Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
TAYLAN ERTEN
ANKARA MEKTUBU
mail_outline : taylanerten1907@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

21.02.2018

Okunma Sayısı

1198

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Türkiye’nin gerçek sorunları büyürken…

Siyasetçilerin neredeyse günün 24 saatinde gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına “takallüs etmiş” suratlarla yansıttıkları güncel politik gündemin arka planında Türkiye’nin gerçek gündemi gizli. Gerçek gündem, dünün değil; bugünün, yakın geleceğin sorunlarından oluşuyor.

Ne ki, siyaset kadroları bu gündemin çok uzağındalar. Fikri anlam ve derinlikten yoksun, kendileri dışında herkesle hesaplaşmaya, birbirlerine cevap yetiştirmeye, toplumu politik kamplara bölmeye dayalı kaba ve küfürbaz bir siyaset dilinin ülkenin kemikleşmiş ana sorunlarıyla ilgisi tamamen kopmuş durumda.

Yoksulluk, işsizlik, yolsuz zenginleşme, ekonomide tıkanma, eğitimde, bilimde hızla gerileme ve gericileşme, küresel ilişkilerde oradan oraya savrulma, bunların ülke geleceği üzerindeki etkileri, ileride yol açabileceği ve bu zamanın siyasi kafasıyla algılanması, anlaşılması, kavranması mümkün görünmeyen olası olumsuz sorunlar ve sonuçlar…

Bütün bunlar, Türkiye’nin ağır ve çözümsüz sorunlardan oluşan gerçek gündeminin üzerine çökerken bambaşka bir dünya, bambaşka bir ekonomik iklim, bambaşka bir siyaset tarzı oluşuyor. Biz oralarda yokuz!

NERELERDEYİZ?

Güncel siyasetin insanı “mankafaya” çeviren kuru gürültüsü, içinde yaşadığımız dünyanın akıllara ziyan evrilişini ve bu müthiş dinamik hareketin ülkemiz üzerinde yaratacağı “dönüştürücü” etkileri algılamamızı, anlamamızı, kavramamızı önlüyor.

Toplum çoğunluğunun günlük yaşamın ağır yükünü omuzlamanın ötesinde zaten böyle bir derdi ve talebi yok! O nedenle, bildiğimizin ötesinde bambaşka bir dünya oluşurken, bizim nerelerde durduğumuzu merak eden, sorgulayan, iktidar ve muhalefet kadrolarından cevap isteyen ”kitlesel” bir ağırlık da yok!

“Herkese Bilim Teknoloji (HTB)” dergisini okur musunuz, bilmiyorum. Dünyanın bilimsel ve teknolojik evrilişini; ülkemizin hâlini, gidişatını merak ediyorsanız, tavsiye ederim. Zihinleri havalandıran, göz merceklerini şeffaflaştıran, algı sinir uçlarını keskinleştiren haber, yazı ve analizleriyle okuyanı bambaşkalaşan dünyaya, evrenin derinliklerine götürür. Okurken kendinize “Biz bu evrilişin neresindeyiz?” diye sorarsınız. Cevap: “Peşinden sürüklenmekteyiz” dir!

NEDEN?

Siyaseti bir tarafa bırakalım. Nasıl olsa, durumu umutsuz! Bilim ve teknolojiyle ekonomi arasındaki ilişkiye bakalım. Küresel ölçekte olağanüstü gelişmeler, buluşlar, ürünler bu ilişki zemininde gerçekleşiyor. Ekonomi politik rekabet bu zemin üzerinde şekilleniyor.

Bilim ve teknolojik gelişmenin temeli çağı yakalayan değil, ilkokuldan itibaren çağı aşan bir eğitim-öğretim yapılanması. İfade özgürlüğü. Özgür üniversite. Özgür bilim ortamı. Özgür bilim insanı.

Bilim üretim kurumlarıyla ekonomik yapı arasında etkileşimli ilişki kanalları. Bilimsel çıktı talep edebilen, çıktıyı ürüne dönüştüren sanayici. Teknolojiyi hazırlop kullanan değil, teknoloji geliştiren sanayici.

Türkiye ekonomisi bu nitelikte geri besleme yapısına sahip mi? Değil. Üniversiteleri özgür mü? Değil. Dünya sıralamalarında 300-500 aralığına girebilen birkaçı dışında üniversiteleri gerçek üniversite mi? Hayır. Bilim insanları el üstünde tutuluyor mu? Hayır. Sistemli destekleniyor, geniş araştırma imkânları sağlanıyor mu? Hayır. Dövülüp sövülüyor, işinden atılıyor, iktidar gibi düşünmediği için mahkemelerde süründürülüyor mu? Evet.

DURUM

Uzun lâfın kısasından gidecek olursak, bütün bu hayırların toplamından şöyle dramatik bir durum çıkıyor: Türkiye’nin TV cihazı ihracatı son 5 yılda yüzde 35’e gerilemiş. Sebep, üretemediği panelleri ithal ettiği Uzakdoğu ülkelerinin rekabetine dayanamadığı için!

Çünkü, ekonominin önüne inşaatı koşar, kaynakları taşa, toprağa, ranta yatırırsanız, önce sanayi bilincini köreltirsiniz. Sanayici köfteciliğe, ,AVM’ciliğe soyunur. Ya da, elinde ne varsa orada demirler!

Türkiye ekonomisinin vaziyeti bu. Bu vaziyetin açık hâli, doğal kaynak-düşük teknolojiye dayalı sanayidir. Sanayi son 15 yılda bu üretim yapısından bir adım ileri gidememiştir. 1990 yılında toplam katma değer payı yüz de 35 olan doğal kaynak esaslı üretim, 2013 yılında yüzde 40,2’ye çıkmıştır.

Doğal kaynak- düşük teknolojili üretimin katma değer payı 1990 yılında yüzde 73,6 iken 2013’te 67,3’e gerilemekle birlikte, aşırı yüksekliğiyle dikkati çekmektedir.

Peki, sıradan teknoloji ürünü hâline gelen TV cihazlarına üretemediği paneli, ihracatı 100’den 35’e düşen yerli sektöre kimler satıyor? Sanayilerini orta-yüksek teknoloji eksenine oturtan Asya-Pasifik Ülkeleri. Yani, Uzakdoğulular!

-------------------

Veriler için kaynak: HTB, Müfit Akyos, sayı 98; Bayram Ali Eşiyok, sayı 91.

 

MAKALE Yorumları