Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
MUHARREM YELLİCE
TÜRKOLOG
mail_outline : myellice07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

11.09.2014

Okunma Sayısı

11100

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Türklüğün 500 yıllık aydınlık mücadelesi

16. yüzyıl ;

Türklerin yüzyılıdır.

CİHANDA.

Balkanlar- Kafkaslar -Ortadoğu - Afrika

Osmanlı Türklerinin hakimiyetinde

10 milyon km'lik bir alan.

Osmanlı

1299 da;

Bir aşiretten doğdu Söğüt'te.

1918'de

 Mondros mütekaresi  ile diz çöktürüldü.

"Başlılara baş eğdiren,

Dizlilere diz çöktüren Osmanlı Türk imparatorluğuna ...

"Kimi Hindi-Kimi Yamyam Kimi bilmem ne bela"

Diye;

Tanımlanan şer güçler Türk'ü tarihten siliyordu.

Tarihte küllerinden yeniden doğan bir millettir Türk milleti.

1919 'da ufukları aydınlandı.

1923 'de yeniden kuruldu küllerinden.

İlk kez ; Bilgekağan ;

745'lerde taşa yazmıştı , Türk adını -Kitabelerde.

Unutulan kimliği ile anıldı. İkincikez.

Türkiye Cumhuriyeti

Diye bir ad kondu.

İnsanına Türk dendi.

Türk olmakla gurur duyuldu.

"Ne Mutlu Türk'üm diyene""

Dendi

Heyecanla.

Kuruluşunda ve devamında akıl ve ilim esas alındı.

Türkiye Cumhuriyeti  sancılarıyla devam ediyor.

Yol alıyor bilinmeze, bu yaşanılan sancılı zamanda.

Her acı, her sancı,yeniden doğuştur mutlak!

 

16 yüzyılda .

Aynı çağda bir hükümdarlık daha vardı doğuda

Timur soyundan  Babür imparatorluğu;

Hindistan -Pakistan-Bangladeş  topraklarına hakimdi.

3,5 milyon km2 ye yayılı idi.

1526'da

Kuruldu  Timur imparatorluğunun küllerinden.

Tam bu zamanda kanuni  batıya yürüyor.

Moğaç zaferini kazanıyordu.

Kanuni ile üç kıtanın hakimi olunmuştu.

Babür imparatorluğu 1858 'te İngilizlerce

Tarikat Şeyhleri organize edilerek ;

Osmanlı imparatorluğu da 1918'de aynı usullerle,

İngilizlerce Modros antlaşması ile yıkıldı.

Yıkıldı da,

"Mızraklılar -Silahlılar hiç bir yerden gelmedi. "

Onları kendi bünyesinde Türkler  üretti.

Devletin karabağrına çöreklendiler bir

Kara yılan gibi...

Milli ve dini değerleri yozlaştı, İmparatorluk insanlarının ,

 Kin ve garezler oldu birbirlerine .

Çatıştılar- döğüştüler  birbirleriyle!  Akıl uçup gitmişti, Kin ve hurafeler baş tacı edildi.

İnsanlarımız kanlı bıçaklı oldu birbirlerine.

Devlet kurumları çürüdü yıkıldı.

Devlet çıkarları değil- bencil çıkarlar öne çıktı.

N.Kemal feryat etti. Osmanlı için 1860'larda

"Memleket gitti-Bitmedi hala sen,ben

Düşman elindeyiz Ey ehl-i vatan" diye.

Bu sese kulak veren olmadı .Aydınlar dinlenmez oldu, Cahiller önder oldu.

İşte tam O zaman ,

"Silahlılar -Mızraklılar" gelip ülkeye el koydular.

Bizde bakakaldık;

İskilipli Atıf Hoca  gibi yobazların

Organizesi İle,

"Yunan'a direnmeyin "

Bildirileri atıldı uçaklardan, Anadolu halkına,

"Düşman yürüsün Ankara'ya

Padişah-ı Şahane'nin  bildiği vardır"

Diyordu,

Utanmazca.

İskilipli Atıf Hoca'nın İngiliz muhipler cemiyeti adına yazdığı bildiride.

Bu bildiri yüzünden kafasını almıştır

İstiklal mahkemesinde,

ALİ ÇETİNKAYA.

Bu eski-köhne sahte ingiliz uşakları

Kahraman gibi tanıtılıyor bu zamanda.

Aklım karışık.

Bu karışık akılla , Osmanlıda çürümenin  başladığı zamanları

Bu zamandaki aydınların bakışı ile çürümeyi

Analiz etmeye  çalışacağım bu yazıda...

Çürümenin ana mikrobunun

Rüşvet olduğunu izaha çalışacağım.

               

28 Kasım 1534 de Muhteşem Süleyman girdi Bağdat'ta.

 Tüm acem mülkünü  ve  Azarbeycan'ı bağladı Osmanlıya.

