Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. FAİK ARDAHAN
YARINA YOLCULUK
mail_outline : faikardahan@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

13.02.2020

Okunma Sayısı

500

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

MYO ve Köy Enstitüleri

Ülkemizde doğru sandığımız, ama son derece yanlış söylemlerden birisi de “Memleketin doğduğun yer değil, doyduğun yerdir” sözüdür. Bu söyleme uygun olarak yönetilen ülkemizin son 70 yıllık sonuçlarına bakıldığında köyde karnını doyuramadığı, gerekli sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanamadığı için birçok bireyin/ailenin köyden kente göç etmesi ile sonuçlanmıştır.

Bu aslında sadece bir göç eylemi değil aynı zamanda ülkemizdeki tarım ve hayvancılığın çökme sebebidir. Köylerde yaşayan bir kişi veya aile, şehirdeki birçok fırsata sahip olmadığı için, çocuklarını düzgün okutamadığı, sağlık sorunlarını çözemediği için bunları çözebilecekleri yerlere zor hatta kötü koşulları göze alarak, hatta birçoğu asgari ücrete razı olarak yaşadığı memleketinden, köyünden şehre göçmektedir. Bireylerin bir kısmı şehre göçseler bile şehirde yaşamanın maliyetinin yüksek olması onları bir şekilde köye/memleketine bağlı yaşamaya zorlamaktadır.  Bu perspektiften bakınca şu an şehirlerde yaşayan birçok kişi/aile kendi gurbetinde hayatının bir kısmı hala köyüne bağlı yaşamını sürdürmekte, özellikle güz aylarında dikkatle bakılınca otobüsler memleketten şehre peynir, çörek, meyve kuruları, pekmez dâhil birçok çeşitte yiyecek taşımaktalar.

Bu günlerde tekrardan köylerde yaşamak, tarım ve hayvancılıkla üretim bir şekilde teşvik edilerek şehirlerden köye geriye göçün önü açılmalıdır. Bunun için, adı ne olursa olsun, bir zamanların “Kırsal Kalkınma Modeli” olan “Köy Enstitüleri” gibi bir yaklaşımının tekrardan hayata geçirilmesi gereklidir ve acildir. Bu dönüşüme geçildiğinde hem köylerin tarım ve hayvancılık temelli üretim gücünün artmasına sebep olacak hem de devletin şehirlerde sunduğu hizmeti buraya getirerek kırsalı yaşanabilir, yaşamaya değer bölgelere dönüşmesine sebep olacaktır.  

Eğitim bireysel değişim olduğu kadar toplumsal değişimi de sağlayan en önemli unsurdur. Yeni bir insan ve yeni bir toplum yaratmanın birçok yolu olsa da, en etkili yolu eğitimdir. Buna ilave olarak, eğitimin temel amacı bireyin kendini keşfetmesi, kendi yetenek ve becerilerine göre sosyal ve profesyonel kariyer yolculuğunda olup, anlamlı ve doyumu yüksek bir hayat yaşamasıdır. Burada temel amaç istendik ve beklendik tüm davranışların kazandırılmasıdır.

Eğitim ailede başlar ve bireyin gelişimine uygun olarak ömür boyu devam eder. Okullardaki eğitim daha çok profesyonel kariyer içindir. Ama bunun yanında sosyal kariyer için de gerekli donanımlar büyük ölçüde buralarda tesis edilir, pekiştirilir. Bir meslek öğrenebilmek ve bunun toplumsal yansımasını sosyal kariyer olarak yaşamaktır. Doktorluk, mühendislik hepsi bu süreçlere örneklik teşkil edecek hem profesyonel hem de sosyal kariyer yolculuklarıdır.

