Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
İBRAHİM EKMEKÇİ
ÖĞRETMENDEN
mail_outline : ibrahimekmekci07@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

03.02.2018

Okunma Sayısı

256

Makaleyi Paylaş

Memleketimden İnsan Manzaraları (150)

Değerli Dostlar;

Yazılarının tiryakisi olduğumuz Hüseyin Erkan 150 sayısına ulaşan yazılarıyla kutlamayı hak etmiyor mu Sizce de...

Hele bu özgün yazısında, "Sütü bozuk insanları" nasihatla doğruluğa davet etmenin yanı sıra, olayın kahramanının uyguladığı "yaptırım" şekline, Sizler de benim gibi bayılacak, "Allah kinseyi toplum önünde mahcup duruma düşürmesim." diyeceksiniz.

Saygı ve sevgilerle...

İbrahim Ekmekci

 

    “İnsanlar bir ölçüye kadar özgürlük kısıntılarına, baskıya, zulme katlanabilirler ama haksızlığa,                                                                                               adaletsizliğe katlanamazlar.”                                                                                                                                                                                                           BÜLENT ECEVİT               

 

                Hayal kurmanın kötü bir şey olduğunu sanır kimileri. Hayır, hayır! Hiç de değil… Hiç de kötü değildir; hayal kurmak. Hatta güzel ve yararlı bir şeydir.

                Bu konu üzerinde düşünüp araştırma yapanlar görmüşler ki, hayal kuranlar ve kurdukları hayalin peşinden koşanlar başarılı oluyor hep.

                Düşünün ki, 200 yıl öncesine kadar telefon da yoktu; elektrik de… Uçak, radyo, televizyon çok daha sonra…

                Hele hele cep telefonu, bilgisayar ve internet…

                Bütün bu icatlar, gerçek oluncaya kadar, bir hayal, bir düş değil miydi? Ve bunları hayal edip de hayallerinin peşinden koşanlara “deli” gözüyle bakılmamış mı?

                Sesi, sözü birkaç kilometre uzağa nakletmeyi düşünen insanı kim ciddiye almıştır?

                Ya o sesi bir plağa kaydetmek gibi çılgın bir hayalin peşinden koşanları?

                Sözü fazla uzatmaya gerek yok. Demek istediğim şu: Gerçekçi olmak iyidir; iyidir de, hayal kurmak da iyidir. Dahası, kurduğu hayali gerçekleştirmek için çalışıp didinmek daha da iyidir.

                Onun içindir ki, özellikle son yıllarda eğitim uzmanları, öğrencilere, “İlle de bunu olun, şunu olun” demiyorlar. Aksine, “Hayatta ne olmak, ne yapmak, nereye ulaşmak istediğinizi hayal edin ve mutlaka bu hayalinizin arkasından gidin.” diyorlar.

                Ben de aynı görüşteyim. Ana, baba olarak, “İlle de şu mesleği seç” diye baskı yapmayalım çocuklarımıza. Kesinlikle böyle bir yanlış yapmayalım. Bilelim ki, çocuklarımıza yapacağımız en büyük kötülüktür bu.

                Okul ve branş seçimi, iş ve meslek seçimi gibi, eş seçiminde de tamamen özgür olmalı çocuklarımız. Özellikle kızlarımız, özellikle kızlarımız!..

                Hayallerinin peşinden koşarak hem istediği mesleği ve işi, hem istediği eşi seçerek mutlu ve başarılı olmuş bir insandır; 1988’in Malkara Kaymakamı Turan Eren. İşte bu yüzdendir; iş yapmak, iş başarmak, sorun çözmek, halkın dertlerine çare bulmak, katlanılmaz bir yük değil, bir oyun, bir zevk, bir mutluluktur; O’nun için.

                İlçe köylerinde üretilen sütün tümünü, iyi bir fiyatla kısa adı SEK olan Süt Endüstri Kurumu’na satıp mandıracıları aradan çıkartıverir. Ayrıca süt toplama ve taşıma işini “Köylere Hizmet Götürme Birliği”ne verir. Birlik, yaptığı bu işe karşılık, süt fiyatının % 13,5’uğunu alır. Böylece, sürekli ve çok iyi bir gelir elde edilmiş olur.

                “Sorun çözüldü; iş bitti.” deyip oturursanız, çürürsünüz. Yenilgiye davet çıkarmaktır bu. Durursanız, yerinizde sayarsınız, çok geride olanlar bile, önce size yetişir, sonra geçip giderler. Bunun bilincinde olan Kaymakamımız, ırk ıslahını çabuklaştırmak için 6 yeni araba alıp 2 veteriner ile suni tohumlamayı hızlandırır. Öte yandan modern ahır yapımı, hayvan bakımı, temizlik ve beslenme konularında eğitim çalışmaları yapılır.

                “Hayvanları iyi besleyin. Kaliteli yemle besleyin.” demek yetmez. Siz kaliteli yemi, kalitesiz yemden daha ucuza vermezseniz, sözünüz havada kalır; eğitiminiz de hiçbir işe yaramaz.

                Bunun için, önce biri mısır, biri ot olmak üzere iki silaj makinesi alınır. Köylerde yapılan örnek silajların yararını gören üreticiler de silaj yapmaya başlar.

