Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
Y. Mimar ERCAN EVREN
DUAYEN
mail_outline : erevren1932@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

03.11.2019

Okunma Sayısı

216

Makaleyi Paylaş

Şehircilikte Vazgeçemediğimiz Kötü Alışkanlıklar

Tarihçi Mehmet Genç’in yazdığına göre Türklerin kadimden gelene; iyi olsun kötü olsun, uymak gibi bir huyu var. Bu huy bize oldukça pahalıya mal olmuş. Yeni yapılan şehircilik planlarına baktığım zaman bu hastalığı görüyoruz. Örneğin Sur Yapı reklamlarını “Yeni bir Antalya yaratıyoruz” diye yapıyor. Kır Camii projesi de sanırım Barselona’daki La Rambla Caddesi (1766) örnek olarak yapılmış. Daha iyi, daha çağdaş kendimize uygun bir şey yapmayı bir türlü beceremiyoruz herhalde.

1965 yılında kat mülkiyetinin kabul edilmesiyle toplum yaşamında büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Şehirlerin tasarlanmasında, müelliflere daha çok olanaklar sağlanmıştır. Kaşar peyniri gibi küçük dilimlere bölünen parselasyonlar yerine daha mekânsal çözümler üretmek mümkün olmuştur. Ama bunun uygulandığını pek görmüyoruz ve kaşar peyniri gibi parselasyonlara hala devam ediyoruz.

Şehir planlamalarında; konut yerleşiminde, genellikle iki sistem kullanılmaktadır:

  1. Çoğunlukla, eski planlamalarda Lineer yerleşim kullanılmıştır.  (Şekil 1)   Özelikleri: a- Konutların bir yolun iki kenarda uzanması, b- çarşıların (kebapçıdan, oto lastikçisine kadar) zemin katlarda olması. c- Okulların şehirlerde rastgele; pedagojik ve sosyal esaslara uymadan, dağıtılmıştır. Bu nedenle “Taşımalı Eğitim” diye bir kavramın ülkemize yerleşmiştir. Tabii, bütün bu uygulamaların getirdiği trafik sorununun, toplumu olumsuz yönde etkilediğini görmekteyiz. Çarşıların konut altında olması da (koku, gürültü gibi) büyük sıkıntılara sebep olmaktadır.
                                                                                                                                                    

  1. Yeni planlamalarda ise olması gereken Modüler, mekânsal yerleşim kullanılmıştır. (Şekil 2) Özellikleri:
a-Konutlar anayol kenarına bir modül olarak yerleşmektedir. b- Okullar(anaokulu, ilkokul, ortaokul) çocukların yürüyerek ulaşabilecekleri ve ebeveynlerin onları gözle izleyebilecekleri bir mesafede bulunmaktadır. c- Çarşı da yürünerek gidilebilecek bir mesafede, merkezi bir noktada yerleşmiştir.  Bu türlü bir çözüm konutlarda daha mekânsal kompozisyonlara olanak verecektir. Trafik modülün içine girmeyecektir. Bu modüllerin büyüklüğünü okullar belirleyecektir. Anaokulu, ilkokul ve ortaokulun 480 kişilik olduğunu düşünürsek toplam 1440 öğrenci yapar. Bu okulların yerleşme alanları 1440 x 25 m²/kişi = 36 000 m² dir1440 öğrenci yaklaşık 4 000 kişilik nüfusa tekabül eder. Bu da yaklaşık olarak 1000 aile, 1000 konut demektir. 1000 konutun inşaat alanı yaklaşık 120 000 m² (KAKS’ı 1 kabullenirsek) yerleşim alanı 120 000 m² olur. Çarşı ve ara yaya yollarıyla toplam olarak 200 000 m² (20 ha) diyebiliriz. (Okul alanlarının konut alanlarının 1/3 olduğuna dikkatinizi çekerim.)

 Özetlersek: Modüller, yoğunluğu 330 kişi/ha olan 1000 konutlu yaklaşık 4000 kişilik birimlerden oluşacaktır. Anaokulu, ilkokulu, ortaokulu, çarşısının konutlara uzaklığı yürüme mesafesinde olacaktır. Modüllerin içinde trafik bulunmayacaktır. Oturduğu alan yaklaşık 20 ha. Olacaktır.

Bu modüller çoğaltılarak küçük kasabalar elde edilebilir. Örneğin, 4 modül 16 000 kişilik bir kasaba meydana getirecektir. Tabii, bu yerleşimde büyük bir çarşı, AVM, kültür merkezi, spor ve yüzme salonları, oyun alanları, sağlık tesislei de olmalıdır. Önceki yazılarımda belirttiğim gibi “Akıllı Kent” lerde olması gereken tüm donanımlar bu yerleşkelerde bulunmalıdır.

Aslında, bu söylediklerim yeni bir icat değil. Senelerdir fakültelerde okutulan ve ileri ülkelerde uygulanan şeyler. Maalesef, Hükümet, belediyeler, odalar, üniversiteler bütün bu sorunlara bigâne. Kadimden gelen uygulamalara devam… Bütün bu yazılanların, söylenenlerin boşa olduğuna biliyorum. Meslektaşlarımızı bile ikna edemiyoruz. Ama, işte huylu da huyundan vaz geçemiyor.

MAKALE Yorumları