Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
Y. Mimar ERCAN EVREN
DUAYEN
mail_outline : erevren1932@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

18.05.2020

Okunma Sayısı

434

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Milliyetçilik

Prof. Dr. Turan Yazgan (1938-2012) Türkiye’nin yetiştirdiği değerli bir bilim adamı. İktisadi ve Ticari ilimler fakültesinde hoca, Türk Tarihi Araştırma Vakfının kurucusu ve başkanı. Ömrünü Türklüğün yüceltilmesine adamış bir idealist. Birçok kitap yazmış, binlerce öğrenci yetirmiş ve Milliyetçi kesimin kalbinde taht kurmuş bir entelektüel.  Ben kendisini bir konferansta tanıdım. Kendisi tek sesli müziği savunur ve bir gün dünyada bütün müziklerin tek sesli olacağını ileri sürerdi. Bunu da “Tanrı nasıl tekse müzikte öyle olmalı” savıyla dile getirirdi. Beni şaşırtan bu kadar bilgili bir insanın nasıl bu kadar sığ düşünceli olabileceğidir. Eski çağlarda müzik bütün dünyada zaten tek sesliydi. Notanın ve saatin(zamanın bölünebilmesi) bulunmasıyla ortaya orkestralar çıkmış ve çok sesli parçalar bestelenebilmiştir. Bir beste; alaturka olsun alafranga olsun, notaların uyumlu birleşmesiyle meydana gelmiş bir bütündür ve tektir. Çok sesli müziğin farkı ise; bunu bir basamak daha ileri götürerek, enstrümanlar arasında da bir kompozisyon yaratmasıdır. Tanrı da tektir ama yarattıklarına bakın ne kadar çoklu kompozisyonlardır. Doğadaki elemanlar birleştirilerek; muazzam bir uyum içinde, muhteşem bir evren yaratılmıştır. Bence doğa en büyük orkestradır. Özet olarak şunu söylemek istiyorum: Vahdet yalın bir teklik değil, pek çok unsurların bir araya gelmesiyle bir bütünün yaratılmasıdır.

Mimar Ekrem Hakkı Ayverdi(1899- 1984) hayatını Osmanlı eserlerinin araştırmasına adamış bu konuda eserler vermiş ve restorasyonlar yapmış; Turan hoca gibi, sağcı ve milliyetçi kesimin kalbinde taht kurmuş bir mimardır.  Önemli kurumlardan pek çok ödüller almıştır. Ama şu aşağıdaki sözleri beni yine şaşırtmıştır: “Biz garplı değiliz ve olmayacağız” diyerek batı düşmanı olduğunu, “Dünyada tek bir gerçek vardır o da İslamiyet’tir” diyerek de aşırı bir İslamiyetçi ve Osmanlıcı olduğunu dile getirmiştir. Bir modern cami projesini eleştirirken söylediği sözler ise de kabul edilemez. 1956 senesinde Havadis gazetesindeki yazısında E.H. Ayverdi şöyle diyor: Bu tarzın (Modern Mimarinin) alemdarı Le Corbusier’ nin afyonkeş muhayyilesinin aksi gibi tablolarını gördünüz mü? O resimleri ve bu mimariyi doğuran aynı adam ve aynı zihniyettir”. Afyonkeş dediği Le Corbusier dünyanın en iyi on mimarı arasına giren modern mimarinin kuramcılarından biridir. Başka ne denebilir.

Maalesef, Türk milliyetçileri ülkeye fayda sağlayacaklarına gözlerini dünyaya ve düşünceye kapatarak; fanatik dindarlar gibi, ülkemizde kin, nefret ve düşmanlık yaratmışlardır.

Büyük bir sevgi ile bağlanılan toplum liderleri, doğru şeyler söyledikleri zaman toplumu özellikle gençliği pozitif yönde etkilerler. Tabii bunu aksi de negatif olur. Başkalarını kötüleyerek kendilerini yükselmeye çalışan insanlar düşünceden yoksun aciz kimselerdir. Eskiye aşırı hayranlık ve bağlılık insanların yaratma yeteneklerini öldürür. Mimarlık tarihi yazmak ve restorasyon yapmak mimariyi anlamak için yeterli değildir. Tabii ki eski eserleri araştırmak önemlidir ve gereklidir. Ama onları taklit etmek en kolay ve yanlış yoldur. Mimar her sanatkâr gibi eski yapılanlardan ilham alır ama yeni bir şeyler yaratmaya çalışır. Ayverdi’nin yazdığı mimarlık tarihi kitapları tabii ki önemli bir çalışmadır (Maalesef bu araştırmalarda kesit ve cephe göremezsiniz, her şey sözle anlatılmaya çalışılmıştır). Ama Angusto Romano Burelli ve Paola Sonia Gennaro’ nun yazdığı; orantıları araştıran, Sinan’s Mosque adlı 100 sayfalık kitap daha önemlidir ve mimari ile ilgilidir. Bilim insanlarının dünyaya gözünü kapatmasını ve kendinden olmayanları karalaması kabul edilebilir bir şey değil. Bu belki; yaratıcı olamamanın kompleksi neticesi, bir sığınma aracı olarak görülebilir.

Sanat eserleri; yaratıcılığa dayandığı ve tek oldukları için, rast gele herkes tarafından değiştirilemezler. Telif hakları diye bir mefhum vardır ve bu bütün medeni ülkelerde kanunlarla düzenlenmiştir. Bizde de bu kanun; pek uygulanmasa da, 1951 de yürürlüğe girmiştir. Bu işte en çok mağdur olanlar mimarlardır. Öncelikle ülkemizde mimarlık bir sanat olarak pek algılanmaz, ayrıca insanlar oturdukları, malik oldukları binalarını istedikleri gibi değiştirmek hakkını kendilerinde görürler. Mimarın bu işe karışmasına hiç anlam veremezler. Üstelik inşaat işi Anadolu tabiriyle “Tatlı bir gidiş (kaşıntı)” tir. Herkes de bu işi en iyi bildiğini zanneder. Ülkede doğru dürüst mimar da çok az olduğundan bu husus kimseyi fazla rahatsız etmez. İtiraz edenin de vay haline! Bu sadece şahıslara ait bir huy değil kurumlar için de geçerlidir. 12 Mayıs tarihli gazetelerde İstanbul’da yapılan Merkez Bankası binası ile ilgili bir haber vardı. Haber şöyle: Yarışma ile HBB adlı bir Alman firmasına verilen proje, “Yönetimin” arzusu ile değiştirilerek; saray mimarı tarafından, Selçuklu mimari sitiline çevrilmiştir.

İmam böyle yaparsa cemaat ne yapmaz?

MAKALE Yorumları