Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
MUHARREM YELLİCE
TÜRKOLOG
mail_outline : myellice07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

24.12.2016

Okunma Sayısı

1540

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

NÂZIM HİKMET (1902-1963) (2)

MİLLİ GURURU SAVUNAN ROMANTİK KOMÜNİST İNEBOLU YOLLARINDA

Milli heyecanı  O’nu Anadolu’ya atıverdi.

Söyle anlatır.

Anadolu’ya geçtim. Millet sıska Atlarıyla, Nuh’tan kalma silahları,

Açlığı ve bitiyle savaşıyordu, Yunan ordularına karşı.

Milleti ve savaşını keşfettim. Şaştım, korktum, sevdim.

Anadolu çepçevre düşmanla sarılı idi, batıdan Yunanlılar, güneyde İtalyanlar,

Suriye sınırında Fransızlar,  doğuda İngilizlerin desteklediği Ermeniler.

Karadeniz kıyısı İngilizlerce abluka altındaydı.

Batı Trakya Yunanlıların ellerindeydi. Boğazları, ittifak devletleri kontrol ediyordu.

Türk’ün kara günleriydi. Boyun eğilemezdi.

1921 günü Nazım Hikmet, Valâ Nurettin, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz Çamlıbel,

Anadolu hareketlerine katılmak için İstanbul’dan ayrıldılar.

İstanbul’dan İnebolu’ya …

İnebolu’dan Ankara’ya yayan yol aldılar.

İnebolu da; Komünistlik fikrini, Sadık Ahi adında boynunda kırmızı bir atkısı olan adam,

Aşılayacaktır Nazım’ı.

Sadık Ahi,

Nazım; “Sana ihtilal nutukları akmak ne güzel yakışır” demiştir.

Nazım şöyle anlatır bu olayı.

Alnı yukarda
kırmızı boyun atkısı rüzgârda,
                                                        yürüyor.
Yürüyor adım adım
Yürüyor ağır ağır
                                     yürüyor...

Rüzgâr deniz gibi köpürüyor
esiyor deniz rüzgâr gibi.
Akıyor iki yandan ışıklar
                                  düşen yıldızlar gibi.

Sesler geliyor derinden
                 kalbin uzak sahillerinden:
-Nereye gidiyorsun yavrum benim nereye?
Dön sevgilim,
             dön kardeşim,
                           dön evimin erkeği, dön geriye..

Yürüyor o
            ıslıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak.
Yürüyor o
            gövdesi bir gemi gibi yükselerek, alçalarak.

 

Nazım Marksist düşüncelerin adlarını Sadık Ahi den işitti ilk kez.

İnebolu Ankara yolculuğu dokuz gün sürdü.

Bu yolculukta Nazım Anadolu’yu tanıdı. Anadolu şairlerinin anlattığı gibi değildi.

Anadolu gerilik, cahillik, yoksulluk ve Karanlıktı...

Halbuki Mehmet Emin Yurdakul da Anadolu “Yeşillik ve mümbitti”

Mehmet Emin şöyle anlatıyordu Anadolu’yu.

Yürüyordum: Ağlıyordu ırmaklar; 
Yürüyordum: Düşüyordu yapraklar; 
Yürüyordum: Sararmıştı yaylalar; 
Yürüyordum: Ekilmişti tarlalar. 

Bir ses duydum, dönüp baktım, bir kadın: 
Gözler dönük, kaşlar çatık, yüz dargın; 
Derileri çatlak, bağrı kapkara, 
Sağ elinin nasırında bir yara 

Başında bir eski püskü peştemal 
Koltuğunda bir yamalı boş çuval... 
........................ 
-Ne o bacı? 
- Ot yiyoruz, n'olacak! .. 
Faruk Nafiz Çamlıbel han duvarlarında anlatır Anadolu’yu.

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, 
Bir dakika araba yerinde durakladı. 
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, 
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... 
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya, 
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya. 
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! 
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, 
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... 
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları, 
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, 
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

Nazım Hikmet; Anadolu’ya şöyle bakar.

İNEBOLU

İki arkadaş tuttuk dağlara giden yolu,
Öyle yükselmişiz ki, sahilde İnebolu
İnce sokaklarıyla ufaldıkça ufaldı.
Minareler bir çizgi, camiler nokta kaldı.

Evleri birbirine giren şehri içinde
Ufuklar genişledi önümüzde git gide;
Denizi kucaklayan iki açık kol oldu.
Rüzgar esti denizin suları yol yol oldu.

Yığılmıştı yollara yığınla yaprak;
Yaprakların üstünde sendeleyip kayarak
Dağın son kayasının dibine varabildik.
Bu tepede bu kaya mağrur bir baş gibi dik!
Çıkıp onun üstünden bakabilirsek eğer,
Güzel İç Anadolu görünecekti bize.
Bunu nakşetmek için bir anda kalbimize
Son adımı atmadan gözümüzü kapadık.
Gözümüz açılınca karşımızdaydı artık
Sisli vadileriyle rüyalı Anadolu.

Görüyorduk uzaktan dereye inen yolu;
Sağ yanında bir çayır, solda çam ağaçları.
O kadar yakın ki dağların yamaçları
Dereye düşen bahar bir daha çıkamamış.

Nazım;  cepheye gitmek istiyordu.

Cepheye değil Bolu’da bir okuldu, öğretmen olarak görevlendirildi,

Nazım ve Vala Nurettin.

Cepheye gönderilme istekleri kabul edilmedi.

Bolu’da Ağır Ceza reisi Nazım’ın Rusya’ya gitmesini öneriyor.

 

BİR SONRAKİ YAZI;  MOSKOVAYA TAHSİL İÇİN GİDİŞ

Kaynak:  1- Ekber Babayev

Ustam be Ağabeyim Nâzım Hikmet

2- Bilim Ütopya

Nâzım Hikmet özel sayısı

3- Hikmet Birant

Alıç Ağacı ile Sohbetler

4- Aziz Nesin’in  Nâzım Hikmet anıları

 

 

MAKALE Yorumları