Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
YAVUZ ALİ SAKARYA
MELTEM ESİNTİSİ
mail_outline : yavuzalisakarya@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

02.07.2018

Okunma Sayısı

516

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Sivas Madımak Olayları ve Sonrası

2 Temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği'nin düzenlediği Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında kent merkezinde bulunan Madımak Oteli’nin yakılması ile ikisi otel çalışanı, 35’i yazar, şair, halk ozanı ve sanatçı olmak üzere toplam 37 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu yobazlar eliyle kültür ve sanata vurulmuş büyük bir darbe, sanatçıların yaşamına toplu biçimde son verme gayretkeşliğidir.

Madımak, ülke çapında gericiliğin hortlatılması adına belli çevreler tarafından kotarılmış bir toplu katliamdır, sıradışı bir insan kırımıdır. Farklı düşünenlere bir gözdağı verme girişimidir. Hafızalarda hep kalacaktır.

Sivas Madımak olaylarının sözde nedeni, yazar Aziz Nesin’in Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” adlı kitabını Türkçeye çevirttirip “Aydınlık” Gazetesinde tefrika ettirmesi olarak gösterilmiştir. Bu görüş, bizi Sivastaki tepki olaylarının din eksenli bir kalkışma hareketi olduğu, en azından bir prova niteliği taşıdığı sonucuna götürebilir.

Olayları başlatan kıvılcımın adı geçen kitabın Türkiye'de bölüm bölüm yayımlanması ve olay henüz çok gündemde iken tepki alan Aziz Nesin’in Pir Sultan Abdal şenliklerine bizzat katılması ve orada da bir konuşma yapması idi, denilmektedir.

Sivas olaylarının ardındaki asıl gerçek ise, merkezi ve yerel yönetim zayıflığı, güvenlik güçlerinin olayları önleme konusunda yetersiz kalması ve zafiyeti olduğu kadar, gerici ve yobaz çevrelerin din devleti isteyen kalkışma girişimleridir. Şeriat yolunda atılan bir adım, aslında gerici bir isyan deneyimidir. Resmen bir kalkışma hareketidir.

Madımak kırımında yaşamını yitiren 37 kişi arasında araştırmacı yazar, Asım Bezirci de vardı.

Asım Bezirci, ortaokul ve liseyi parasız yatılı olarak Erzurum Lisesinde okudu. Lise son sınıfta iken sınıf arkadaşı ünlü eleştirmen ve yazar Fethi Naci idi. Üniversite okumak için iki kafadar, birlikte İstanbul’a gittiler. Her ikisi de çok parlak öğrencilerdi ve edebiyata ve yazmaya aşırı tutkundular.

Yüksek öğrenim görmek üzere Asım Bezirci, Edebiyat Fakültesini, Fethi Naci ise İktisat Fakültesini seçti. Ayrılacaklarına çok kızan Asım Bezirci, arkadaşı Fethi Naci’ye gerçekten kızarak, “ Demek, Edebiyata sırt çevirdin, sen bir hainsin” dedi. Lafın altında kalmayan Fethi Naci de ona dönüp, espri ile karışık, “Sen Edebiyatı seçtin, bu demektir ki, ömür boyu aç kalacaksın.” yanıtını verdi.

Yaşadığı sürece 70 e yakın kitap kaleme alan Asım Bezirci aç kalmadı. Yakın arkadaşı Rıfat Ilgaz’ın yaşamını ve sanatını inceleyen bir kitap da yazdı.

Bu yazgı mı bilinmez ama, Asım Bezirci’nin Madımak’ta 36 kişi ile birlikte yakıldığı günden 4 gün sonra 7 Temmuz 1993 günü sevgili arkadaşı Asım Bezirci’nin ve Madımak kurbanlarının kaybına ve acısına daha fazla dayanamayan Rıfat Ilgaz da bir kalp krizi ile aramızdan ayrıldı. Yani 38 inci Madımak kurbanı da o oldu.

Rıfat Ilgaz bu acımasızlığa o kadar üzüldü ki, aydın insan, dünya tarihinde ilk kez aydınları bir binaya koyup yaktılar!” dedi. Büyük üzüntüsünü dile getirirken, Rıfat Ilgaz: “Madımak Oteli’ne sığınmış yüzlerce kişi, pencerelerden saldırganların oteli yakmaya çalıştığını izlemekte, korku içinde beklemektedir. Saldırganlar, can almadan ayrılmayacak gibidir. Karanlık çökmüş, elektrikler de kesilmiştir. Alevler, otelin giriş ve alt katlarını sarmaya başlamıştır. Sivas İtfaiyesi gecikmeli de olsa yangın yerine gelmiş, ancak saldırganlar itfaiyenin çalışmasını engellemişlerdir. Hortumlar kesilmiş, arabaların lastiklerinin havası boşaltılmıştır.” Dedi ve olaylara kahroldu. Ancak dört gün dayabildi bu sonsuz acıya Ilgaz hocanın sanatçı yüreği. Sanat büyük bir darbe almıştı. Yok yere çok sayıda sanatçı sessiz soluksuz kalmıştı.

Kimler yoktu ki bu insanlar aralarında?

MuhlisAkarsu, Dr. Behçet Sefa Aysan, Nesimi Çimen, Hasret Gültekin, Metin Altıok ve daha onlarca çiçeği burnunda insan, pisi pisine zamansız ölüme kurban. İşin özü Sivas olayları, küçümsenecek, ertelenecek, halının altına süpürülecek olaylar değildir. Kıssadan hisse çıkartılması gereken, gerçekten yüz kızartan olaylardır.

