Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
Y. Mimar ERCAN EVREN
DUAYEN
mail_outline : erevren1932@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

20.04.2020

Okunma Sayısı

462

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Osmanlı İmparatorluğunda Eğitim

İnsanoğlu beğenilmekten çok hoşlanır. Bir de düşüncelerinin tanınmış kişiler tarafından da ifade edilmesi insana güven ve sevinç verir. Geçen hafta “Herkes İçin Bilim ve Teknoloji” dergisinde hocam Doğan Kuban’nın yazısı bana işte böyle bir sevinç yaşattı. Hoca, Matematikçi, filozof, astronom tıp ve insanla ilgili her konuyu inceleyen evrensel bir düşünür olan Decartes’ dan bahsettikten sonra, Osmanlı’da neden böyle ilim adamları yetişmediğini irdelemiş ve kısaca şöyle yazmış: “ Bunu sadece din ile açıklamak anlamsız. Çünkü Descartes’ta bir Cizvit okulunda yetişmişti.” İdeal olarak insan kendisine ve çevresine dair her şeyi incelemek zorundadır. Osmanlı’ da öğrenciye sadeceMedreseye gir; Arapça öğren, Kuran’ı ezberle, orada yazılanları aynen uygula” denildi. Bunun dışında öğrenciler ünlü din bilginlerinin kitaplarını okumakla yükümlüydü, her derste bir kitap bitirmek zorunda olarak, din müderrisi olurlardı. Adnan Adıvar, bu öğrencilerin Arapçayı bile doğru dürüst öğrenmediklerini söyler. Bütün öğretim Kuran ve Peygamber’in hadisleridir.  Bunların yüzde 40 ‘ı da sonradan söylenmiş sahte hadislerdir. Sahih olanların birinde “Bilginin her türünü öğren” diye bir yönlendirici hadis de vardır. Bu hadis, Osmanlı topraklarında hiçbir zaman uygulanmamıştır. Bizde okul olarak sade medreseler vardı.”

Ben de “Türkiye’de ve Avrupa’da Öğretim mekânları ve Yöntemleri” adlı kitabımda aynı yorumu yapmışım. Sevinmeye değmez mi? Buna ilave olarak “Bu gün hala okullarımızda eğitim yabancı dille yapmaya devam ediyor” bu gün de öğrenciler okudukları derslerin dilini doğru dürüst bilmiyorlar. “Anadilde eğitim yapmayı ve iyi bir yabancı dil öğrenmeyi” bir türlü başaramadık. Yabancı okullar hep başımızın tacı oldu. Milli Eğitimimizi bir türlü milli yapamadık. Sanki Milli savunma milli oldu mu? Ordumuz hep önce Fransızların sonra Prusya ve Almanların en sonunda da Amerikan ordusunun emrinde olmuş.  Çanakkale savaşının başkumandanının bir Alman olduğunu herhalde biliyorsunuzdur ( Von Sanders Paşa). !958 yılında Milli Savunma Bakanlığında yedek subaylığımı yaparken Bakanlık Müsteşarını üstünde bir Amerikalı General vardı. Maalesef bu millilik lafta kalan bir milliliktir. Eğitimin çok önemli olduğunu ve eğitimimizin iyi olmadığında hepimiz hem fikirizdir. Pek çok sorun arasında bu ana konunun ele alınmamasına hayret ediyorum.

Söz eğitimden açılmışken, yukarıda adı geçen kitabımdaki bir eksiği de tamamlamak istiyorum. Batı eğitimini; sonradan bütün Avrupa medeniyetinin temel ilkesi olacak, Kadim Yunan eğitim sisteminden başlatmıştım. Türklerdeki eğitimi de Göktürkler ve Uygurlardan başlatmışım. Tv 2’ de Teoman Durali hocanın Felsefe sohbetlerinde; çok önemli bir hususu, kurumsal eğitimin Sümerliler (MÖ 4000) zamanında başladığını öğrendim. Yazının, tekerleğin, yelkenin ve pek çok şeyin mucidi olan Sümerlilerin dahi bir millet olduğunu söyleyebiliriz. Yazının bulunması insanlık hafızasının kalıcılığını sağlamakla kalmamış okullaşmayı da kurumlaştırmıştır. Sümer okullarında öğretilen üç husus var:

  1. Okuma- yazma
  2. Hesap
  3. Müzik (Müzik ve şiiri hoca kutsal olarak nitelendiriyor.)
(Durali hoca beden eğitimi ve din derslerinin de olacağını büyük bir ihtimalle tahmin ediyor) Bu yöntem Yunan’da gelişerek devam edecektir. Eğitimden maksat iyiliği ve güzelliği tebarüz ettirmektir. Osmanlı da ise eğitim devletin vermekle yükümlü olduğu bir hizmet değildir. Bunlar Vakıflar tarafından kurulur ve yönetilir. Eğitimin amacı ise çocuğu şerden korumak ve hayra sevk etmektir. Buradan anlaşılacağı gibi şer ve hayır Kuran-ı Kerimin emirleridir. İyilik ve güzellik ise insanlığı ilgilendiren dünyevi hususlardır. İyilik ahlakı ve bilimi, güzellik ise sanatı temsil eder.

Sanırım eğitimden bahsederken bunları söylememek bir eksiklik olurdu.

 

MAKALE Yorumları