Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. TUNCAY NEYİŞÇİ
HAVADAN SUDAN
mail_outline : tneyisci@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

06.09.2018

Okunma Sayısı

794

Makaleyi Paylaş

Matbaa mitolojisi

Ülkemize matbaanın neden geç girdiği konusundaki mitolojilerden haberiniz vardır.

Hattatlar işlerini kaybetme korkusuyla karşı çıkmalarından tutun, sultanın yasaklaması, din yetkililerinin icazet vermemesine kadar, aslı astarı sorgulanmamış bir sürü neden  ileri sürülmüş, mitoloji geliştirilmiştir.

Bu sorgusuz, sualsiz, mitoloji üzerinden sonuç çıkarma hastalığımız sanıldığından çok yaygın.

Oysa sorunun yanıtı çok açık; talep yok. Neden? Çünkü okuma yazma bilenlerin oranı çok düşük.

Aslında Osmanlıca denilen, Türkçe alt yapı üzerine İslam dünyasının klasik kültür dilleri olan Arapça ve Farsçanın serbestçe kullanımına izin veren, halkın kullandığı değil sarayın kullandığı devşirme bir dildir. Osmanlıca, tıpkı Anadolu Rumlarının Türkçeyi yunan harfleriyle yazmalarında (Karamanica) olduğu gibi, Türkçeyi Arap harfleriyle yazmaktır.  Ve hiç sesli harfi olmayan Arap alfabesi Türkçeye hiç de uygun bir alfabe değildir. 

Talebin olmamasının, bir başka ifade ile okur/yazar oranının çok düşük olmasının temel nedeni, Arap harfleriyle sadece okuma yazmayı öğrenmek için yaklaşık 2 yılık bir zamana gerek duyulmasıdır. Bir tarım toplumunda üretime katılacak çocukların, sadece okuma ve yazma öğrenmek için, iki yıl süre ile okula gönderilmesi kolay göze alınabilecek bir karar değildir.

Halkın konuştuğu dil Türkçedir, ama yazılı değil şifai Türkçe. Halk edebiyatının şifai oluşu bundandır.

Osmanlının sefer ekonomisinden elde ettiği gelirlerle işlerinin tıkırında gittiği bir dönemde matbaaya ayıracak vaktinin ve zorunluluğunun olmamasını buna ekleyebiliriz.

Oysa o dönemlerde (1639) azınlıklar yaşadıkları sorunlar (Girit) nedeniyle matbaayı Osmanlı topraklarıyla tanıştırmışlardı bile. Bu yasaklama olmadığının da bir belgesi olarak kabul edilebilir. Daha da çarpıcı olan, Osmanlının o dönemlerde (Sultan 1. Ahmet) içki yasağı ile tanışmış olmasıdır. Ağır cezalara karşın, içkinin kaçak yollarla da olsa, dolaşımda olması talep karşısında yasağın aşılabildiğini gösterir ve matbaa olgusuna da gönderme yaparken 1929-47 yılları arasında 23 ciltlik 17 kitap (ortalama 500 adet) basabilen ilk matbaanın iflas nedenini de gözler önüne serer

Özetlersek matbaanın ülkemize iki yüz yılı aşkın bir süre sonra girmesinin temel nedenleri; okur/yazar oranının  çok düşük olması ve Arap harfleriyle Türkçe okuyup yazma öğrenmenin çok uzun (2 yıl) süre alıyor olmasıdır. Kuşkusuz ki bunda Osmanlının yükselme dönemini bitirip göreli olarak sorunsuz duraklama dönemine girmiş olmasının da etkisi vardır. Dikkat edilirse, matbaanın yoğun kullanıma girişi ile sosyal ve ekonomik (yenilgiler, isyanlar) sorunların ortaya çıkışı arasındaki ilişkiler açıklıkla görülebilir.

Bana göre işin en can alıcı noktası; 1928 Harf Devrimi’nin yol açtığı değişim. Türkçeye daha uygun Latin harflerine geçişle birlikte Türkçe okuma/yazma öğrenimi 24 aydan 2 aya inmiş ve okur/yazar oranında çarpıcı artışlar yaşanmıştır. Öyle ki,  yaklaşık 80 yıl içinde ülkemin insanı, bırakın okur/yazar oranının %90’lara çıkmiş olmasını bir kenara, dilin en büyük ödülü sayılan uluslararası “Nobel Edebiyat Ödülü”nü hakkedebilecek  niteliğe yükselmiştir. Bu gün, harf devriminden tam 90 yıl sonra, bazıları ödül kazanan yazarımızı, kendince haklı gördüğü mitolojik gerekçelerle, tebrik bile etmemişken, ülkemin matbaalarında her yıl ülkem insanlarının yazdığı binlerce kitap yayınlanmakta, kasabalarında bile kitap fuarları düzenlenmektedir.

Kafaları mitolojilerle doldurursanız belki mezar taşlarını okuyabilirsiniz, ancak dünyayı ve değişimi okumanız kesinlikle mümkün olamaz.

MAKALE Yorumları