Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

10.07.2019

Okunma Sayısı

2726

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Laiklik ve Tuğrul Bey

Varlığı ve bulunduğu makam, laik ve sosyal cumhuriyet sistemi olan, Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Onun Anayasasına borçlu olan bir zat, Ulus Devletin kuruluş ve çağdaşlaşma felsefesine ters bir ifade kullanamaz. 

Gel gelelim ki son 17 yıl boyunca devletin tüm kurumları tahrip edildi. Birileri çıkıp absürt ifadeler kullandı: "Anayasamızda Laiklik İlkesi Kalkmalıdır" mealinde boyunu alan sözler ifade edildi.

Halk arasında çok özlü bir söz vardır; "cahil cesur olur" diye... Bunu desem bana yakışmaz, demesem eksik kalır...

Bir başka özdeyiş ise sinir sistemimin tahammül sınırlarını zorlayacağı İçin kullanmaktan hicap duyarım!..

Bireyin düzeyindeki cahillik ne diploma ile ne mevki ile ne de unvan ile düzeltilebilir.

Günümüzde devleti idare ettiklerini sananlar arasında bu zihniyettekilerin sayıları hayli fazladır. 

***

Bireyin inancı, birey ile Tanrı arasındaki bir sözleşmedir. 

İnanç-iman ve itikat derecesi, “alanla veren” arasındadır. 

Başka bir kul müdahil olamaz, olmamalıdır, normal şartlarda durum böyledir.

Bay muktedirler sıradan bir vatandaş olarak tabii ki "laik" olmak istemeyebilir, zaten beklenmez de! Ancak, bulunduğu makam ve temsil ettiği devlet sorumluluğu, sorumlu zatların bu tür ifadelerden mutlaka uzak durması gerekir. Eğer uzak duramıyorsa ve imam kafasıyla hareket ediyorsa bulunduğu makamdan derhal istifa eder, gider bilmem ne tarikatının şeyhi ya da dervişi olur, o da kendi bileceğidir. Ancak o makamda ve o sorumlulukta iken böyle sorumsuzca konuşamaz. 

Bu zihniyette Israrlı ise mutlaka o makamdan azledilmelidir! 

Konu çok boyutlu olarak konuşulup tartışılması gerekir. 

***

Bu yazımızın başlığındaki soruya yanıt arayarak devam edelim. 

Evet; "laiklik" fikrini benimseyip, ilke olarak kabul edip hayata geçiren devlet adamı kimdir, sorusunun cevabını hemen verelim; Büyük Selçuklu Devletinin Kurucu Hakanı Tuğrul Bey'dir.

Turan coğrafyasında Türk'ün izlerini sürmek isterseniz, gitmeniz gereken çok mekân vardır. 

Bu mekânlardan biri de Tahran'da mutlaka görülüp incelenmesi gereken, bize ait bir makam var; Tahran yakınındaki Rey kentinde bulunan Tuğrul Bey'in Anıt Mezarı... 

“Turan’ın Kalbi Horasan” olarak kitaplaşan eserimiz, aslında Turan coğrafyasına yaptığım kültür inceleme gezisindeki izlenimlerimi ve analizlerimi içerir.

Bu eserimde Tuğrul Bey'e özel bir yer ayırdım. Onun pek çok özelliğinin yanında dünyada 'Laiklik' fikrini ilk benimseyip uygulayan ilk Türk hakanı olması nedeniyle çok özel olarak tanınması gerektiğine inanıyorum. 

Bunun için Tuğrul Bey'in hayatından çok özet kesitleri, farklı kaynak bilgilerden okunabilir, onları sadeleştirerek özetledim. 

Tuğrul Bey hakkında bu kaynak bilgileri gözden geçirip paylaşıyorum.

***

Tuğrul Bey Kimdir?

 

Tuğrul Bey, 1037-1063 yılları arasında Büyük Selçuklu Devletinde devlet kurucu sultanıdır. Tam adı "Rükneddîn Ebû Talîb Muhammed Tuğrul-Bey bin Mikail" olarak kayıtlara geçmiştir. 

Arap ve İran geleneklerine göre künyesi şu sıralamaya tabi tutulur: Lakap, Rükneddîn; künye, Ebu Talip; dini adı, Muhammed; Türk adı, Tuğrul Bey. Doğumu: 990, ölümü: 1063. Baba adı: Mikail, Doğum yeri Horasan. Mezarı Tahran Rey kentinde... 

Bu kısa bilgilendirmeden sonra Tuğrul Bey'in mensubiyeti hakkında da kısa bilgi verelim.

***

Tuğrul Bey, Oğuzların Kınık Boyuna mensuptur. Savaş sırasında babası şehit düşünce dedesi Selçuk Beyin himayesinde büyür. Çocukluk yılları “Cend” kentinde geçer. Gazneliler, Selçuk Beyin diğer oğlu Arslan Yabgu'yu esir alınca, Büyük Selçuklu Devletinin başına 1025 yılında sultan olur. 

Altun Can Hatun ile evlenir. 

İşte bundan sonra yurt arama dönemi başlar. 

Tuğrul Bey, Selçuklulara yeni bir yurt arar ve Horasan’a göç ederler. 

Kardeşi Çağrı Bey ile birlikte 1028-1029 yıllarında Merv ve Nişabur kentlerini ele geçirirler. Belh ve Buhara'ya seferler yaparlar. 

