Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. TUNCAY NEYİŞÇİ
HAVADAN SUDAN
mail_outline : tneyisci@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

02.12.2019

Okunma Sayısı

462

Makaleyi Paylaş

Sevimsiz Ekolojik Sorular

Tarihten coğrafyaya, çevreden ekonomiye sormadığımız, soramadığımız pek çok sevimsiz soru var. Bazı sorulara bulduğumuz, yakıştırdığımız sevimli görünen yanıtları sorgulamıyoruz. Oysa gerçek sevimlinin olduğu kadar sevimsizin de, doru kabul edilenin olduğu kadar yanlış sanılanın da dostu, sonucudur. Genel kanının aksine, gerçek ya da doğru tekil değil çoğul kavramlardır ve bu nedenle aynı soru ya da sorunun birden çok yanıtı ya da çözümü vardır.

Alın size tarihten bir örnek; “Matbaa neden Osmanlı dünyasına yüzlerce yıl sonra girdi?” sorusu. Genel yanıt hattatların işlerini kaybetme korkusu olarak dile getiriliyor. Sorgulamaya başlayınca; talep el yazmasıyla karşılanabiliyorsa talebin az olduğu, bunun nedenin de okuma-yazma oranının düşüklüğü ile ilgili olabileceği düşünülebilir. Bu durumda okur- yazar oranının düşüklüğünün pekala hattatların iş kaybetme endişeleri kadar gerçek bir seçenek olabileceği ortaya çıkar. Aynı dönemde aynı toplumda, yasak olmasına karşın, alkollü içkinin ortalıkta dolaşıyor olması talep olduğunda, talebin önüne geçmenin kolay olmadığını göstermez mi? Matbaa talebinin yeteri yoğunlukta oluşmamış olmasında Arap harfleriyle Türkçe okuma-yazma öğrenmenin çok zaman alıcı (iki yıl) olmasının etkisi ne olmuştur? Bunlar ve benzeri sorular sorulup olası yanıtları araştırılmaya başlandığında gerçeğin, doğrunun ne denli çok olabileceği kavranabilir. Doğru ya da gerçek dediğimiz ve peşinden koştuğumuz tüm tekil yanıtlar çok yanıltıcı olabilir.

Çevre sorunlarından bir örnek; “Doğayı tahrip eden, yaşanmaz kılan canavar insan mıdır?” sorusu. Aslında bu, diğer olasılıklara açık kapı bırakan bir soru olarak değil, genellikle “insandır” biçiminde tartışmasız bir gerçek olarak dile getirilmektedir. Doğanın korunması için içtenlikle çabalayan gönüllü çevre (ekoloji) derneklerini kuranlar, üyesi, destekçisi olanları, çözüm olarak ileri sürülen yenilenebilir “çevre dostu” enerji kaynaklarını (güneş pilleri, rüzgar tribünleri) üretenleri nereye koyacağız? Ya da küresel ısınmaya çare olarak rüzgar tribünü, güneş pili kullanımını önerip kendi ülkesinin benzer amaca hizmet edebilecek kaynaklarını görmezden gelenleri (akademisyen, gönüllü, politikacı, sanayici, vb.) nasıl değerlendireceğiz?

Yanıtlar muhtelif ise, gerçekler, doğrular da muhteliftir.

Gelelim günümüzün tartışma konusuna: Termik santral bacalarına  filtre takılmasının ertelenmesine. Bu santraller bugüne kadar filtresiz çalışıyordu, değil mi? Gerçek bu ise,  tüm eleştirilerimizin nesnel nedenlere, kanserli hasta sayısı artışı, tarımsal verim azalması, vb.  dayanıyor olması gerekmez mi? hangi üniversitemiz, yerel yönetimimiz,  bilim insanımız, gönüllümüz, sanayicimiz filtre takılması ve takılmasının ertelenmesinin  bu konular üzerinde yaratabileceği olası sonuçlar üzerinde bilimsel sonuçlar üretmiş, etkin kamuoyu oluşturmaya çabalamış?

