Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DOÇ. DR. FAİK ARDAHAN
YARINA YOLCULUK
mail_outline : faikardahan@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

05.05.2009

Okunma Sayısı

22982

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Pınar Caddesindeki Parkta Eğlenmek

Yoğun zamanları yaşıyorduk. Dersler, sınavlar, seçimler, canlı bomba, şehit edilen polisler, şehit edilen askerler, vatana ihanet edenler, Adana Belediyesi başkanının kanunsuz olduğunu söyleyen Başbakan ve diğer birçok sıkıntı aklımızın içindeydi.

 

Dönem bitmişti ve Nisan ayının otuzundaki güzel havayı da fırsat bilerek piknik yapmaya karar verdik öğrencilerimle. Amacımız uzaklaşmaktı. Sıkıntılardan, okuldan, bizim aklımızı meşgul eden her şeyden.

 

Uzaklaşmıştık. Kızlarımız hazırlıklı gelmişlerdi. Sigara böreği, ıslak kek, patates salatası, kısır ve envayi çeşit pastalarla elleri dolu idi. Erkekler her zamanki gibi hazıra konacaktı ve bende bu erkeklere dahildim. Ama diğerlerinden daha avantajlı idim. Nede olsa hoca idim. Hoca olmak okul pikniklerinde inanılmaz avantajlı… Ben her zaman bu avantajı yaşadığım için bir türlü doksan kilonun altına düşemedim zaten.

 

Masayı hazırlamıştık. Güle oynaya masanın üstündekileri benedimize almaya başlamıştık. Neredeyse masada yiyecek bir şey kalmadığında istop oynamaya karar verdik.

 

İstop çimlerin üstünde oynana bir oyundu ve top yere düşmüyordu. Yani oyunun kuralı gereği topun yere düşmemesi gerekiyordu.

 

Biz oyunun daha başındaydık ki siyah kıyafetli, siyah duruşlu, siyah dilli, siyah sözlü iki hanım çıka geldiler yanımıza. Kıyafetlerinden anladık ki Muratpaşa Belediyesi Park ve Bahçeler kadrosunda çalışan güvenlik görevlileriydi.

 

Parktaki alanlarda köpekleriyle dolaşıp kakasını yaptıranlar, geceleri orada sarhoş dolaşanlar, her türlü bağımlılık yaratan maddesi parkta içenlerin parkta yaptıklarına göz yumulurken biz kuralları ihlal ediyormuşuz. Parkta oyun oynuyormuşuz ve eğleniyormuşuz, top oynamak yasakmış. Piknik yapacaksak her yer ormanmış, oraya gitmeliymişiz, burası piknik alanı değilmiş, burası mahalle arası parkmış.

 

“155 polis imdat. Burada başlarında hocaları eğlenen yaklaşık yirmisi kız beşi erkek üniversite öğrencileri var, çığlık çığlığa, gülüyorlar, bir birleriyle şakalaşıyorlar, getirdiklerini yiyorlar, acil baskın yapın, 155 polis imdat…”.

 

Bize deli saçması birçok şeyi söylemeleri yetmiyormuş gibi, üç dakika sonra çağırdıkları poliste geldi. Suçumuz eğlenmekmiş…

 

Etraftakiler rahatsız oluyorlarmış güvenlik görevlilerinin dediklerine göre. Halbuki biz etrafla iç içe olmuştuk. Kızlarımın getirdiği pastalar, börekler imece usulü yenmişti parktaki ailelerle. Hatta birçoğu yanımıza gelmiş “bırakın çocuklar eğlensin” diyorlardı. Onlar da şaşırmışlardı.

 

Polisler önce sanki suçluymuşuz gibi yaklaşıp sonra olayı anladıklarında bizimle hatıra fotoğraf çektirdiler. Hatta masadaki erikten, elmadan ikram ettik onlara. Diyecek bir şey bulamadılar.

 

Ben ise epey dil dökmüştüm. Gelişmemiş toplum katmanları arasında yaşıyor olmak bizi sıkıntıya sokmuştu. Görevli hanımlara burada top oynatmayın denmişti ve gerçekten orada top oynanmamalıydı. Top için basketbol, kum futbolu ve voleybol sahası vardı. Ora kullanılmalıydı. Kuralların yorumu yoktu. Onlar da elinde top olan herkesi parkın dışına atıyorlardı. Çıkmayanlar için de polis çağırıyorlardı.

 

Daha gelişmiş olmak için çok yol alması gerekiyordu bu ülke insanının ve çalışanlarının. Kimin eğlendiğini kimin zarar verdiğini ayır ettiğimiz zaman gelişmiş oluyorduk.

 

Şuç bizimdi. Otoriteye boyun eğ ve otur adam gibi. Haddini bil. Nisan ayında ve hava bunca davetkârken parka mı gidilirmiş. Güvenlikçiler geldiğinde, “af buyurun ablalar de” ve otur masana getirdiğini ye ve sonra defol git.

 

Her şeyin bir acemiliği var. Buda bizim acemiliğimiz.  Bir sonraki sefere okuldaki tüm öğrencileri o parka alıp götüreceğim. 25 kişi değil, ikibin beş yüz kişi olacağız orada. Hadi bakalım. Hep beraber istop oynayacağız, halay çekeceğiz.

MAKALE Yorumları