Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DR. SEVİLAY ZORLU
PSİKİYATRİST
mail_outline : drsevilayzorlu@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

04.04.2018

Okunma Sayısı

1910

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Psikiyatri Deyince İnsanlar Neden Çekimser Davranıyor?

Mesleğimizin bazı kişilerce kötüye kullanılması ile de sıklıkla karşılaşmaktayız. Halkımızın acı ve sıkıntılarını kötüye kullanan bu kişilerin çoğunluğu tıbbı, psikiyatriyi ve psikiyatristleri kötülemekte ve etkinliği yüzlerce bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış tıbbi tedavileri küçümsemekte ya da zararlıymış gibi gösterebilmektedirler; Bazıları da hekim olmadıkları halde kendilerine başvuran insanlara ilaç önerebilmektedirler. Resmi ya da özel hastanelerin psikiyatri polikliniklerine ve muayenehanelere bu yasadışı uygulamalardan zarar görmüş çok sayıda vatandaşımız başvurmaktadır.

Psikiyatrist, Psikiyatr (Ruh Hekimi), Psikiyatri (Ruh Hekimliği) sözcükleri başka mesleklerin adlarıyla sıklıkla karıştırılabilir. Psikiyatri bir tıp dalıdır. Başlıca ilgi alanı beyin hastalıklarıdır. Bu hastalıklar düşünce, davranış, duygu değişiklikleri ile kendini gösterir. Psikiyatri bu hastalıkların tanı ve tedavilerini düzenler. Ruh ve beden sağlığı bir bütündür. Ruh sağlığımız bozulduğunda beden sağlığımız, beden sağlığımız bozulduğunda ruh sağlığımız bozulabilir.

Her“ DOKTOR” ünvanın da ne yazık ki “TIP DOKTORU”, “UZMAN DOKTOR “ olduğu düşünülerek karışıklıklar olabilmektedir.

Yasa ve yönetmelikte tanımlandığı şekilde ruh sağlığı çalışanları; psikiyatri hekimi, klinik psikolog, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, psikolojik danışmanlardır. Ruh sağlığı hizmeti bir ekip çalışması içerisinde yürütülmelidir.

Hekim olmayan kişilerin, ruhsal sorunları ya da rahatsızlıkları olan kişileri muayene ettikleri, tanı koydukları ve tedavi etmeye giriştiklerine dair haberler son zamanlarda giderek artmaktadır. Bu kişiler “DAVRANIŞ MERKEZI”, “DANIŞMANLIK MERKEZLERI”, “YAŞAM KOÇLUĞU”, “NLP”, “STRESLE BAŞA ÇIKMA”, “EĞITIM DANIŞMANLIK” gibi isimler altında kurdukları şirketlerinde, depresyondan panik bozukluğuna, fobilerden aile sorunlarına, cinsel işlev bozukluklarından şizofreniye dek birçok ruhsal sorun ya da rahatsızlığı bilimsellikten uzak bir şekilde kısa sürelerde düzelttiklerini öne sürmektedirler. Sosyal medyada, gazetelerde, internet sitelerinde ve televizyon programlarında açıkca ya da dolaylı olarak reklamlarını yapmakta, yasal yetkileri olmadığı halde rahatsızlıkları nedeniyle zor durumda olan insanlarımızın zarar görmelerine ve yanlış uygulamalar ile rahatsızlıklarının alevlenmelerine neden olmaktadırlar.

PSİKOLOJİK SORUNLARI OLDUĞUNU KİŞİLERİN

KABUL ETMESİ OLDUKÇA ZOR…

ÖNYARGILAR ÖNYARGILAR …

Son zamanlarda kendimi iyi hissetmiyorum, dikkatimi toplayamıyorum, konsantre olamıyorum, unutkanım, ne yapmalıyım? Başım ağrıyor, gece uyuyamıyorum, sabahları yorgunum, işe gitmek istemiyorum. Midemde gastrit var, barsaklarım düzen tutmuyor. Gitmediğim dahiliye, nöroloji doktoru kalmadı. Kas ağrılarımdan duramıyorum… Bazen iştahsızım, bazen de sinirden tıka basa her şeyi yiyesim geliyor. Keyifsizim, isteksizim, eskiden zevk aldığım hiçbir şeyi yapmak istemiyorum, gerginim, tahammülsüzüm… Ailem ve iş arkadaşlarım sürekli iyi olmadığımı düşünüyorlar…Kimden yardım almalıyım? Psikiyatri doktoruna gidecek kadar ağır bir durumda mıyım ki? İlaç kullanırsam ömür boyu bağımlı mı olurum? Panik atak mı oldum, depresyonda mıyım?...”

Zaman zaman cevabını bilemediğimiz sorular sorular…

Psikiyatride beynin kimyasında bir bozulmadan söz etmek daha yerinde olacaktır. Nasıl ki tansiyonumuz çıktığında Kardiyolojiye, başımız ağrıdığında Nörolojiye, şeker hastası olduğumuzda ya da guatr olduğumuzda Endokrinolojiye, belimiz fıtık olduğunda Beyin cerrahına başvuruyor isek psikolojik sorunumuz olduğunda başvurmamız gereken tıp branşı psikiyatridir.

