Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
Y. Mimar ERCAN EVREN
DUAYEN
mail_outline : erevren1932@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

02.06.2019

Okunma Sayısı

2710

Makaleyi Paylaş

Milli Eğitim

Geçen yazımda “Yabancı dil ile eğitim yapan okullar” dan bahsetmiştim. Bu yazımda; biraz geçmişe girerek,  bu okulların çıkış nedenlerini ve amaçlarını irdelemeye çalışacağım. 

Bana göre, ülkemizde adı milli olup da kendi milli olmayan üç adet büyük kurum var. Bunlar: Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı bir de MHP. Tabii, konumuz milli Eğitim ama Milli Savunmaya da kısaca değinmeden edemeyeceğim. Çünkü yüzbinlerce şehit verdiğimiz Çanakkale savaşlarının Alman komutanlar tarafından yönetilmiş olmasını bir türlü içime sindiremiyorum. Alman ordularına zaman kazandırmak için gencimizin ölmesi de içimi fena halde yakıyor.

Osmanlı imparatorluğu eğitim sistemi düşünceye, fikir üretmeye yönelik olmadığı için hep dışarıdan yardım alınmaya çalışılmıştır.

I.Mahmut zamanında (1730-1754) Fransa’dan gelen Cont de Bonnfvale Müslüman olarak Humbaracı Ahmet Paşa adını almış ve orduda topçu ocaklarını düzenlemiştir. III. Mustafazamanında (1757-1774) macar asıllı Baron de Tott orduda önemli ıslahatlar yapmıştır. III. Selim (1789-1807) Yabancı uzmanlara raporlar hazırlatmış ve Avrupa tarzında Nizam-ı Cedit Ordusu kurulmuştur. Fransa ve İsveç’ ten subay, öğretmen ve uzmanlar getirilmiştir. Fransızca Osmanlı Devletinin ilk yabancı resmi dili olmuştur. II. Mahmut(1785-1839) Yeni Çeri ocağını kaldırmış ve Avrupa tarzında Eşkinci Ocağını kurmuştur.Dönemin devlet adamlarından Halil Paşa “Devleti Aliye’nin yaşaması için Garbın taklidinden başka çare olmadığını” söylemiştir.Alman Moltke ve Mölbach adlı subaylar Orduya alınarak yenilikler yapılmıştır. 19. Asırda referans olarak alınan Fransa’ nınyerine Almanya’nın geçtiğini görüyoruz. 1882 de Kæhler ve Goltz nezaretinde Alman heyetleri Osmanlı ordusunda çalışmıştır. Resmi olmasa da gayri resmi olarak Alman subaylarının her zaman Osmanlı ordusunda çalıştıklarını biliyoruz. Bunun dışında Osmanlıya sığınan Polonya’ lı subayların orduda çalıştıklarını görüyoruz. Birinci dünya harbine Almanlar ile birlikte girmemiz üzerine genelkurmay tamamen Almanların yönetimine geçmiştir. Cumhuriyet döneminde, Nato’ ya girmemizle Türk ordusu Amerikalaşmaya başlamıştır. Askeri bütün yönetmelikler Amerikan ordusundan alınmış, pek çok subay Türkiye’ye gelmiştir. (MSB lığında müsteşarın yanında bir Amerikalı general olduğunu hatırlıyorum) Türk subaylar Amerika’da eğitim görmüştür. Amerikalılar, 27 Mayıs ihtilalini yapanlara “Bizim çocuklar” diyecek kadar Türkiye’yi benimsemişlerdi. Bunların en vahimi de; yakın tarihimizde yaşadığımız, Feto’ nun orduyu ele geçirmesidir. 

Eğitim ise Osmanlı’ da hiçbir zaman milli değildi. Osmanlı’da eğitim dini idi. Sübyanokulları ve medreseler sadece Müslümanların gittiği ve ağırlıkla Kuran öğretilen okullardı. Öğrencilerin büyük çoğunluğu Arapça bilmemesine rağmen, maalesef dersler Arapça idi. Enderun işe halka açık olmayan; Devlete eleman yetiştirmek için, devşirmelerin ve saray erkânının eğitim gördüğü bir okuldu. III. Mustafa zamanında, 1773 de Mühendishane-i Bahr-i-Hümayun kurulmuştur. Kurucusu bir Macar soylusu olan Baron de Tott’ tur. III. Selim zamanında 1795 de Mühendishane-i Berr-i-Hümayun kuruldu. Burada amaç halkın eğitim seviyesinin yükseltilmesi değil, orduyu kuvvetlendirmektir. Bu okullar Fransız hocalar ve uzmanlar tarafından kurulmuştur. Padişahın maddi ve manevi katkılarını da unutmamak gerekir. Bundan sonraki en önemli hamle; II. Mahmut döneminde 1827 de Tophane-i Amire ve Cerrahane-i Amire olmuştur. Bu okul Viyana’dan getirtilen Dr. Bernard nezaretinde; Viyana’daki Josephium’ örnek alarak, kurulmuştur. Öğretim dili Fransızcadır. Padişah bu konuda şöyle demiştir: “Bir gün gelecek şimdi bir Avrupa dilinde ve yabancılardan öğrendiğimiz tıbbı, kendi dilimizde okutacağız ve böyle okutan hocalarımız yetişecektir”. 1866 yılında, Halktan gelen tepkiyle de, öğretim dili Türkçeye çevrilmiştir. Bu okullar; yukarıda söylediğim gibi, orduya yardım için kurulmuş olsa da Türk milletine tıp ve mühendislik alanında çok büyük faydalar sağlamıştır. Bu değişikliklerin yukarıdan gelmesi eğitimdeki altyapı sorununu çözmemiştir. Liselerin açılışı 1850, sübyan okullarının ilkokula dönüştürülmesi ise 1862 dir.

