Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
MUHARREM YELLİCE
TÜRKOLOG
mail_outline : myellice07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

13.03.2017

Okunma Sayısı

3192

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Mehmet Akif İttihatçı, İslamcı

Doğum: 1873- Ölüm: 1936

İttihatçı ve İslamcıydı.

Kahraman ırkın’a ümit veriyordu. Kendisi Arnavuttu.

İmparatorluğun asli unsuru,  Türk yok olursa,

Bütün etnisiteler  yok olacaktı. Vatan yok olacaktı.

Türk kavramında birleşti.

Vatanı temsil ediyordu, Türk.

O’na seslendi.

“Korkma”

Kendisi korkuyordu.

Korkma olmaz bu sefer “ diye kendine ümit veriyordu.

Kendi kendini yüreklendiriyordu.

Yinede,

Başaramamaktan  korkuyordu.

1914 yıllarında gittiği,

Arabistan çöllerinde uğradığı başarısızlığı unutamıyordu.

Arap kabilerini örgütleyen sarışın İngiliz’e karşı başarısız olmuştu.

Bu işe nereden bulaşmıştı. Niçin başarısız olmuştu?

Namazında niyazında bir aile babası bir öğretmendi.

İstanbul’da halim selim insanlarının gece karanlığında,

Ölüm ihtimali yüksek görevlere koştuklarını duyuyordu.

Teşkilat-ı mahsusa aklına geldi.

Teşkilata gitti. İki katlı ahşap bir evdi.

Teşkilatta sivil giyimli kişiler içerisinde,

Enver Paşa, Süleyman Askeri, Kuşçu başı Eşref gibi,

İmparatorluğun vatan severlerini gördü şaşırdı.

Mustafa Kemal, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp’inde zaman zaman,

Bu toplantılara katıldığını öğrendi.

Makedonca, Farsça, Arapça biliyordu, birazda Fransızca,

Kısa zamanda Enver Paşa’nın 

Hususi Harekat Şefi” oldu.

Görevli olarak Balkanları dolaştı.

Doğu Anadolu’daki aşiretleri örgütledi. Kur’ana baş vurdu. Doğuda sevildi.

Kürtlerden üç alay oluşturdu.

Bu alaylar Yıldız Sarayı muhafızlığı da yaptılar. Hamidiye alayları…

Teşkilatta en başarılı günlerini geçirirken,

Mekke Şerifi Hüseyin Paşa’nın Osmanlıya isyanı haber alındı.

Şerifi isyandan vazgeçirmek için,

Yirmi beş kişilik özel ekiple Mekke’ye görevlendirildi.

Yakıcı çöllerde yüzsekiz gün kaldı. Şerif Hüseyin’le görüşemedi.

Mekke Şerifi Lawrence ile beraberdi.

Medine’ye geçti çöllerden… Bu çöllerden Muhammet ‘de geçmişti Ebu Bekir’le.

Bende otobüsle geçtim.

Medine’de çetin bir protesto ile karşılaştı.

Lawrens örgütlemişti. Canlarını zor kurtardılar.

İstanbul’a güç bela dönebildiler.

Bu arada Mekke ve Medine de Osmanlıya  isyan başlamıştı.

Abdulhamid’in bu güzel ekibi başarısız olmuştu.

Padişah Akif’i azarlamıştı, Yıldız Sarayından adeta kovmuştu.

Şimdi yeni bir görev veriyorlardı. Berlin’e gidecekti.

Almanya’nın savaştığı Fransız ordusundaki,

Müslüman askerleri silah bırakmaya ikna edilecekti.

Başarabilir miydi. Korkuyordu.

Berlin’de Alman karargahında, görevi tebliğ edilip,

Önüne mürekkep hokkaları, deste deste kağıtlar kondu.

Fransız ordularının yerini gösteren haritaya baktı.

Allah’ın adıyla bildiriye başladı.

Ayetler- Hadisler-Kıssalar kahramanlık destanıyla dolu bu bildiri akşama doğru bitti.

Basıldı, çoğaltıldı.

Alman Fokker savaş uçakları bildirileri dağıtmak için havalandı.

Fransız askerleri içersindeki Müslümanların pasifize edilmesi içindi,

Tüm bu gayretler.

Alman U9 Deniz altılar Java ve Hindicine hareket etti. Bildiri Müslüman diyarlarında dağıtılacaktı.

Görevini yapmıştı. Başarmıştı. Akif üç ay daha Berlin’de kaldı.

Bildirisi plağa okundu. Fransızlardan alınan esirlerin eğitiminde kullanıldı.

Türkiye’ye döndü. Kurtuluş savaşı başlamıştı.

İstanbul işgal atındaydı. Üsküdar- Alemdağı-İzmit

Adapazarı, Geyve üzerinden Ankara’ya ulaştı.

Hacı Bayram’da  vaaz verdi.

Halktan milli mücadeleye destek istedi.