Psikiyatrist sadece ilaçla tedavi eder, ilaç yazar gönderir… ilaçlar uyuşturur, donuklaştırır, vücuda zarar verir, bağımlılık yapar…” önyargıları yaygındır.

Ne yazık ki hastane ortamında yoğunluktan dolayı fazla zaman ayrılamadığı için sadece ilaç tedavisi düzenlenebilmektedir. Yapılan bilimsel çalışmalarda kişinin tıbbi değerlendirmesi yapıldıktan sonra ihtiyacına göre psikoterapi ve gerekli görülüyorsa ilaç tedavisinin birlikte uygulanması tam iyileşmeyi sağlayabilir. İnsanın duygusal, düşünsel özelliklerini veya ilişkilerindeki değişkenleri hedef alan psikoterapi yöntemleri de meslek alanımızda yer alır. Psikoterapiler ancak eğitimini almış kişilerce uygulanabilir. Belirli bir yöntem olmadan “sohbet” etmenin de “psikoterapi” adı altında uygulanması da meslek ilkelerine aykırıdır.

PSİKİYATRİ İLAÇLARI BAĞIMLILIK YAPAR MI?

KULLANILMADIĞI ZAMAN HASTALIK DEVAM EDER Mİ?

Tıp doktorluğunda birinci kural “zarar vermemek ve bilimsel veriler ışığında tedavileri düzenlemektir.” Psikiyatrik bilgi ve uygulamalar bilimsel veriye dayalı olmak zorundadır. Son dönemde beyne ilişkin bilgi birikiminde artış olmuştur. Bu durum tedavi yöntemlerinde de eskisine göre daha hızlı değişiklikler ortaya çıkarmıştır. Çok sayıda farklı tedavi protokolü bulunmaktadır. Yeni bir tedavi yönteminin ya da ilacın deneysel çalışmalardan uygulama alanına girmesi için bilimsel ve etik olarak tanımlanmış süreçlerden geçmesi, etkili olduğunun kanıtlanması ve meslek topluluğunca kabul edilmesi zorunludur. Diğer tıp branşlarında olduğu gibi pek çok araştırma aşamalardan sonra ilaç tedavileri uygulanabilir.

Psikiyatride belli algoritmalara göre Doktorunuz tarafından tedavi düzenlenir. Doktor takibinde ilaç kullanılmalıdır. Ne yazık ki pek çok kişinin kendi kendine tavsiyeler ve kendi internet araştırmaları doğrultusunda gereksiz ve yanlış ilaçlar kullandıklarını görebilmekteyiz. Bilinçsizce ilaç tüketimi sağlıklı değildir. Tedavinizi mutlaka bir Psikiyatri Uzmanı düzenlemelidir.

 

Son zamanlarda intiharı şova dönüştürenler var. Bu tür intihar vakalaranı nasıl açıklarsınız.

Ülkemizde çoğu zaman intihar haberleri herhangi bir değerlendirmeden geçirilmeden, haberin olası sonuçları hakkında düşünülmeden medyada yer alabilmektedir. Medyada intihar vakalarının tüm ayrıntılarıyla, dramatize edilerek, görsel öğeler eşliğinde sunulması, intihara eğilimli kişiler üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Ayrıca ölen kişilerin geride kalan yakınlarının acılarını artırıcı, ruhsal durumunu bozucu ve yaslarını yaşama olanağını ortadan kaldıran olumsuz etkilerinin olduğu bilinmektedir.

Bilindiği gibi Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi’nde “İntihar olayları hakkında haber çerçevesini aşan ve okuyucu veya izleyiciyi etki altında bırakacak nitelikte ve genişlikte yayın yapılmamalıdır. Olayı gösteren fotoğraf, resim veya film yayınlanmamalıdır” denilmektedir. Öte yandan 5187 sayılı Basın Kanunu 20. Maddesi de intihar haberlerine “özendirici olmama” koşulu ile bir sınırlandırma getirmektedir. İntihar eylemini gösteren görsel materyalin televizyon ve internet ortamında yayını kişinin mahremiyetini açıklama anlamına gelir. Bilindiği gibi kişi hakları ölümden sonra da sürer. Bir intiharın haber sınırlarını aşan bir ölçüde anlatılması ya da gösterilmesi hem ölen kişinin, hem de geride kalan yakınlarının mahremiyetinin ve kişilik haklarının ihlalidir.

Medya yöneticileri intihar haberi yapmadan önce azami özeni göstermeli ve haber yapılacaksa; ölümün intiharla olduğu dışında bilgi vermemeli, yönteme değinilmemeli, intihar davranışına yönelik alternatifler vurgulanmalı ve intihar hiçbir zaman yüceltilmemelidir.

Haberlerde bireylerin intihar düşünceleriyle baş etmelerine yardımcı olabilecek kurumlar, tedavi seçenekleri hakkında bilgi verilmelidir. Tercihen yalnızca ölümle sonuçlanan intihar davranışı haber yapılmalı ve haber kısa, resimsiz, intihar yöntemi bildirilmeden verilmelidir. Nasıl intihar edilebileceğini gösteren ayrıntılı intihar haberlerinden sakınılmalıdır.

