Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
iBRAHİM UYSAL
ANKARA'DAN
mail_outline : ibrahimuysal.ant@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

07.04.2020

Okunma Sayısı

810

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Paris'de Kahve İçmek!..

Eeee bu işler böyle. Ne demiş Atalar: “Pehlivanlığın sonu, cazgırlıktır". Facebook bana "yassah hemşerim" deyince, ben de uslu uslu, zülfüyâre dokunma (Hatırlı, güçlü bir kimseyi veya bir makamı gücendirmek)yayan şeyler yazmaya karar verdi. Söz billah.

--Devlet-i Aliyye'nin kültürlü ve turistik bir yerinde işe başladık. Eh yani, her ne kadar lisede İngilizceye fransız oldu isek de, Üniversitede koskoca bir yıl İngilizce hazırlık okuduk yani. Dilin var mı, "eşşek kadar" değil ama idare ederdi.

--Fransa'ya toplantıların, görüşmelerin ve de tanıtımın yapılacağı bir iş seyahatinde ben de çalıştığım birimin işleri için gittim Paris'e.

--Üff, gençsin, eh yani yakışıklısın, yerde alıp havada yiyorsun o sıralar. İş-güç derken, bir gün fuar alanında ki salonların birinde de bir toplantı vardı. Ben de bir cafeye gidip, kahve içmek istedim.

--Orada olanlar toplantı aralarında yok efendim oranın kahvesi iyiidir, onun da şu markası. Yok şöyle içilir, yok yanında bu olsa iyi olur diye muhabbetten geçilmezdi.

--Anlayacağınız, hani "kırk yıl hatırı" olurmuş ya, bu kadar özellik olduktan sona, bir kahve de içilirdi artık

--Neyse, gittim kafe'ye, oturdum. Hemen bir garson geldi, doğal olarak fransızca ne içeceğimi sordu. Fransızcam olmadığı için, olaya fransız kalmamak için, ingilizce:

--Can I get a Nescoffee, please? demiş bulundum.

--Garson şaşkındı. Bana: "Are you, sure?" dedi, ben de kendinden emin "evet " demiştim Ama soruya da bir anlam veremeiştim.

--Neyse garson gitti ve poşette Neskafe, süt tozu ve sıcak su dolu bir fincan ile geldi.

--Bu defa ben şaşkındım. Ama ben "Neskafe istemedim ki" deyip, yan masalarda ki gibi istediğimi söyledim.

--Garsonda haklı olarak, "ama siz 'neskafe' istediniz, bizde de bu poşette olanı var" dedi.

--Tabi bende jeton o an düştü.

--Tabi ben sadece bir fincan "kahve" demek yerine, "neskafe" demiştim. Oysa burası, meşhur "Cafe de Colombia" idi.

--Özür dileyip, getirdiğiği servisi götürmesini, bana bir Colombia kahvesi getirmesini rica ettim tabi.

--Getirdiği Neskafe'yi geri götürmesini, bana özellikle Colombia Kahvesi getirmesini özelikle vurgulayınca, garson çok mutlu olmuştu.

--Kasada ve pişirme yerinde ki arkadaşlarına da olanları anlatınca, ne kadar anladılar bilmiyorum ama; bana sıkılmış yumruk ile havada baş parmakları ile selam verip, selamladılar.

--Nefis hazırlanmış kahvemi büyük bir keyif ile içtim. Yanında ki ikaramları da zevkle yedim. Vaktim dolmuştu, hesap istedim.

--Ödemeyi yaptıktan sonra, kalkar iken, aynı garson içinde bir şeyler olan bir torba getirdi, lütfen işletmemizin armağanı diye.

--Karizmayı cizdirmemek için ne gerek vardı dedim ama, merak da ediyordum torbanın içinde neler var diye.

--Toplantılar bitip, akşam otel gelince ilk iş torbayı açmak oldu.

--Bana içtiğim kahve tabağı ve fincanı ile Kolombia kahvesinden bir kaç içimlik poşetler vardı.

--Koronavirüslü günlerde, ara sıra dışarı kaçamak yapsam da, bugün kendime bir kahve yapayım dedim. Kahve makinasına koyduğum duble kahve mi de, armağan edilen duble kahve fincına koyup, bir yandan yudumlarken, bir yandan da bu satırları yazdım.

--Neymiş o ya, yazdığın ya da yazacağın her sözcüğü ölç, tart, biri bir şey derse, yanıtını not al. İşkenceymiş ya.

--Öf be, "mala davara zararı olmadan", "zülfüyâre dokunmadan", iki kelam etmek ne zevkliymiş ya.

--Ben kahvemi içtim. Size de yarasın!..

 

MAKALE Yorumları