Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

26.02.2018

Okunma Sayısı

1232

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Türkler İslamiyet’i Nasıl Kabul Etti?-2

Önceki yazımıza çık önemli bilgiler içeren yorumlar yapıldı. YAZIYI yorumlarıyla birlikte okumak yararlı olur. 
***
İkinci yazımıza bir soru ile başlayalım:
Osmanlı İslam'ı Yaydı mı?
Türk milleti İslam'la tanıştıktan sonra, bu dinin yayılması için "İslam'ın Bayraktarı Türklerdir" ifadesi öne çıkarıldı. 
Bu konu tartışmalıdır. 
Aslına bakarsanız bu tamamen sloganımsı bir yakıştırma olduğu da sayılabilir. 
Neden mi? 
Osmanlı Anadolu'da bir beylik iken, Avrupa kıtasına yönelmiştir. Osmanlı’yı güçlü kılan faktörlerden biri denize açılmış olmasıdır; deniz gücü, imparatorluğun önemini arttırır.
Amaç, daha güçlü olmak, daha zengin olmak, daha çok kazanmak... 
Osmanlının amacı hiç bir zaman İslam'ı yaymak olmadı. İddia edenler ya bilmiyorlar, ya da bilerek yalan söylüyorlar, ya da kasıtlı olarak kandırmaca yapıyorlar. 
Buralardaki fetihler sonucunda, vergi ve ganimetle geri dönmüştür. 
Balkanları düşünelim; en etken olduğu toprakları düşünelim.
Balkan coğrafyasına yaptığım yeni kültür inceleme gezisinde, Balkanlardaki İslam motiflerini yansıtan TOHUMUN, askeri güçle, savaşla değil, Bektaşi Erenler’i tarafından ekildiğini gördüm. 
Bunun örneklerini Mostar’da, Kalkandere’de, Kosova’da görmek mümkündür; örneklerini görerek, diyalog kurarak şahit oldum. 
Bugün orada İslam motifli topluluklar hala yaşıyorsa, bu Bektaşi Eren’i insanların emeklerinin ürünüdür.
Bunların da yaşayıp çevre edinmesi Osmanlı’nın arka planda olması nedeniyle destek olmuştur.
Diğer bir soru:
Osmanlı hanedanlığı kimleri müslüman yaptı?
Yunan halkını mı, Bulgar halkını mı, Sırp halkını mı, Arnavut halkını mı, Makedonları mı Müslümanlaştırdı? 
Hayır. Hiçbirini!
Balkanlardaki Müslümanların kökeni, çoğunlukla Anadolu'dan buralara zorunlu göçle yerleştirilmiş Türklerin öncülüğünde gelip çoğalan Müslüman topluluklardan oluşmaktaydı. Canlı örnek; Kosova’daki “Mamuşa” kasabası...
Bunların arasında "Boşnak" ve "Arnavut" dediğimiz insan toplulukları farklı şekillerde etkilenerek İslam'ı kabullenmiş olabilirler!..
***
Diğer bir husus ise, Yavuz'un iki doğu seferi, 4. Murat'ın yine iki doğu seferi İslam'ı yaymaya yönelik değildir. 
Her şeyden önce Osmanlı bir İslam devleti, dini kurallara göre yönetilen bir devlet sistemi değildir. Bir aile hanedanlığına dayalı bir sistemdir. 
Osmanlıda, Türklük şuurunu unutturmak, hatta yok etmek için Arapçılık, mezhepçilik öne çıkarılmıştır. 
Din örtüsüyle süslenmiş bir sömürü düzeni vardır Osmanlıda; övünmek, kendini büyük gösterme kompleksin egemen olduğu bir zihniyetin oluşturduğu düzendir. Gerçek anlamda sömürgeciliği de becerememiştim. 620 sene hüküm süren
Üreten toplum değil, tüketen toplumdur...
***
Osmanlının ilk 300 yılı kısmen, iyi ve başarılı, son 300 yılı tamamen başarısızlıklarla dolu geçmiştir. 
En çok toprak kayıplarının yaşandığı padişah dönemi ise, bizim muhteremlerin yere göğe sığdıramadıkları II. Abdülhamit dönemidir.
***
Anadolu'da Osmanlıdan geriye kalan miras, bir kaç cami, han ve hamamdan ibaret olduğunu kaynaklar yazar. Kaynaklara bakmadan da anlaşılır; yaşadığınız yöreye bakınız; farklı bir şey görecek mısınız? Bunlardan öte tek çivinin çakılmadığı Anadolu'nun çilekeş insanı ve yorgun toprağı kalmıştır geriye. Onun da işgal edilmesi, Osmanlının yine bıraktığı mirastır.
***
Anadolu bozkırı üzerinde onurlu bir ulus devlet olan Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.
İstiklal Savaşında İngiliz mandasını isteyen, “İngiliz Muhipler Cemiyeti” kurucusu, üyesi ve Kuvva-ı Milliye karşıtı İskilipli Atıf Efendi’ye kalınsaydı, Türkiye Cumhuriyeti diye bir Devlet olmazdı. Belki bugün ortalığı toz dumana boğan din tüccarları da olmazdı, ama yine de esaret altındaki bir Türkistan olmadığımız için şükrediyoruz.
***
İslamiyet’in Türkler tarafından kabulünden sonra yayılarak yükselişinden şüphesi olan yoktur. Ancak, bu, Türkler sırf İslam'ı yaymak için savaşmadılar. Osmanlı hanedanlık sistemindeki yapı buna iyi bir örnektir.
Özellikle inanç sisteminde "örnekinsan” temsilcileri oldu Türkler… 
İyi işler yapan insan oldular; sadık, doğru, adil "kul" oldular. Bu değerler inanç sistemi içinde kurumsallaştırdılar. 
Nitekim Balkanlardaki Bektaşi öncü Erenler’in bıraktıkları nefesle yeşeren toplumun bireyleri İslamı bu örnek rol modellerden görerek, öğrenerek kabullendiler.
***
Zaman içinde bu inanç sisteminden Türk Milleti zarar görmeye başladı, birçok iftiralara da uğradı, buna rağmen insanlığın yaradılış esprisine ters gelen iddiaların ortalıkta dolaşmasına Türk halkı taraftar-aracı olmadı.
Kur’an’a karşı saygılı oldu, kutsal kelamın ortaya koyduğu tavra, sosyal hayat için vaaz ettiği emirlerle bazen ters de düştü, bu terslik Türk Milletinin kusuru değildi, sonradan İslam’a monte edilen Emevi Arap gelenekleriydi, yani uydurulan dinin Türk halkına yamama isteğiydi, tehlikeli olan da buydu. Halkımız bundan çok zarar gördü ve halen de görüyor.
***
Din Marketçiliği...