BİR KİŞİNİN İNTİHAR DÜŞÜNCESİ OLDUĞU NASIL ANLAŞILIR?

Ölsem de kurtulsam ya da baş edemediğim sıkıntılarım oluyor…” gibi düşünce içeriği kişinin yakınlarının dikkatini çekmek için olduğunu düşündürecek bir ortamda bile olsa her zaman önemsenmeli ve dikkat edilmelidir. Kendini öldürmekle tehdit etmek. “Ben yokken kimse beni özlemez.” gibi cümleler kurmak. Böcek ilaçları, ateşli silahlar veya ilaçlar gibi kendini öldürme yolları aramak ya da internette bu konu ile ilgili araştırmalar yapmak. Yakın aile üyelerine ve arkadaşlarına veda etmek, değerli eşyalarından vazgeçmek veya vasiyetini yazmak...

Araştırmalara göre İntihar ile ilgili sorular sormak sorun yaşayan kişi ile konuşmak intihar etme davranışına neden olmaz. Çoğu zaman kaygıyı azaltır ve insanların anlamaya başlamasına yardımcı olur.

KİMLER İNTİHAR RİSKİ ALTINDADIR?

 Daha önce intihara teşebbüs eden kişiler.

 Depresyon, alkol veya uyuşturucu sorunu olan kişiler.

 Sevdiği bir kişinin hayatını kaybetmesi veya bir ilişkinin sona ermesi sebebiyle ciddi duygusal sıkıntı çeken kişiler.

 Kronik ağrı veya hastalıktan acı çeken kişiler.

 Savaş, şiddet, travma, istismar veya ayrımcılığa maruz kalan kişiler.

 Sosyal ortamlardan kendini soyutlamış kişiler.

 

İNTİHAR DÜŞÜNCESİ OLAN İNSANLARA NASIL YARDIM EDİLEBİLİR?

Eğer bir kişi hakkında endişeleriniz var ise şunları bilmelisiniz; intihar önlenebilir, intihar hakkında konuşabilirsiniz. Ne yapabilirsiniz? Endişelendiğiniz kişi ile intihar hakkında konuşmak için uygun bir zaman belirleyin ve sakin bir yer bulun. Dinlemek için orada olduğunuzu bilmelerini sağlayın. Doktor, Psikiyatr, danışman ya da sosyal hizmet görevlisi gibi uzmanlardan yardım isteme konusunda kişiyi teşvik edin. Görüşmeye gideceği zaman ona eşlik etmeyi teklif edin. Kişinin durumunun tehlikeli olduğunu düşünüyorsanız, onu yalnız bırakmayın. Acil servislerden, bir kriz hattından veya bir sağlık uzmanından ya da aile üyelerinden yardım isteyin. Endişelendiğiniz kişi sizinle birlikte yaşıyorsa, evde kendisine zarar verebilecek (böcek ilacı, ateşli silah ya da ilaç gibi) nesnelere ulaşamayacağından emin olun. Kişinin durumunu kontrol etmek için kişiyle iletişim halinde olun. Bizim önerimiz kol mesafesinde olmanızdır.

GÜNÜMÜZDE ANTİDEPRESAN KULLANIMI NEDEN ARTIYOR ?

Depresyon, günümüzde yaşam kalitesini bozan ve diğer fiziksel hastalıklarla olumsuz etkileşim gösteren önemli bir ruhsal hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre “DEPRESYON” 2020 yılında yaşam kalitesini bozan ve yeti yitimine yolaçan hastalıklar arasında birinci sırayı alacaktır. Dolayısı ile depresyon tedavisi için her türlü tedavi etkinliğinin dikkate alınmasının akılcı olacağı açıktır. Biyo-psiko-sosyal bir sorun olarak ele alınan depresyonun tedavisinde kullanılan antidepresanlar yaklaşık 50 yıldan fazladır ruh sağlığı alanında hizmet veren hekimler tarafından güvenle kullanılmaktadır.Uzun yıllardır sürdürülen bilimsel çalışmalar ile sağlanan gelişmeler sayesinde bu ilaçların olumlu özelliklerinin geliştirilmesi sağlanmaktadır.

Gerek bağımsız kaynaklı çalışmalar gerekse ilaç endüstrisi destekli çalışmalarla antidepresan ilaçların etkinliğini test edilmektedir. Bu çalışmalara ek olarak, ruh sağlığı alanında hizmet veren hekimler antidepresan ilaçların doğru tanı konulan olgularda klinik olarak etkin ve yararlı olduğunu klinik deneyimleriyle açıkça gözlemlemektedirler. Antidepresan ilaçlar depresyon tedavisi yanı sıra, başka pek çok ruhsal bozuklukta, ağrılar, mide barsak sorunları, cilt hastalıkları gibi diğer tıp branşlarında tedavide başarı ile kullanılmaktadır.

MAKALE Yorumları