Berlin bildirisindeki heyecanlarını vaazlarında dile getirdi.

Balıkesir Zaganos, Kastamonu Nasrullah camilerinde vaaz verdi.

Kurtuluş savaşına destek  istedi.

İstiklal Marşı şiirini yazdı.

Dedesi Arnavutluğun  İpek kasasından iri yarı ümmi bir adamdı.

1873 yılında Fatih’te doğdu.

1867 yılında Tevfik Fikret,

1876 yılında Ziya Gökalp doğmuşdu.

Birbirine yakın yıllarda doğdular. Bir devre damga vurdular.

Ayrı ayrı dünya görüşü ortaya koydular.

Mehmet Akif İslamcılığı, Asım nazarında sembolize etti.

Asım nesli milletin geleceği idi.

Ziya Gökalp Turancılığı Ay Hanım, nazarında idealize etti.

Bu ideal için, Enver Paşa Pamir dağlarında şehit düştü.

Tevfik Fikret Evrenselliği Haluk nazarın da idealize etti.

Haluk Papaz oldu Atlanta eyaletinde öldü.

 Zamanlarında fikirleri uyuşmadı. Kavgaları da oldu, Kalemle…

Bilimi ve aklı savundular yolları ayrıydı.

İdealist bu neslin kavgaları ve sonuçları böyle idi.

Üçüde akıldan ve bilimden yanaydı.

Asım nesline söyle sesleniyordu Akif.

Sadece garbın ilmine dönsün yüzünüz, kafanız işlesin oğlum,

Kanal olsun arada”.

Bu kanalı Türk milletine Atatürk açtı.

Atatürk Türk’ün son aydınlığı.

İnsanlarda koçlar gibi kafalarıyla dövüşür,

Koçlar boynuzlarıyla, insanlar beyinleri ve akıllarıyla. 

Mehmet Akif, Sebilürreşat’ta,

Tevfik Fikret Servet-i Fununda,

Ziya Gökalp Yeni Mecmuada fikirlerini yaymaya çalıştılar.

Mehmet Akif güreşçiydi. Yüzücüydü. Boğazı yüzerek geçerdi.

Veterinerdi. Ney üflemeye merak sardı.

Neyzen Tevfik’le arkadaş oldu. Galata Mevlihanesinde tanıştılar.

Neyzen Fatih Fethiye medresesinde öğrenci idi.

Mehmet Akif Neyzen’e Almanya’dan getirdiği bir setre pantolon hediye etti.

O pantolonla derse giren Neyzen, okuldan atıldı. Cüppe ve şalvar giymemişti!

Neyzen’in tek odalı evinde sık sık buluştular.

Neyzen’in evine ünlü edebiyatçılardan,

Ahmet Mithat ve Muallim Naci de geliyordu.

Neyzen’e Akif Arapça öğretti. Neyzen’de Akif’e Ney üflemeyi

Akif’in Siroz hastalığını, Neyzen’le O dönem arkadaşlığına bağlayanlar oldu.

Neyzen hep şarhoştu.

Sonra araları açıldı. “Kör Neyzen” diye şiir yazdı.

Neyzen’den ayrıldı.

Tam bu sırada gizli bir cemiyet olan İttihat ve Terakki’ye ilgi duydu.

Vatani duyguları Onu eylemli yapıyordu.

İttihat Terakki’nin yemin metindeki ,

 “Cemiyetin bütün kararlarına kayıtsız şartsız uymak” maddesine itiraz etti.

Kendisi için makul olan kararlara uymak” şeklinde değiştirerek teşkilat ’ta girdi.

Teşkilatın yanlış kararlarına itiraz etti ve ayrıldı.

Zaman Akif’i haklı çıkardı.1913 yılında cemiyetten istifa etti.

Ve Mısıra gitti. 1914 yılında döndü.

İttihat Terakki dergisini kapattı. Dergide yayımlanan şiirlerinde,

Ümit, iman, isyan duyguları hakimdir. 

Umursuz halka, halkı yanlış yönlendiren aydına isyan vardır.

Umutsuzluğu ve isyanı Tanrı’ya yönelir ve Tanrıdan umut bekler.

Bazen de Tanrı’dan umudunu keser.

“Ağzım kurusun yokmusun Ey Adl-i iahi” der

 İttihat Terakki ve Tevfik Fikret’le kavgalıdır.

Hân-ı yağma şiirini yazmıştır. İttihat Terakkiye karşı.

“Yiyin Efendiler yiyin, bu yağma sofrası sizin” demiştir.

Akif.

Ziya Gökalp’in Türkçülük fikriyle ilgilendi.

İstiklal Marşında “Kahraman Irkıma” dedi.

Türk milletini kast etti. Millet nedir?

Kendini meydana getiren fertlerin eğitimini yüklenen;

Ortak bir dil oluşturan yapıdır.

Bu yapı yüzyıllarda oluşur.

Ortak yaşayış biçimi, duyuş bicimi beraber yaşama ideali,

Milleti oluşturur.