Bayat boyu Türklerinden Fuzuli,

70 beyitlik, Bağdat Kasidesini sundu

 Kanuni'ye.

"Geldi burç-i  evliya-ya padişahı-nam-dır."

Diye başlıyordu. Güzel bir kaside idi.

Mükafaatı  verildi.

Kanuni Fuzuli'ye günde 9 Akçe maaş bağladı.

Bağdat Vakfınca maaşı ödenecekti.

Döndü geldi Kanuni İstanbul'a.

Fuzuli maaş için Vakfa uğradı.

Beyni dolu, hırpani kılıklı bu adamı, yani  Fuzuli'yi dikkate almadı ,

Zamanının

Vakıf yöneticileri .

Meşhur şikayetnamesini  yazdı Fuzuli,

"Selam verdim rüşvet değildir,  deyü almadılar!.."

Diye başlayan .

Anlaşıldı ki topluma rüşvet virüsü girmişti.

Osmanlının en muhteşem çağında...

Bu  virüs devletleri yıkan kanser virüsüdür.

Yine,

Fuzuli'den sonra yaşayan 1605'de Şam'da ölen Bağdatlı Ruhi,

Bağdat'ta Eyübi camisine sabah namazını

Kılmak için gider.

Halka olmuş bir kalabalık görür, bu kalabalık heyecanla, zikrederek halvet olmak üzere,

 40-50(çil-ü penca) deyü tesbih çekiyorlardı.

Sorar:

"Dilinizde Allah ve Peygamber adı yok. Bu nasıl namaz" diye;  

İçlerinden birisi

"Birazdan şehrin valisi gelecek, ses çıkarma.

Garibana en az 40-50 altın ihsan(yardım) eder

Sabret otur yanıma "der.

Anlaşılır ki,

Din din olmaktan çıkmış,

Açıkgözlerin tembellerin -asalakların  gelir kaynağına  dönüşmüş.

Tarihte çok Tanrılı dinler dahil ;

Sümerlerden beri görülmüştür ki  ,

Kahinler - Dini örgütler güçlendiği zamanlarda

Halk fakirleşmiş, Dindarlaşmış . Tanrıyı bir

Sevgi ögesi değil-Korku unsuru olarak algılamış.

Bu algı halkın açıkgözlerce ,sömürülmesini sağlamıştır.

Halbuki, Tanrının sevgisi, gücünden fazladır.

Ahmet Yesevi ve Yunus çizgisi, Tanrı'yı

Sevgi ögesi olarak algılamıştır.

Osmanlıda ,Yunus Emre okumak yasaklanmıştır.

Taa 1937'de Burhan Toprak, Yunus Emre'yi ortaya çıkarıncaya kadar.

17 yüzyıl Osmanlıda medreselerin yozlaştığı ,

Dini yobazlığın doruğa ulaştığı yüzyıldır.

Bu yüzyılda dini yapı körüklendi, medreseler güçlendi.

Din anlayışı ikiye bölündü.

Bir, tamamen uhrevi

İki, biraz dünyevi

Dünyeviler  Tekkelerde örgütlendi.

Uhreviler Medreselerde örgütlendi.

Medreseler tam dünyevi idi.Uhrevi görüntüsü veriyorlardı.

Örgütlü ve zengindiler.

Medrese "Kini ,Tekke" Sevgiyi" esas alıyordu.

Sünni Şeh Galip.

"Meyhaneye gel kim -orada ne riya var nede mürai"

                                                                                              Demiştir.

Canına tak ettirmiştir,  Bu aydın görüntülü medreseliler

                                                                                 Galib'in.

Meyhane Tekke demek.

Tekkeler halkın itibar ettiği , Tanrıyı kendinde ve yaratılanda arayan bir anlayışı geliştirdiler.

Medresede yetişen "ulama", düşman belledi ,bu  kurumları ve mensuplarını.

Mensuplarının öldürülmesi -Kurumların yıkılması üzerine mücadele verdiler.

 Medrese mensupları  kendi içinde de çeşitli dini anlayışlara bölünüp kavgaya tutuştular.

Medresede , matematik -felsefe -astronomi dersleri kaldırıldı.

Fıkıh hakim ders olarak kaldı.

Medreselerde  Kadızadeler  denilen bir sülale

Burokrasiye hakim oldu.

Enderun bozuldu.

Kötü giden ekonomiyi; yağmayan yağmuru,olan depremi,

Şeriata uymayan,  günahkar kullara bağladılar.

Güya şeriat etrafında kenetlenip,Kafir avına çıktılar.

Camilerde -Halk arasında, esnafla  ve medresede örgütlendiler.

Tasavvuf ehline gönül ehline  savaş açtılar.

18 yıl mevleviliği yasakladılar.

Mevlevihaneleri yıktılar.

Şeyhülislam fetvalarıyla ,

Tekke mensuplarını kafir ilan ettiler

Muhteşem yüzyıl Şeyhülislamı Ebu suud efendi.