SONUÇLAR

Sivas olayları, Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde kurulan İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada bu kadar çok sayıda idam cezasının verildiği ilk dava olarak da adliye tarihimize geçmiş önemli bir kalkışma girişimidir. Birbirini izleyen ve hoş olmayan bir olaylar zinciridir.

Lamı cimi yok, kurgulanan ve yaşatılan olay, kesinlikle bir insanlık suçudur.

Asıl amaç, devrim eri Mustafa Kemal önderliğinde kurulan laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyetini yıkarak, yerine bir din (şeriat) devleti kurmaya yöneliktir.

Atatürk ilke ve devrimlerini kendi sömürü düzenleri için bir engel gören emperyalist (sömürgen) güçler, onların yerli işbirlikçileri, gericiliği hortlatmak isteyenler, etnik ve mezhep ayrımcılığını körükleyenler bunun arka planında yer alan ve olayları her fırsatta tezgahlayan sözde insanlardır. Ülkeyi bölüp parçalamak ve yutmak için fırsat kollayanlardır. Anadolu, tarih boyunca hep bu ihanet çetelerinin varlığı ile bilinir, bu tip olaylardan çok çekmiştir.

GENEL BİR DEĞERLENDİRME VE YAPILMASI GEREKENLER

1993 yılının 2 Temmuz günü yaşanan Sivas Madımak Olayları, Cumhuriyet tarihimizin dinsel kökenli olarak düzenlenen en büyük kıyımlarından biridir. Acısı geçmez, küllenmez, ama ders çıkartılırsa, sonraki muhtemel olaylar önlenebilir. Konuya yönelik olarak akılcı önerilerimiz şunlar olabilir:

İnanç konusu, laiklik ilkesi ışığında kul ile tanrı arasında bırakılmalı, dış müdahalelere kesinlikle kapatılmalıdır. Kimsenin dini, ibadeti kimseyi ilgilendirmez, üçüncü şahıslar devreye sokulmamalıdır.

Din konusu, kaşınmamalı, asla siyasete alet edilmemelidir. Rant kapısı yapılmamalıdır.

Devlet kesinlikle laik bir tavırla (din ve devlet işlerini net biçimde birbirinden ayıran bir tavırla) din ve mezhep çatışmasına yöneltecek davranışlarda yan tutmamalı, yöneltici ve zorlayıcı olmamalıdır. Sürekli olarak insanı, kültür ve sanatı yücelten, onu kucaklayan bir tavır içinde olmalıdır.

Sorgulayıcı eğitime ağırlık verilmeli, okullarda mutlaka felsefe, sosyoloji, mantık ve Yurt bilgisi dersleri okutulmalıdır.

Kültür ve sanata ağırlık verilmeli, geleneksel sanatların yanısıra evrensel sanata yönelinmelidir.

Gericiliğin hortlamasına izin verilmemelidir.

“Sivas cumhuriyetin kurulduğu yerdir, yıkıldığı yer de Sivas olacaktır.(!) gibi kenti ve kent insanını aşağılayıcı, küçük düşürücü söylemlerden kaçınılmalıdır.

Gerçek bir hukuk devleti olması gereken ülkemizin, hukuk devleti olarak cumhuriyet değerlerine dönmesi sağlanmalıdır. İnsan hakları güvence altına alınmalıdır. Laiklik ve Cumhuriyet ilkeleri asla tartışılmamalıdır.

Büyük devlet, vatandaşlarına karşı adil ve tarafsız olan, onların her durumda can ve mal güvenliğini sağlayan, koruyucu, kollayıcı devlettir.

“Bir musibet bin nasihatten iyidir” derler, şayet geçmişten ibret alınacaksa, çorum olayları, maraş olayları, Sivas olayları gibi tarih defalarca tekrar etmeyecekse, bu kadar sanat erinin kanı yerde kalmayacaksa, Devlet babanın insanını adam gibi eğitmesi, dinsel temellere dayalı olmayan eğitim olanağını, herkese eşit sağlaması gerekir. Kul yerine yurttaş yetiştirilmesine özen gösterilmelidir.

Türk ulusu, her bireyiyle, her yurtsever vatandaşı ile etnisiteye ve kafatascılığa prim vermeden, dini ayrımcılığı körüklemeden gerekli uyanık davranışı göstermeli, duyarlı ve bilinçli davranmalı, ayak oyunlarına ve kışkırtmalara asla gelmemelidir. Kenetlenmelidir. İnsanlar, toplumun gazına gelmek yerine bireysel sorumluluklarını bilerek hareket etmelidirler.

Terörün dili, dini, ırkı olmaz, yoluna kim çıkarsa, onu acımadan ezer, geçer. Ona olanak tanımamak, ortam yaratmamak, aracı olmamak gerekir.

Her türlü teröre karşı çıkmak, provokasyonlara (kışkırtmalara) göz yummamak, insana saygı göstermek, yaşam hakkına saygı duymak, işin özüdür. Tersine hareketlere her zaman hazırlıklı ve duyarlı olmak gerekir.

Sağduyu ve hoşgörü işin özüdür. Kendi düşüncemize gösterdiğimiz saygıyı başkalarının farklı düşüncelerine de göstermek, anlayışlı davranmak zorundayız.

Olayların geçtiği yer olan Madımak Oteli, gerçek bir utanç müzesi haline getirilerek, kötü sonuçları tüm dünya ile paylaşılarak, ibret alınacak bir hale getirilmelidir.

2 Temmuz haftasında Sivas katliamında canveren tüm güzel insanları saygıyla anıyor, güzel vatanımızda böylesi acıklı olayların bir daha yinelenmemesini gönülden diliyoruz. Bu çok özel ve anlamlı günde insana olan saygımızı altını çizerek bir kez daha vurguluyoruz. “Su uyur, düşman uyumaz. Aman ha!” diyoruz.

     

MAKALE Yorumları