Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

30.04.2016

Okunma Sayısı

1542

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Terör Örgütüne Yardımcı Olmak...

Güneydoğu Anadolu Bölgemizde terör örgütünce 'kurtarılmış alan' ya da 'etnik kanton' oluşturma hamlesini yapma şansını kim verdi?

Terör örgütüne bu şanı sağlayanlar kim?

Terör örgütüne göz yumanlar kimler?

Devlete isyanın, kentlerde iç savaşa hazırlıkların yapma hazırlığını yapan bu canilere ses çıkarmayan hangi iktidar?

Tüm bu soruların karşılığında tek cevap vardır; maalesef bu ülkenin başındaki 14 yıldan beri idareci olanlardır.

Bu güne gelişimizin hikâyesi terör örgütüyle Oslo'da başlayan pazarlık tutanaklarında tutun, Habur rezaletine, Dolmabahçe mutabakatına ve nihayet "çözüm süreci" olarak ifade edilen 'yıkım sürecine' getirilen ülkem Türkiye...

Bu kadar kısa bir özetle yaşadığımız olayların bir geri sarılması...

Türk Silahlı Kuvvetleri bu "süreç" zarfında iktidarın tayin ettiği vali ve kaymakamlara yüzlerce yazılı başvuru yaparak terör örgütünün kentlerde silahlı yapılanmasına izin istemelerine karşılık, iktidardakilerin; "dokunmayın, karışmayın, görmeyin" mealindeki engellemeler nedeniyle Türkiye bu hale getirildi.

Bunun anlamı 'terör örgütüne yardım ve yataklık' yapmaktır...

Türk Ceza Kanunlarında bu ihanetin karşılığı vardır.

Terör örgütün işi terör yapmak, bunda yadırganacak ne var ki?

Karanfil mi atacaktı?

Adamların işi Ülkeyi parçalamak, vatanın, milletin birliğini bütünlüğünü bozmak...

Hedefleri bu...

Böyle bir hedefi olandan merhamet mi beklenir?

İktidarların görevi nedir?

Niye vardır hükümet?

Devleti soymak için mi?

Çatışmaya ara vermeden 24 saat yiğitçe vatan ve bayrak için savaşan asker ve polisimizin onlarca şehidinin vebali ve terörün dirilmesinin suçlusu, bu idarecilerdir.

Bunlar suçludurlar.

Suçlular, 14 yıllık iktidardaki hükümetleridir.

***

Aylar süren sokağa çıkma yasağı ve buna rağmen işgal edilmiş mahalleye giremeyen güvenlik güçleri...

Belli ki bir yerlerde yanlışlıklar yapılıyor.

Bu güvenlik güçleri aynı amaç, inanç ve güven bütünlüğü içinde olması beklenir ki devlet adına vatan düşmanlarını temizlesin.

Terörle mücadelede Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve İçişleri Bakanın uyumlu çalışması gerekirken, bir de sorumsuz sorunlu birileri ayrıca devreye girerek hâlâ "ego" tatmini peşindeler...

Bu hal ülkede "çift başlılık" yaratıyor. Bunu duymak ve görmek, mide bulandırıcı...

***

İşin gerçeği, devleti idare ettiklerini sanan bu zihniyete karşı vatandaşın da, bürokratın da, askerin de, polisin de güveni yoktur.

Devleti idare edenlere karşı güven bunalımı vardır.

Bu işlerin 'hamaset nutuklarıyla' olunamayacağını anlamış değiller hâlâ...

Halka yalan söyleyerek, devletin kasasından israf saraylarını kurup içinde sülaleyi taallukatla yandaş yağdanlıkları barındırmakla olmuyor işte.

Devlet aklı, devlet geleneği, milli bilinç, tarih bilinci, düşünme ve öngörü yeteneği gerekir devlet idare etmek için...

Elde kutsal kitaplar, ardında kamera ordusuyla cami kapılarında "din ticareti" yapmaya benzemiyor 'Devlet adamı' olmak...

***

Akçeli Aldatma...

Bazı vatandaşlara 'seçim akçesi' dağıtarak ikbal peşinde olan, imzasız mektupları ihbar sayıp vatandaşı işinden, görevinden eden bir zihniyet, terörle mücadele eden bir taburun kumanyalarının gönderilmemesinin anlamı nedir?

Muhteremlerin zıhlı araçları okyanus ötesine özel kargo uçaklarıyla nakli için "ödenek" var ama terörle savaşan asker taburun kumanyasına "para yok" öyle mi?

Türkiye 'kıtlık' yıllarındaki duruma mı düştü?

Halkı aldatmak ve lafazanlıkla kandırmak için bir ön hazırlık değilse nedir?

Şu ifadeyi, tek kelime ile izah etmek mümkündür ancak terbiyemiz buna el vermiyor.

Savaşan yiğit asker taburun gıda ihtiyaçları iletilmiş, ama bu şikâyetleri duymaya vakitleri yokmuş muhteremlerin, çünkü birilerine devletin kaynaklarını aktarmanın hileleri, ihalelerde alınacak yüzdenin pazarlığı mı vardı ki vakitleri olmadı?

Askerin kumanyası yokmuş, kimin umurunda?

Bir de demezler mi ki "...isterlerse havyar da gönderelim..." gibi basında yer alan ifadelerin ayıbı nereye sığar?

Gönül arzu ederdi ki söylenmemiş olsun...

Utanç verici...

Ama bilinçli olarak sarf edildiğinden hiç şüphem yoktur; yanaşma medya o kelimeyi manşete taşıyıp, "bakınız bizim muhterem askere havyar bile yollayın" dedi, dedirtmek için tasarlanmış düzenbazlığın düzeni...

Şimdi söyler misiniz, böyle bir kafa yapısına kim güvenir?

MAKALE Yorumları