Tekkelerde;" Kıldan ince kılıçtan keskince köprü yaratmışsın, kulların geçsin diye

Yiğit isen sen geç o köprüden  A Tanrı"

Diyen Yunus ilahilerini okuyanların katlı vaciptir"

Diye fetfa verdi.

Bir acı ve kan deryasına döndü Anadolu Din adına -Tanrı adına

O zaman.

Ahlaki yapı öyle çürüdü ki;

Şeriat ehl-i bir medreseli,

Güzel bir delikanlı ile, cinsi münasebette bulunurken

Çocuğun ipek uçkuru , bacağına dokundu

Medreseli ,"Topla ulan uçkurunu, bacağıma dokunur

Mübarek vücuduma haram değmesin" der.

Abdulbaki Gülpınarlı anlatır bu iğrenç olayı

"Mevlanadan sonra mevlevilik " adlı eserinde (sf.161)

Padişahlar bile,Hangi tarikat güçlü? Hangisinden olmalıyım, diye ikilem içindeydi

O zaman.

1648 yılını yaşarken Osmanlı ,

Deli İbrahim eşi Turhan  sultan oğlu IV.Mehmet 7 yaşında padişah oldu

OSMANLIYA...

Dini yozlaşmanın en üst seviyesini

Yaşıyordu toplum.

Kadızadeler  sülalesinin  örgütlediği ;

Medreseler - Camiiler  ve fakir halk gurubu ve  varlıklı esnaf,

Dış biliyordu. Aydınlık düşünceye  ve ileri bakışa...

Diyorlardı ki;

"Asr-ı seadette  dönelim. Toplumun mutlu zamanı  o zamandır.

 Dine sonradan sokulan uydurmalar kaldırılmalı.

Müzik eşliğinde Kur'an olmaz.Mevlevilik ve Tekkelerde müzik olmaz.

Ezan ve mevlid makamla okunmaz.

Nafile namaz olmaz.Camilerde birden fazla minare olmaz.

Türbe ziyaretleri olmaz. Felsefe -Matematik günahtır.

Kaşıkla yemek yenmez.Peygamberimiz yemiyordu. Sünnete uyalım.

İçki ve tütün içenler ipek ve altın kullananların katli vaciptir.

 Vahdet-i vucud ilkesi yanlıştır.  Sapıklıktır. " Diyorlardı .

Halkı şartlıyorlardı ve halk şartlandı.

Halka dayandılar, esnaftan destek aldılar.

Yeniçeriler  "Bektaşi" olunca üzerlerinde etkili olamadılar.

Böyle karanlık karışık bir anda Turhan Sultan tam yetki ile

Köprülü Mehmet paşa'yı sadrazam yaptı.

Akıllı bir tedbirdi bu, İbni Haldun üç nesil  kuramında

Üç nesildir devletlerin ömrü, akılcı tedbir alınmazsa,  üç nesil

Sonra devlet yıkılır, Formülünü  bulmuştu.

Gerçekten de her 100 yılda

Devletler buhran yaşar,

Sosyolojik bir kanundur bu.

Devlet yıkılıyordu. Akılcı tetbiri aldı.

Turhan Sultan.

Yeniçeri'nin  desteğini alan köprülü

Bu kara belayı yok etti Osmanlı ufkundan

2 Ekim 1657'da .

16. Asır Türk çağıdır.

Doğuda Babür- Batıda Osmanlı

100 yıl sonra iki imparatorlukta

Aynı hastalığa yakalandı.

Osmanlıdan Türkiye devleti çıktı.

Babür imparatorluğu yok oldu.

Akılcı tetbirler alamamıştı.

Osmanlıda bu toplumsal olaylar olurken

Batıda,

İngilizler buhar makinesini buldu.

Gemilerde kullandı. Yeni dünyaların keşfine başlandı.

Kopernik, Galile, Newton önemli buluşlar yaptı.

Sponoza akıl çağını başlattı.

Batıdaki kilise karanlığıda aralanıyordu.

Papaz- imparator baskısıda, halkın aydınlanmasıyla tarihe karışıyordu.

Fransız ihtilaline zaman aralanıyordu.

 1789 Fransız ihtilali insanlığın, uyanışı -Akıl çağının kurumlaşmasıdır.

Bizde akıl çağının tekamülü

1- II.Mahmut kımıldanması

Çocukça batı yanlışı devrimler

Fes giymenin mecbur tutulması gibi

2- Tanzimat -  1839

3- Islahat Fermanı - 1856

4-  I.Meşrutiyet -  1876

5- II.Meşrutiyet   - 1908

6- Cumhuriyet    -  1923

                               Devrimleri

 Toplumsal hareketleriyle  yaşadığımız  Aydınlık  Anı oluşturabilmiştir.

Aydınlığın kıymetini bilelim.

Aydınlıkta yaşayalım.

                                                                                             

 

MAKALE Yorumları