Türkiye’nin Cumhuriyet döneminden sonraki en etkili eğitim politikası Köy Enstitüleri aracılığıyla “Kırsal Kalkınmayı” başarma arzusu idi. O dönemde nüfusun % 70’i köylerde yaşamaktaydı ve eğitim alanında kırsal kesimde yaşayan halkın kentle arasındaki dengeyi eşitlemek, köyün ekonomik, sosyal ve yaşam biçimi olarak kalkınmasını sağlamak amacıyla 1936’da “Köy Eğitmeni Projesi” uygulamasıyla başlanmıştı. Projenin amacı; hem öğretmen hem de modern üretim araçları ve tarım yöntemlerini köylülere öğretmek ve eğitimin daha verimli olmasını sağlayarak mali yükünü hafifletmek, ülke genelinde yüzde 6-7 civarında olan ve köylerde çok daha düşük olan okuryazarlık oranı arttırmaktı. Harf devrimine rağmen okuryazarlığın düşünülen hızda yayılmamasında en büyük etken öğretmen sorunuydu. 1930’lu yılların ortalarında, 40 bin köyün 35 bini öğretmensizdi. Öğretmen okulları yılda 300-350 kadar mezun verebiliyordu. Basit bir hesaba göre, sorunun çözümü için on yıllarca beklemek gerekiyordu. 

İsmail Hakkı Tonguç yönetiminde başlanan bu projenin başarılı olması üzerine 1937 ve 1939 yıllarında çıkarılan yasalarla Köy Eğitmeni Yetiştirme Deneyimi yaygınlaştırıldı. Kırsal kesime yönelik bu eğitim uygulaması daha sonra kurulan Köy Enstitüleri için uygun koşullar yaratmış ve Köy Enstitüleri'ne geçişi kolaylaştırmıştır.  Üzerinde yapılan birçok tartışmanın ardına Köy Enstitüsü uygulaması Köy Öğretmen Okullarına dönüştürüldü ve daha sonra 1954'te kapatıldı.

Bu günlerde özellikle ilçelerde bulunan Meslek Yüksek Okulları (MYO) bir zamanların eğitim devrimi olarak tanımlanan Köy Enstitülerine benzetmek çok doğru olacaktır. Burada görev yapan hocalar dersine girdiği öğrencileri, mezuniyet sonrası gideceği yörenin ekonomik, sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif hayatı değiştirecek donanımda bireyler olarak yetiştirmeli ve onları sadece bir mesleğin mensubu olarak değil, gideceği yöre başta olmak üzere ülkenin geleceğini değiştirecek girişimcilere ve çalışanlara dönüştürme misyonuyla bütünleştirmelidirler. Tüm MYO’ların özellikle de ilçelerdeki MYO’ların eğitim ortamı da buna uygun olarak yapılandırılmalıdır.

MYO’ların temel amacı ara kademe çalışanı yani; alt kademe çalışanlar ile üst kademe mühendisler/beyaz yakalılar arasında rol üstlenip mal ve hizmet üretim sürecinde görev yapacak elemanları yetiştirmektir. Bu misyonun mevcut eğitim sistemindeki karşılığı “bulunduğu işletmede kendisine tanımlanan işi yapan çalışan” olmaktır. Köy enstitüsü eğitim mantığıyla bakıldığında MYO’ların temel misyonu “bulunduğu işletmede kendisine tanımlanan işi yapmanın yanında yörede ekonomik ve sosyal hayatın geliştirilmesine katkı sağlayan kişiler yetiştirmek” olmalıdır. Kültür, spor, sağlık, sanat, yönetim, ekonomi, bilim gibi konularda donanımlı bireyler ancak bu bakış açısıyla yetiştirilebilecektir.

MYO’lar bu tasarımda eğitim verirlerse, fakültelerin de çizgilerini mutlak yukarı çekmeleri gerekecektir. Değişimi gerçekleştiren, evrensel düşünebilen, bilimin gereklerini hem profesyonel yaşamında hem sosyal yaşamında gerçekleştiren, köklerine bağlı bireyler ancak bu eğitim sistemiyle üretilebilecektir.

Ülkeyi baştan sona yeniden tasarlamak, üreten bir topluma dönüştürmek, herkesi üretimin parçası yapmak, köyü ve kırsalı üretimin önemli parçası yapabilmekle mümkün olacaktır. Bu sebeple tüm akademisyenlere çok daha fazla sorumluluklar düşmektedir.

Bu misyonla yaşayan bireyler yetiştirmek aslında sadece MYO’ların değil tüm akademinin görevi olmalıdır.

MAKALE Yorumları