Azınlıklar ve yabancılar 1856 Islahat Fermanı ile ve kapitülasyon şartlarından faydalanarak kendi okullarını açma imkânına kavuştu. 1897 de Osmanlı Devlet’inde 6 473 azınlık okulu, 384 yabancı okul vardı. (Ekteki Tablo)Zamanla Türkler yabancı okullarda eğitimin daha iyi olduğunu görerek çocuklarını bu okullara göndermeğe başladılar. Bu okulların hemen hepsi misyoner okulları olup; kiliselere bağlı olarak, papazlar tarafından yönetilmekteydi. Osmanlı maarifi Medreseleri düzeltecek yerde azınlık okullarına benzeyen Galatasaray Sultanisi gibi bir okul kurmayı yeğledi.  Burada 1867 Fransız hükümetinin Bab-ı-Ali’ ye verdiği notanın da etkisi vardır. Bu notada Fransızlar, merkezlerde Hristiyançocukların da eğitim görebileceği okulların açılmasını istiyorlardı. O sıralarda Fransa’da seyahatte olan padişah Abdülaziz, Avrupa okullarını görme imkânını bulmuş ve döndüğünde de bu tür okulların açılmasına izin vermiştir. Okul nizamnamesi Türkçe, Fransızca, Rumca ve Ermenice olmak üzere dört dilde yazılmıştır. Bu okulların bir amacı da Müslüman ve Hıristiyan bütün Osmanlı tebaasının eşit şartlarda eğitim görmesini ve bu suretle Osmanlı birliğinin korunmasıdır.

Cumhuriyet döneminde de Eğitimin yeniden kurulmasında Almanya’dan kaçan Yahudi bilim adamlarının büyük katkısı olmuştur. Yalnız bir farkla: Hocalar Türkçe ders verecek ve Türkçe kitap yazacaklardı. Alman hocaların büyük bir çoğunluğu bu şartı kısa bir zamanda yerine getirmişlerdir. Türk Maarifi doğru dürüst okullar kuramadığı içinhikmeti “yabancı dille eğitimde” görmüş 1960 yıllarında Galatasaray lisesine benzeyen İngilizce eğitim veren kolejler açmıştır. İleriki senelerde daha da ileri giderek bütün liselerde yabancı dille eğitim yapmaya kalkmıştır. 

Bu gün Türkiye’ de önde gelen üniversitelerin çoğu yabancı dille eğitim yapmaktadır. Orta öğretim kurumlarında; İngilizcenin yanında, Fransızca, Almanca, İtalyanca eğitim yapan okullar vardır. Misyonerlik; azalsa da, hâlâdevam etmektedir. İşin enteresanı bu okullar halk tarafından itibar görmektedir. Bu da bize Maarif okullarının yeterince düzelmediğini göstermektedir.

“Yabancı dille eğitimi” in zararlarını bir kere daha yinelemek istiyorum:

• (Maddi yönden) Ders verecek kadar yabancı dil bilen ve öğretmenlik mesleğine hâkim öğretmen bulma zorluğu. Bunlardan birisi eksik olduğu zaman eğitim kalitesi çok düşecektir.

• (düşünsel yönden) Bilimsel olarak usavurmanın (muhakemenin) en iyi anadilde yapıldığı kanıtlanmıştır. Bunun tersi “ezber” dir.

• Büyük bir öğrenci kitlesine bir yaştan sonra; ders takip edecek kadar, yabancı dil öğretmek çok zordur. Yabancı dil öğrenmeye yeteneği olmayan bazı öğrenciden de zaten bu beklenemez. Bu durum büyük bir eşitsizliği de ortaya koymaktadır.

• Bu söylediklerim sakın ola “Yabancı Dil” öğrenilmesin anlamına gelmemelidir. Öğrencilere başka metotlarla öncelikle “İngilizce” muhakkak öğretilmelidir. (Teknolojinin bu kadar ileri olduğu günümüzde bu mümkün)

Ne Islahat fermanı ne kapitülasyonlar ne de azınlıklar kaldı. Fransız’ ların verdiği nota falan da yok ama biz hala eski sistemi devam ettirmeye çalışıyoruz, üstüne üstlük Fransızca eğitim yapan (Fransızca artık 18. Asırdaki gibi bir dünya dili olmamasına rağmen) Galatasaray Üniversitesini kurduk. Çökme durumunda olan kozmopolit bir imparatorluğun maarif sistemini korumakta bu kadar ısrar etmenin nedenini bir türlü anlayamıyorum. Maalesef, TC’ tiulus devlet maarifini bir türlü uygulamaya koyamadı….. Onun için Savunmaya da Eğitime de Milli diyemiyorum.

MHP’ nin yorumunu da sizlere bırakıyorum…….

MAKALE Yorumları