimari abartılı bir güç gösterisine dönüşmüştür. 1931 de Rasyonalizm (usçuluk) ekonomiyi, seri imalatı ve endüstrinin teknik olanakları kullanmayı amaçlıyordu. Küpler, prizmalar, silindirler, koniler gibi birincil geometrik formlar kullanılmıştır. 1950 yıllarında Bürütalizm akımı başlamıştır. Bu tanım Le Corbusier’ nin “Çıplak Beton Binaları” ile kullanılmaya başlamıştır. Bina içinde de konstrüksiyon hatta sıhhi tesisat elemanları kaplanmadan görünür halde bırakılmaktadır. Malzemelerin gözü kürlüğünü sağlamak bina teknolojisinin ne kadar ilerlediğinin bir işaretidir. Günümüz mimarlarına kadar tesir eden ve etkisini sürdüren Bürütalizm, 50 yıllarında bütün dünyaya yayılan bir mimari dalga olmuştur.

Ülkemize Brütalizm akımının geç gelmesi ve yaygın kullanılmaması, inşaat teknolojisinin yeterince ilerlememiş olmasından kaynaklanır.

Avrupa’ da bütün bu akımlar yaşanırken Osmanlı İmparatorluğunda neoklasik mimari tarzı kullanılıyordu. Mimar Kemalettin ve Vedat Beyler bu akımın uygulayıcıları idi. Yine bu tarzın tanınmış bir mimarı olan İtalyan Prof. Mongeri Güzel Sanatlar Akademisinde ders veriyordu. Ta ki Atatürk modern mimarinin kuramcılarından olan Bruno Taut’ u iş başına getirene kadar.

Maalesef, Türkan Şoray Kültür Merkezi binasının halk tarafından pek beğenilmediği anlaşılıyor. Bunun, yukarıda açıklamaya çalıştığım bilgisizliğin bir sonucu olduğunu sanıyorum.

Türkan Şoray Kültür Merkezi binasının projesi bir yarışma ile seçilmiştir. Bu çok doğru bir karardır. Jüride Emre Arolat ve Abdi Güzer gibi ülkemizin seçkin iki mimarının bulunması da sonucu pozitif yönde etkilemiştir. Binanın bir karakter sahibi olması çok önemlidir. Genç müellifler bunu başarmışlar ve sonuna kadar savunmuşlardır. Bu övgüye değer bir davranıştır. Bina modern mimarinin Brütalizm akımına göre tasarlanmış çok başarılı bir eserdir. Brüt beton ülkemizde pek kullanılmamakla birlikte, özellikle Avrupa’da bu gün bile sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Bir binayı güzel yapan şeyler: kimlik, orantı, doku, harmoni ve uyumdur. Bir sanat eseri taklit değil yaratıcı olmalıdır.

Tabii, arsanın ufak olması ve yeri, programın aşırı yoğunluğu bazı olumsuzluklar yaratmıştır. Yine de çözümün çok başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Ülkemizde son dönemlerde Osmanlı veya Selçuklu sitilinde inşa edilen yapılar (Camiler, okullar, Adalet sarayları……) maalesef kimliksiz çirkin yapılardır. Neoklasik (ulusalcı) akımlara bile uymayan bu arabesk yapılar toplum tarafından yadırganmamış hatta takdir görmüştür. İnşallah bunun da yanlış bir uygulama olduğu görülür de en kısa zamanda vaz geçilir. Bir başka görüş de; binaların Roma yapıları gibi, kolonlu falan olmasını istemektir. Bu da çok geride kalmış modası geçmiş bir akımdır. Bu gün yapılarımız modern ve çağdaş olmak zorunluluğundadır.

Sonuç olarak, Türkan Şoray Kültür Merkezi binası Antalya’ya kazandırılmış bir sanat eseridir. Başta genç müellifler olmak üzere (Cihan Sevindik, Doğan Türkkan, Zeynep Canan Aksu, Tuna Han Koç)                   Sayın Belediye Başkanımız Ümit Uysal’a ve emeği geçen tüm çalışanlara teşekkürü borç bilirim.

Antalya halkının antik eserlere gösterdiği özeni modern eserlere de göstermesini ve bu güzel binayı iyi kullanmasını temenni ediyorum.

MAKALE Yorumları