Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
Y. Mimar ERCAN EVREN
DUAYEN
mail_outline : erevren1932@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

12.05.2019

Okunma Sayısı

1134

Makaleyi Paylaş

Okullarımıza neden daha fazla özen göstermeliyiz?

 

Pestalozzi modern eğitimi ne kadar öncüsü ise Profesör Alfred Roth da modern okul mimarisinin öncüsüdür.

Yazıma onun bir sözü ile başlamak istiyorum. “Bütün büyük pedagog ve ahlakçıların pedagojik eğitim ile ilgili düşüncelerinin esasını şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Eğitim ve yaşam bölünmeyen bir bütündür.
  • Eğitimin en önemli amacı insanların moral davranışlarıdır.
  • Moral eğitimi için estetik eğitim kaçınılmazdır.
  • Estetik eğitim, Güzel şeylerle temas kurarak sanatsal eğitilmeyi ifade eder
Bizde ise, önemli olan çocuğun kafasını son derece somut bilgilerle doldurmaktır. Bu işlevin yapıldığı yani okulların hiç önemi yoktur. Toplumda estetik ve sanatsal bilinç ise maalesef gelişmemiştir. Bireyin ve moral yapının öne çıktığı günümüzde güzellik ve sanatın vazgeçilmez olduğunu anlamalıyız.

Tabii bu işe okul mimarisi ile başlamak gerekiyor. Ruhsuz ve kişiliksiz tip projelerle bunu elde etmek mümkün değil. Sayın Bakan Çelik zamanında yapıldığı gibi kimlik vereceğiz diye Selçuklu mimarisini taklit etmek ise faydadan çok zarar veriyor. Okulları güzelleştirmek için son zamanlarda yapılan giydirme cam cepheler, prekast malzemeler ise maliyeti artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Aslında bunun güzel örnekleri ülkemizde var. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Bruno Taut ve Ernst Egli gibi mimarların tasarladıkları okullar. Çok az da olsa; özel sektörde, genç mimarların tasarladığı çok güzel okullar var. Bütün samimiyetimle söylüyorum, Avrupa’nın en güzel binaları okullardır. Maalesef biz de ise tam tersi.

Tip projelerle uzun yıllardır yaptığım savaştan maalesef bu güne kadar sonuç alamadım. Daha uzun bir zaman da özgün proje fikri gündeme geleceğe benzemiyor. Çünkü Tip proje herkesin çok kolayına geliyor. Mono blok tip projeler hiçbir kitlesel kompozisyona ve fonksiyon gruplaşmasına imkân vermiyor. Arsanın durumuna göre bir esnekliğe de sahip değil. Uygulama genellikle şöyle oluyor: Her yıl okul ihtiyacı Milli Eğitim tarafından belirleniyor ve bu ihtiyaçlar mevcut tip projelerle gideriliyor. Bu işler çok güncel yapıldığı için yeniden proje çizmeye zaman pek bulunmuyor. Tabii, keşfi, hesapları hazır bu projeleri ihaleye çıkartmak çok kolay oluyor. Güzel çirkin olmuş kimsenin umurunda değil. Milli Eğitim bakanlığı arsa ve proje parası düşünmediğinden, genelde hazine arsaları, bağış arsalar ve tip projeler kullanılıyor. Oldukça pragmatik bir çözüm. Buradan iki somut netice çıkartabiliriz:

  1. Arsa için fon ayırmak
  2. Proje zamanını ve ücretini gündeme getirmek
Arsa, iklim, ihtiyaçlar bir projeyi betimleyen hususlardır. Bunlar her proje için ayrı ayrıdır. Binaların kimlikleri ise mimarına göre değişir. Mimaride güzel olan da zaten bu farklılıktır. Her şeyin çok hızlı değiştiği günümüzde, tasarımda esnekliğe önem verilmelidir.

Bir eğitim kurumunu su kısımlara ayırabiliriz:

  1. İdare
  2. Sınıflar
  3. Laboratuvarlar ve işlikler, Yemekhane
  4. Kapalı spor tesisleri (spor salonu, yüzme havuzu)
  5. Toplantı salonu. (5-6 birleştirilerek çok maksatlı salon yapılabilir)
Bunlar içinde; büyük açıklık gerektiren, spor tesisleri ve toplantı salonları diğer bölümlerden muhakkak ayrılmalıdır. Bu salonlar; eğitim yönünden, bence okulun en önemli bölümleridir. Hazırlık odaları, sahneleri ve depoları ile özel çözüm gerektirirler. Yoksa bodrum katlarında, kolonlar arasında ihtiyaca cevap vermeyen uydurma hacimler sadece yasak savmaya yarar.

Diğer önemli bir husus da “Mesleki Kontrollüktür”.  Bir eser, çalışmaya başlandığı andan anahtar teslimine kadar bir bütündür. Onun için bir projenin mimari kontrollüğü başka bir kuruma veya şahsa yaptırılamaz. Mimar, her safhadan sorumludur ve koordinatörlük yapar. İşveren (idare) yapılanları üst noktada denetler. Tüm teknik çalışmalar da mimarın koordinatörlüğünde yapılır.(Statik, elektrik, tesisat gibi……)Bu hususta meslek grupları arasında bir “Sen-Ben” davası olmaması gerekir. Çünkü bu söylediklerim mesleklerin yapısı icabıdır. Bir orkestrada şef ne ise inşatta da mimar odur. Hem de kendi bestesini çaldıran bir şef gibi. İnşaat veya kullanma anında yöneticilerin inşaata yaptıkları müdahaleler kesinlikle kabul edilemez. Her değişiklik ancak müellife (mimara) danışılarak yapılabilir. Telif hakları da zaten bunu öngörmektedir.

Aslında benim bu yazdıklarım yeni bir şey değil. Avrupa ülkelerinin çoğunda uygulama böyle. AB normlarına uymak istediğimize göre bir gün biz de böyle hareket etmek zorunluluğunda kalacağız. Sorun “çok geç kalmamak”

MAKALE Yorumları