Millet ırkdaşlardan meydana gelmiş bir yapı değildir.

Ortak dil ve kültürdür.

Akif milleti böyle anlıyordu.

Kurtuluş savaşında Kuvay-ı Milliye saflarına katıldı. Burdur millet vekili oldu.

1921 de meclis kararıyla İstiklal Marşı şiiri “İstiklal Marşımız” oldu.

Yazdığı marş için ödülünü almadı.

Tevfik Fikret’le kavgaları vardı. Tarih-i Kadim şiirini hazmedememişti.

Bu şiirde Fikret tüm dinlere cephe almıştı.

Fikret’e Zangoç dedi. Çok setti haksızdı. Tarihi kadim bir öfke anında yazıldı.

Külliyen inkar vardır. Fikret 1897 de yazdığı “İnanmak ihtiyacı” adlı şiirinde,

İnanmanın insanı içine düştüğü karamsarlık ve umutsuzluktan kurtardığını söyledi Fikret.

Akif bu şiirden etkilenip, Tevhit veya Ferhat şiirini yazdı.

Atatürk Tevfik Fikret’in dünya görüşünü benimsiyordu.

Fikret’in Şairliğini seviyordu.

Bunu açıkça kendisine söyledi Atatürk. Akif küstü üzüldü.

İstiklal Marşı şairi bunu hak etmemişti diye düşündü kendince.

Atatürk O’nun şiirini sevmeliydi. Çünkü İstiklal Marşı şairiydi.

 1913-1918 yıllarının sıkıntıları Akif’in şiiir verimliliğini azalttı.

Bu yıllarda yazılan şiirlerde umutsuzluk vardır.

1.nci Cihan Harbiyle Osmanlı bitmiştir.

Bu moral bozukluğu bu devre şiirlerinde hissedilir.

Yazdıkları didaktik ve hamasidir. Şiir değildir.

Bu yapısıyla, Atatürk O’ndan inkılapların kabulü için yardım istedi.

O’da kabul etmedi.  Küstü. Mısır’a gitti.

1926 dan sonra Mısır’da Üniversitede Türkoloji dersi verdi.

Atatürk Kur’anın mealini O’ndan istedi. Kabul etti. Dört yıl uğraştı. Bitirdi.

Amma bu mealden kimse faydalanamadı.

“Kur’an Tercümesi yüzünden,

Ne olduysa bizim şairliğe oldu.

Aruzu küstürdük  

Korkuyorum”dedi.

“Hastalığı ilerlediğinden mealin son bölümlerde hata olabileceğini düşündü” diyenler oldu.

Meali beğenmediğini söyleyenler oldu.

“Ben bu işin vebalini taşıyamam” dedi, diyenler oldu.

Arapça Kur’an yerine, Türkiye de bu mealin kullanılacağından “Korktu” diyenler oldu.

İncil; M.Lutter tarafından Latinceden Almancaya çevrilince,

Almanlar tarafından dinin algılanması inançları nasıl sarstı ise,             

Türkçe mealden Kur’anı okuyanların dinden vazgeçip Ateist olacağından

“Korktu” diyenler oldu. Söylenti çok.

Mealin bir evde yakıldığı söylendi. Şimdi elde yok.

1936 yılında hastalığı ağırlaşınca, Türkiye de ölmek istediğini söyledi.

“ Dinde Türkiye’de insanlıkta Türkiye’de” dedi.

“Kalan ömrümü Allah Atatürk’e ilave etsin” dedi.

Mısırdan İstanbul’a hareket etti.

Dostu Abbas Halim Paşa’nın Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanına yerleştirildi.

27 Aralık 1936 da  uçmaklığa uçtu.

Yıllarca Millet vekilliği ve Hocalık yapan, Mehmet Akif adına kayıtlı,

Bir tek Gayr-ı menkul çıkmadı. 

Cebinde bir tek kuruş çıkmadı.

Cenazesine bir tek resmi görevli katılmadı.

Beyazıt caminden alınıp,

Küllük öğrenci kahvesinin önüne cenazesi geldiğinde,

Mehmet Akif’in cenazesi olduğunu öğrenen Üniversiteli gençler ,

“Korkma sönmez” diye marşa başlayarak, Cenazeye yapıştılar.

Eller üzerinde Eyüp mezarlığına huşu ile bıraktılar.

İşte insan ömrü,

Kimbilir nerde ne zaman,

Bir namazlık saltanat.

Bu yaşantıya Saltanat denirse,

Yaşıyor olmak,

Yine de güzel.

Hayatımızı güzelleştirmek için,

Kültürümüze katkı koyan emekleri bilmemiz lazım.

O zaman,

Hayat daha anlamlı olur diye düşündüm Akif’i yazarken.

Nurda yatsın. 

                                                                                                              KAYNAK:

                                                                                                              K Dergisi  sayı 146 Lemi Özgen

MAKALE Yorumları