                İyi, güzel de bunlar, yeterli değil elbet. Kaliteli ve ucuz yem gerekir mutlaka. Bunun için de bir yem fabrikası olmalı Malkara’da. “Tamam da fabrika yapmak Kaymakam’ın görevi mi?” demeyin. İlçede devleti temsil eden insan o değil mi?

                Turan Eren, aynen böyle düşünüp soyunur bu işe. “Yem Fabrikası” yapma konusunu etraflıca araştırır. Bunun için, bir arazi gerekir öncelikle. Alaybey köyünden 6 dekarlık bir arazi alınır Birlik’e. Bakar ki, ülkemizde en kaliteli yemi, Bandırma’da Yem-Mak üretiyor. İlgili kişi ve görevlileri alıp Yem-Mak’a gider. Firma sahibi Rıdvan Kavruk, bu işe 1954 yılında başladığını söyler. Fabrikayı gezdirip Kaymakam’ın ziyaret nedenini öğrendikten sonra, “Arzu ederseniz, size böyle bir fabrika yaparım.” der.

                Maliyeti konusunu konuşup anlaşırlar. Ödeme konusunda da, “Senetler burada. Gelirinize, durumunuza göre yazıp düzenleyin.” der; Rıdvan Bey. Fabrika binasını verilen projeye göre yapma işini Birlik üstlenir. Projeyi alıp dönerler Malkara’ya. Vakit geçirmeden bir taşeron firma ile anlaşıp 1990 Mayıs’ında işe başlanır. 1992’de fabrika tamamlanıp üretime başlar. Üstelik bilgisayarlı, tam otomatik bir fabrika… Bir düğmeye basınca süt ineği yemi, bir düğmeye basınca civciv yemi, bir düğmeye basınca alabalık yemi üreten modern bir fabrika… Ve de saatte 20 ton kapasiteli…

                Köylünün ineğini en kaliteli tohumla, en uygun fiyata suni tohumlama yapan Birlik, şimdi de üreticinin hayvanını en kaliteli yemle ve en uygun fiyatla besleyecektir.  Gerçekten de o günlerde 50 kiloluk bir çuval yem, bugünkü para ile 80 liraya satılırken, Birlik, kendi fabrikasında ürettiği daha kaliteli yemi 64 liradan verir köylüye.

                İş yapmak budur işte, sayın baylar, sayın bayanlar! Lüks koltuklarda ya da içki sofralarında laf üretmekle kendimizi kandırabiliriz ancak.

                “Pekiyi, bu çalışmalardan gözle görülür, olumlu bir sonuç alınmış mıdır?” diye sorarsanız, Evet, elbette alınmıştır.  İlçedeki toplam 26 bin olan büyükbaş hayvan sayısı, birkaç yıl sonra 46 bine çıkar ki, yaklaşık % 80 bir artış bu, daha ne olsun?

                “Önemli olan hayvan sayısının artışı değil, üretilen süt artmış mı?” derseniz; evet, o da artmış. 1988’de ancak 37 – 40 ton süt üretilirken, birkaç yıl sonra 200 tona dayanmış ki, % 500 bir artış demektir bu. Çok iyi!  Çok, çok iyi elbette. (*)

                Bilgiyle, inançla, sevgiyle, aşkla yapılan her iş böylesine güzel olur işte!

                Ve o yıllarda Malkara, ülkemizin her yerinden damızlık alınan bir merkez haline gelir. “Malkara damızlığı” kalitesiyle ün saldığı için, iyi fiyattan satılmaya başlanır. Dolayısıyla üreticinin cebine daha çok para girer.

               Köylülerin evlerinde ve köy kahvelerinde veterinerlerin telefonları vardır. Üretici aşı, suni tohumlama, hastalık gibi durumlarda, gece gündüz demeden, hemen veterineri arar. Veterinerler de, verilen talimat gereğince hemen o köye gidip gerekeni yapar.

                Daha önceleri, süt üreticisi köylü, mandıracıların insafına bırakılmışken, sütü gerçek fiyatına satamadığı için süte su karıştırıyor ya da kaymağını alıyordu.

                Süt artık normal fiyatına satılıyordu ama daha çok kazanmak için bu kötü alışkanlığı sürdürenler olacaktı elbette. Ama bu haksızlıktı.

                Yeni bir düzen kurulup üreticinin hakkı verildiğine göre bu hile önlenmeliydi mutlaka. Evet, ama nasıl?

                “Yapmayın, etmeyin. Siz artık hakkınızı aldığınıza göre, siz de hile yapmayın; haksızlık yapmayın.”  telkinleriyle süte su katanların sayısı biraz azalır ama kolay mı, kötü alışkanlıklardan vazgeçmek?

                Bakalım, nasıl bir önlem alınmış buna:

                Sıkı bir denetim yapılarak, süte su karıştıran, sütün kaymağını alan ve bozulmuş süt verenlerin listesi yapılıp köy kahvelerine asılıyor. Listenin başında da büyük harflerle ne yazılmış, tahmin edin bakalım: SÜTÜ BOZUKLARIN LİSTESİ…

                Çok etkili olur bu yöntem. O listeye bir kez giren, bir daha girmemek için, o çirkin alışkanlığını bırakmak zorunda kalır.

                Siz siz olun, sütü bozuk bir insan olmayın sakın!               

 

    Hüseyin Erkan

MAKALE Yorumları