Ülkemizin sahip olduğu linyit kaynakları da tıpkı orman kaynakları gibi zenginliğimizdir. Bunların ve ayırımsız sahip olduğumuz tüm kaynaklarımızın (su, mermer, bor, insan, kültür, vb.) günün koşul ve değerlerine uygun yönetimi temel strateji olmalıdır. Termik santrallerin olumsuz etkilerini tartıştığımız şehvetle linyit kaynaklarımızdan çevre dostu yakıtlar üretebilmenin yollarını da araştırabilmemiz, araştırılabilmesi konusunda baskı oluşturmalıyız. Linyit kirletici bir enerji kaynağıdır savıyla bu  öz değerimizi yok saymamız doğru bir yaklaşım mıdır? Yanıtınız evet ise, her yıl yayan, can ve mal kaybına neden olduğu gibi, küresel ısınma olgusunu şiddetlendiren ormanlarımız için önerimiz ne olacak?  Ormanlarımızı yok saymak mı?

Ormanlarımızı ancak akılcı yönetim becerimizi geliştirerek sadece çevrenin, ekolojinin değil, ekonomimizin, toplumumuzun yararına yönetebiliriz. Aynı durum linyit kaynaklarımız için de geçerlidir. Eğer ülkemizde linyit kaynaklarımızdan çevre dostu ( 0 CO2) enerji üretimi üzerinde çalıma yapan bilim insanı, mühendis, tasarımcı, sanayici vb. olup olmadığı konusunu tartışmıyorsak, filtre takılmasının ertelenmesi konusunda soyut tartışmalara girişmenin bir anlamı olabilir mi? Dünyada bizim gibi linyit zengini olup düşük nitelikli linyitlerinden çevre dostu enerji üretimi konusunda neleri başarmışlar, neleri hedefliyorlar inceleyen, kamuoyuyla paylaşan var mı?

Gerçekler ülke içinde farlı kalıplara, kılıklara girebildikleri gibi, ülkeler arasında da çok farklı biçimlerde dile getirilip ifade edilebilirler.  Gerçekler ve doğruları yerel ölçeklerde anlamadan, dile getirmeden küresel kıyafetleri üzerinden tanımaya çalışmak çok yanıltıcı sonuçlar verebilirler.

Özellikle çevre, ekoloji gerçekleri günümüzde gelişmiş ülkelerin ekonomik ve politik amaçları doğrultusunda allanıp pullanarak özellikle gelişmekte olan ülkelerin gündemine dahil edilmektedir. Dikkatli ve sorgulayıcı olunmadığında, yaratılan asimetrik ve de romantizm parfümlü küresel/yerel kamuoyu baskısı dünyamızın çere-ekolojik değerlerinden çok gelişmiş ülkelerin ekonomilerine hizmet eder.

Son ve öldürücü örnek: Başta Ronaldo, Leonardo di Caprio gibi popüler kişilikler olmak üzere, ünlü bilim insanları, kanallar ve ders kitaplarının ağız birliğiyle dile getirdiği “Tropik Yağmur Ormanları Dünyamızın Oksijen İhtiyacının %20’sini Üreten Akciğerleridir” mottosu ekolojik bir mitolojidir. Yani, Bu ormanların dünya O2/CO2 dengesi üzerinde kayda değer bir etkisi yoktur. Bu ormanlarda sıcaklık, rutubet çok uygun koşullarda olduğu için, bitkiler, pratik olarak, yılın bir yarısında fotosentez yapıp büyürken O2 üretip CO2 tüketirlerken diğer yarısında ayrışarak O2 tüketip CO2 üretirler. Bu kadar basit. Bu sit bilimsel gerçeğin farklı bir kostüm giydirilerek nasıl küresel bir mitolojiye dönüştürüldüğünü ev ödevi olarak araştırabilişiniz. Brezilya’nın bu ormanları bırakın kesmeyi, en masum kullanıma açabilmeleri üzerinde yoğun bir küresel baskı var.

Bu tür küresel mitolojilerin diğer yüzleri gözler ve dikkatlerden uzak tutulur hep.

Aklınızın bir köşesinde bulunsun...

 

 

MAKALE Yorumları