1038'de Nişabur'da kendini sultan ilan eder. 

1040 yılında Gaznelilerle "Dandanakan" savışında galip gelerek kardeşi Çağrı Beyi Horasan'a vali olarak tayin eder. 

Zaman içinde İran coğrafyasının büyük bir bölümünü ele geçirerek egemen güç haline gelir ve toprak kazanımlarını Anadolu'ya kadar uzatır.

1055 yılında, Bağdat Abbasi halifesi olan Kaim, Bağdat'ı elinde bulunduran Şii mezhebine mensup "Buveyhoğullarından" kurtulmak için Tuğrul Bey'den yardım ister. Bunun için Bağdatlı bilge kişi Fakih ve Bağdat kadısı Mavardi'yi Tuğrul Bey'e elçi olarak gönderir. 

Bu dönemde Bağdat'ta egemen güç olarak Bağdat Halifesine bağlı bir muhafız güç mevcuttur. Muhafız gücün komutanı da Şii mezhebinden bir Türk'tür. Buveydilerle ters düşer. 

Bir iç çatışma başlar ve halife Kaim, Tuğrul Bey'i Bağdat'a davet eder. 

Abbasi halifesini Şiilerden kurtarmak için Tuğrul Bey, 1055 yılında Bağdat'ta Buveydilerle savaşır, ağır yenilgiye uğratır ve Buveydilerin hükümdarı olan El-Meliku’r-Rahim'i esir alır, Abbasi Devletine son verir, Abbasi halifeliğinin koruyuculuğunu üzerine alır. 

***

Ancak Tuğrul Bey'e içerden, üvey kardeşi İbrahim Yinal, kalabalık bir Türkmen güçle isyan eder. Tuğrul Bey bir yandan isyancı üvey kardeşi İbrahim Yinal, diğer taraftan Buveyhoğulları ile savaşır. 

Her iki yandan savaş zorlar. 

Nihayet 1060 yılında Tugrul Bey, üvey kardeşi Ibrahim Yinal isyanını bastırır. 

Diğer yandan Fatimilerin eline geçen Bağdat geri alınır ve Abbasi halifesi Kaim'in tekrar Bağdat'a dönmesini sağlar. Bağdat böylece Büyük Selçuklu topraklarına katılır. 

Bu arada ilk eşi Altun Can Hatun 1060 yılında Cürcan'da vefat eder, cesedini Devletin Başkenti Rey'e getirip orada defneder.

***

Tuğrul Bey, halife Kaim'in kızı Seyyide Fâtıma el-Betül ile evlenir. 

Halife Kaim, Tuğrul Bey'i, "Ruknu'd-Devle" (Dinin direği) ve "Malikul-Meşrik ve Magrib " (Doğu'nun ve Batı'nın Sultanı) unvanlarıyla sultan ilan eder.

Tuğrul Bey, 4 Eylül 1063 yılında 73 yaşında vefat eder (Kaynak: Köymen, M. A, 2004). 

***

Varis olarak çocuğu olmadığı için yerine, Anadolu'nun kapılarını Türklere açan, Malazgirt Zaferinin kahramanı yeğeni Alp Arslan geçer. Devlet geleneğinin bir ifadesi olarak Tuğrul Bey adına sikke basılması da özel bir anlam taşır. 

Özel bir mimariye sahip anıt mezarını, Tahran yakınındaki Rey kentinde ziyaret ettim 

***

Sonuç

Tuğrul Bey hakkında bilinen bu kısacık hayat hikâyesi ve başarılarının dışında, çoğu kimse tarafından bilinmeyen çok özgün bir bilgi vardır; 1060 yılında Bağdat Abbasi Halifesini himayesine alır fakat halifeliği kabul etmez, üstlenmez. 

Din ve devlet işlerini ayrı tutar. Halifenin ısrarına rağmen kabul etmez halifeliği. 

Devlet işleri ile din işleri ayrı olması gerektiğine inanır ve bu fikri savunur. 

Eğer din işleri devlet çarkına konulursa orada dirlik olmayacağına inanır. 

Bunun örnekleri tarihte vardır. Tuğrul Bey halifeyi ve halifelik makamını sadece 'himaye' eder, temsilcisi olmaz. 

Bu karar son derece önemli bir karardır ve son derece iyi bir başlangıçtır. 

Tuğrul Bey; "Din işlerini halife, devlet işlerini de sultanın yönetmesi gerekir" der. 

Böylece dinle devlet işini ayırarak dünyada ilk kez laik bir sistemi benimseyen ilk kişidir Tuğrul Bey. 

Diğer bir ifade ile tarihte ilk kez laiklik ilkesini Türkler gerçekleştirmiştir. 

Bu kişi de Tuğrul Bey'dir. Mustafa Kemal Atatürk ile de laiklik sistemleştirilerek cumhuriyetin temel ilkesi haline gelmiştir.

Laikliğin Anayasamızdan çıkarılmasını savunan cahillerin ana hedefi Cumhuriyeti yıkmak ve “siyasal islam” zihniyeti egemen kılmaktır! Bu yazımızla, tarihten bir sayfa açtık. 

Bizim cahillerin peşinde oldukları Halifeliği dahi kabul etmeyip, sadece manevi korumasında tutan Büyük Selçuklu Devletinin kurucu hakanı Tuğrul Bey'den ders almalarını umarım. 

MAKALE Yorumları