İslam adına kurulan düzen aldatmacaydı, uydurma dindi!..
Sosyal hayatın kurallarına, insan haysiyeti ve aklın egemenliğine, insan hayatına, hürriyetine taraf oldu Türk milleti, bu gidişattan rahatsız...
Uydurma din aklı, felsefeyi ve sorgulamayı ret ediyor, yasak ve korku üretiyor. 
***
Türk halkı, ruhun egemen gücü, vicdan varlığının denge terazisi, tartı aleti oldu. 
Zira Türk’ün vicdanına Yüce Yaratan’ın nazarı, sesi nüksetti. Din tüccarlarının kararmış, ışıktan mahrum vicdanların verdiği zararlara Türk halkı çok dayandı, sabretti. 
Şimdilerde ise temelden zarar vermek için sinsice strateji uyguluyorlar; İslam’ı Türk milletine karşı “silah olarak” kullanıyorlar, açıkçası "kökten zarar" veriyorlar. 
Rağbet gören din marketçiliğidir.
***
Toplumda egemen kılınan din anlayışı Türk milletenin ilk kez kabullendiği İslam değil, Satuk Buğra Han’ın kabul edip Türk dünyasında yaydığı İslam değil! 
Kur’an’la indirilen İslam da değildir. Uydurulmuş, menfaat aracılı Emevi zihniyetli Araplaştırılmış din… 
Halkımız bundan çok zarar görüyor. 
Farkında olmadan da Emevi zihniyete, Ehli Beyt katili Maviye’ye, Yezid’e hizmet ediyorlar!
Bunun farkına varmalı Türk milleti. 
İşin sonu felakettir. 
Birileri Muaviye’den, Yezit’den görevi devraldılar. Surat-ı haktan görünüp halkı kandırıyorlar, Allaha eş (şirk) koşuyorlar. Alet olan da, yardım eden de, destek veren de günah çukuruna yuvarlanıyor... 
***
Cumhuriyetle Var Olmak

Bugün, cumhuriyetin nimetleri ve kazanımları sayesinde muktedir olan muhteremler, minnet duymaları gereken cumhuriyetin simge harflerini ve onu kuran iradenin liderinin portresinin yer aldığı “Devlet madalyası” türlerinde kaldırdılar. 
90 yıldan beri Cumhuriyete ve Mustafa Kemal Atatürk’e karşı biriktirilen nefretin, kinin eseri olduğunu söyleyenler var! 
Bu, doğru maalesef! 
Yeni bir esaret rejiminin adını sözde “İleri demokrasi” koyarak, Türk halkını kandırmaya devam ediyorlar. 
Eğer bu millet hâlâ uyanmıyorsa, uyumaya devam ediyorsa, “köle” olmaya razı ise, “X” olma madalyasına layık görüyorsa kendine söylenecek sözümüz olamaz! 
***
Sonuç olarak:
Yalancı, hırsız, düzenbaz politikacıların can simidi her zaman "din" olmuştur. 
İlginç olan bir nokta da, sömürenler, toplumun kaymağını yiyen yandaş ve köşe kapıcılar, her ne hal ise, bu dünyada sömürülerek cehennemi yaşayanların umudu yine "din" oluyor. 
Politikacı onunla aldatıyor. 
İkbal için, mevki için, din temelli "cehennem" korkusunu dayatarak, aynı zamanda kurdukları sömürgen sistemin güvencesi olmaktadır. Dikkat edilirse, Ortadoğululara tebliğ edilen üç temel dinin de (Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık) en büyük günah saydığı husus, ‘sorgulamak ve isyan etmektir.’ 
Dini sorgularsan, yalanlara isyan edersen "cehennem" hazır bekler sizi! 
Onun için politikacılar din konusunu "netameli bir konu" olarak bildikleri için, halkın da isyan etmeyeceği için seçim silahı olarak kullanırlar. O nedenle insanların din marketçiliği ve din ticareti hakkında yorum yapmalarından çekinirler. 
Eğer "HAYIR" diyorsa "günah" sayılacağı yönünde telkinlerle beyni yıkanmıştır. 
Birey rüştünü ispat etmeli yeniden, şahlanmalı ve geleceğine sahip çıkmalıdır. 
Diktatör olma hevesine kapılan cahil zümrelere, fikri direnişle karşı çıkmalıdır. Demokratik hakkı olan ve en büyük etkili silahı olan "OY" unu isabetli, doğru yere vererek, mutlaka "HAYIR" diyerek göstermelidir… 

MAKALE Yorumları