Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DOÇ. DR. FAİK ARDAHAN
YARINA YOLCULUK
mail_outline : faikardahan@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

12.01.2015

Okunma Sayısı

4358

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Sedir Direnişi

Antalya; kıyılarıyla, falezleriyle, dağlarıyla, börtüsüyle, böceğiyle kısacası habitatıyla sermayenin istilasından korunması gereken bir coğrafyaya sahip. Sınırları içerisinde; Olimpos - Beydağları Sahil Milli Parkı, Köprülü Kanyon Milli Parkı, Termessos (Güllükdağı) Milli Parkı, Altınbeşik Mağarası Milli Parkı, Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parklarını barındırmakta.
Son zamanlarda ya HES projeleriyle, mermer ocaklarıyla ya da sermayeye peşkeş çekilmiş koyları, kıyılarıyla çevrecilerin direnişine şahitlik etmekte.

Alakır Vadisinden sonra Ekizce Yaylasındaki mermer ocağı için doğanın katledilmesi bizi ve yüreklerimizi burkan bir acının içinde bıraktı. Sayıları küçümsenmeyecek kadar çok çevreci Ekizce Yaylasındaki Sedirlere sahip çıkmak için eylemler yapmakta ve yüreği yaralanmış tabiatı kapitalizmin tecavüzünden korumaya çalışmakta. Onları yürekten kutluyorum.

Bu direniş elbette ki önemliydi ve gerekliydi ama korkarım yeterli olmayacak. Bu direnişi yapmanın yanında başka alanlara da doğru çevreci bilincin taşınmasını sağlamak gerekili. Bunlardan ilki siyasete baskı yapacak lobiler kurarak, karar mekanizmalarına Sivil Toplum Kuruluşlarını da dahil ederek baskı guruplarını oluşturmak.

İkincisi, doğaya sadece madenler, HES’ler, mermer ocakları zarar vermiyor. Evet bunlar en çarpıcı ve geri dönüşü olmayan zararı verenler. Bugün yaylalardaki yerleşim maden ocaklarından daha fazla kalıcı zarar vermekte. Neredeyse Türkiye’nin her yerinde çok ciddi bir yanlış yapılarak yaylalar yerleşime açıldılar. Yollar yapıldı. Bugün Ayder Yaylası artık yayla değil bir yerleşim yerine dönüştü. Aynı şekilde, Feslikan Yaylası artık yayla değil yerleşim yerine dönüştü, ha keza Ekizce Yaylası da aynı şekilde. Kalıcı yerleşimin doğaya verdiği en büyük zarar çevresindeki sincap, tilki, kurt, tavşan, ayı, sansar, kartal, domuz gibi yabanıl hayatı oradan uzaklaştırmaktır. Hatta onların içecekleri suyu pınarlardan itibaren evlere taşımakta ve yabanıl hayata su içecek alan bırakılmamaktadır. Bugün Tahtalı dağı, Bereket Dağı, Eren Dağı üçgeninde Koyun çukuru ve Beldibi Kanyonu gibi birkaç yer dışında insanın işgaline uğramamış alan kalmadı. Buralara yapılan evlerin ulaşımı, evler için yapılan aydınlatma ve evlerin fosseptikleri içme suyu dahil her şeyi kirletmektedir. Buna da karşı çıkılmalı. Yaylaların taşıma kapasitesi belirlenmeli ve yaylalarda yeni yerleşim alanları açılmamalıdır. Hatta bana göre inanılmaz yüksek vergileri olmalı yayla yaşamının.

Buna ilaveten dağ ve orman köylüsü için yaşama ve tarım alanı açma mantığıyla onlara tahsis edilen 2B araziler, bugün ciddi anlamda bir doğa tahribi nedeni. Hatta birçok yer artık köylülerin elinde de değil. Çevrecilik bilinci 2B’yi fırsat bilip oraları yerleşime açan sistemin, sistemle işbirliği yapanların, bunu fırsata dönüştüren fırsatçıların da karşısında olmalıdır. Bedeli ne olursa olsun köylü kendisine tahsis edilen yeri başkasına satamasın. Ben biliyorum ki, Duacı, Nebiler, Aşağı Karaman, Doyran, Geyik Bayırı, Hacısekiler, Hisar Çandır, Yarbaş Çandır, Ekizce, Söğütcuması,  Çit Dibi gibi yerleşim yerlerinde yaşamayıp da, düzemece evraklarla oralardan 2B den arazi alan birçok fırsatçı tanıyorum. Çevrecilik bilinci bunlara da karşı çıkılmasını gerektirir. Hatta acilen.

Bunlara aktif çevrecilik bilinci de ilave edilmeli. Mesela, bireysel olarak hem çevrecilik eylemlerine dahil olup hem de altın alyans takmamalı kişiler. HES lere karşı çıkılıyorsa elektrik tasarruflu kullanılmalı, içme ve kullanma suyu ha keza aynı şekilde tasarruf düşüncesiyle kullanılmalı. Evlerde ve işyerlerinde pencere kenarları, mutfak tezgâhı, süpürgelik, merdiven gibi yerler için mermer talebinde bulunulmamalıdır. Aynı şekilde sedir, köknar, ladin gibi ağaçlar oldukça zor yetişen ve mobilya sanayinde de kullanılan ağaçlar. Çevreci bilinç bu ağaçların o sektörde talebinin olmaması içinde yaygınlaştırılmalıdır.

“Ben vatan severim diyenler” vatanı severken sadece bayrağını, sınırlarını değil, o vatanın içindeki börtüyü, böceği, ağacı, şelaleyi de sevmeliler. Hatta kendi gibi düşünen ve düşünmeyenleri de sevmeliler. Bu bilinç ilköğretimden itibaren yerleştirilmelidir.

Özetleyecek olursak, Ekizce Yaylasında sedire sahip çıkmanın yanında oradaki yapılaşmaya da karşı çıkmak, oradaki su kaynaklarının evlere, şehre getirilmesine de karşı çıkmak, oraya asfalt yollarla gidilmesine de karşı çıkmak gerekli. Hiç gitmesem bile Kaz Dağlarında, hemen yanı başımda ayda birkaç kere gittiğim Ekizce yaylasındaki, Geyik Bayırındaki benim ve herkeslerin kendilerinin ve evlatlarının ve hatta beş nesil sonraki torunlarımın hakkını çevre duyarlılığı olan sistem ve o sistemin konulmasını sağlayan, o sisteme sahip çıkan insanlar korumalılar. Diğer bir deyişle hem maden ocağı olsun hem doğa korunsun nasıl olmuyorsa, hem yayla olsun hem doğa korunsun da olmaz. Tecavüzün azı çoğu olmaz. İşgalin azı çoğu olmaz.

Bir sedirin gökyüzüne yürüyerek büyüdüğü gibi dimdik durarak, direnerek büyümek ve yaşamak dileğiyle, yazımı Necati Cumalı’nın  GÜNEŞ DELİSİ isimli şiiriyle bitirmek istiyorum.

 

Akan suyu severim ben
Işıldayan karı severim
Bir yeşil yaprak
Bir telli böcek
Yeşeren tohum
Güneşte görsem
Sevinç doldurur içime
Bir günü
Güzel bir günü
Güneşli bir günü
Hiçbir şeye değişmem
Onun için savaşı sevmem
Onun için zulümü sevmem
Onun için yalanı sevmem
Bilirim yaşamaz güneşte
Bilirim yaşamaz yanyana aşkla
Ne haksızlık
Ne korku
Ne açlık

MAKALE Yorumları