Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
Y. Mimar ERCAN EVREN
DUAYEN
mail_outline : erevren1932@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

10.11.2019

Okunma Sayısı

300

Makaleyi Paylaş

Sanat ve İlim (II)*

Bundan önceki yazımızda ilim ve sanat arasındaki benzerliklerden bahsetmiştik. Bu yazıda da aralarındaki farklılıklardan bahsetmek istiyorum. Sanat sübjektif, ilim ise objektiftir. Estetik kıymetler hassas kalitelerin içindedir. İlim ise hassaslığı reddeder ve sadece miktarları tanır. Brunschvicg'e göre ilimde tanımak "ölçmektir". Sanat ne kadar soyutsa ilim de o kadar somuttur. Sanatkârın görüşünde daima bir sübjektiflik vardır. Hâlbuki ilim tamamen objektiftir. Bu, aynen hayalin hakikate, sübjektif zenginliğin soğuk şahsiyetsizliğe karşıt olduğu gibidir. Verlaine "sanat mutlak kendi kendine olmaktır" demiştir. Claude Bernard ise "sanat ben, ilim ise bizdir" diye belirtmiştir. Bir araziyi inceleyen jeolog ilmi bir eser meydana getirir. Aynı araziyi inceleyen iki jeolog arasında fikir ayrılıkları da olabilir. Ancak, ilmi aktivitenin amacında olduğu gibi, araştırma ve tahliller sonunda objektif bir gerçek üzerinde birleşirler. Aynı bunun gibi, bir arazi muhtelif ressamlar tarafından ayrı ayrı resmedilebilir. Örneğin Van Gogh ve Cézanne gibi. Her ikisi de bir köyü kendi iç dünyalarından görerek resmetmişlerdir. Van Gogh'da köy karışık ve hüzünlü, Cézanne'da ise düzenli, dengeli ve aydınlık bir biçimde takdim edilmiştir.

 Sanatta ilerleme yoktur. Hatta şöyle de diyebiliriz: ilim bir tanedir, ama sanat yerine sanatkarlar vardır. İlim neticelerin üst üste eklendiği müşterek bir eserdir. Alt buluşlar daima yeni buluşların malzemesini teşkil eder. Einstein Newton fiziğinden hareket eder ve onu geçer. Halbuki Racin'den sonra yazmak ondan daha iyi yazmak için yetmez. Vermeer'den sonra resim yapmak da daha iyi resim yapmak için kâfi değildir. İlim bir oluşumdur, sanat ise devamlı bir yeniden başlamadır. Her sanat eseri şahsi ve tektir. Bir ilerlemenin momenti onda yoktur. Şüphesiz, Chaucer ve Milton önceden okunduğu için Schakespear'e daha iyi anlaşılır. Vermeer'i görmeseydik, belki Cézanne'a bu gözle bakamazdık. Vivaldi yaşamasaydı, Bach'ın bazı konçertoları belki olmazdı. Muhakkak olan bir şey varsa, eğer Bach ve Cézanne kendi zamanlarında yaşamasalardı, hiç kimse eserlerini onların yerine üretemezdi. Aynı anlamda bunun tersini düşünürsek, Newton 'suz yer çekimi kanunları er-geç muhakkak keşfedilirdi. Jean Rostand'ın dediği gibi "Bir alim bir keşfi yapmaz ise, başka birisi biraz sonra bunu yapar". İlim analitik (çözümlemeli), sanat ise sentetiktir (bileşimli). Âlimlerin dünya üzerindeki davranışları artistlerinki gibi değildir. Âlimler karışık şeyleri basit ile izah ederler. İlim bir anlamda sadece birleşmiş elemanları ayırmayı bilir. Onun içindir ki tesiri "yaratıcı olduğu kadar da yıkıcıdır". İlim atomu parçalayabilir ve dünyayı havaya uçurabilir ama hiç bir zaman bir hücreyi canlandıramaz. Sanat bunun aksine, belki, dünyayı yaratırken evrenin sırlarına ve yaşayan ünitelerine daha sadık kalıyor. O, dış görünüşün kaosunu organize ederek eşyalara yeni bir anlam veriyor ve bu sonucu tam bir açıklığa kavuşturuyor. Demek ki sanatın görünümü sentetiktir. Onun için mühim olan gözüken bir üniteden soyut (abstrait) bir eleman yapmaktır. Şüphesiz ilimden çıkan teknik de bir sentezdir. Çünkü bulunmuş kanunlar sayesinde eşyalar yeniden inşa edilir. Eğer bir mühendis sadece nehri geçmek için köprü yapıyorsa, bu bir yöntem, mühendis de bir teknisyendir. Ama, gaye sadece nehri geçmek değil de köprünün kendisi ise, o zaman, nispetleri, perspektif görünüşü, gölge ve ışık oyunları ile kendisini kanıtlaması gerekir. O zaman da yapımcı bir artist, bir mimardır.

 

  • Vernez ve Huisman "Yeni felsefe dersleri "adlı eserden çeviri

MAKALE Yorumları