Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

07.06.2016

Okunma Sayısı

2002

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

"Kûtu'l-Amâre" ve Halil Paşa..

İlginç olayların ardı arkası kesilmiyor.

Ülkemi Ortadoğu bataklılığına sürükleyen şu gayrı milli zihniyet, yıllardan beri Osmanlı'nın kurtuluşu için çaba sarf eden ittihatçılara "darbeci" diye nefesleri tüketirken birden ittihatçıların kazandığı zaferi sahiplendiler.
Dahası, onlara göre güya Osmanlı İmparatorluğunu ittihatçılar yıkmışmış, batırmışmış! Merdiven altı inlerinde, hücrelerinde, tarikatlarında, cemaatlerinde, dahası kutsal mekânlarda topluma pompaladıkları görüş, böyleydi bugüne kadar...
Vatansever, milli düşünce öncüleri ittihatçıları kast ederek, birileri eğer bu karanlık vicdanlı değilse, onlara hakaret anlamında kullanılan "İttihatçı zihniyet" demeleri bugün de akıllardadır.
***
Birinci Dünya Savaşında ittihatçıların kazandığı başarılar, ürettiği yenilikler, kısaca ne varsa kepsini karalamak bu kara zihniyetin görevi idi... Bu yobaz zihniyet; ne Enver Paşa'yı, ne Mustafa Kemal'i, ne Talat Paşa'yı, ne de Cemal Paşa'yı sever...
Peki, şimdi seviyorlar mı?
Zinhar!
Ama o dönemin bir başarısını överek, diğer bir başarıyı, özellikle Mustafa Kemal'in başarısını, geri plana itmek için gayret ediyorlar.
İşte durup dururken, Birinci Dünya Savaşı sırasında, İttihat ve Terakki Hükümeti'nin iktidarda olduğu dönemde, bu dönemin en önemli zaferlerinden biri olan "Kut-ül Amare" zaferini öne çıkarıp, renkli ekranlarda, bülbül olup ötmeye başladı yanaşma, çakma zevat.
Tabii ki Kut-ül Amare zaferinin 100. yılı kutlanmalıdır, buna hiç bir vatansever Türk'ün karşı gelmesi söz konusu olamaz.
Soru şudur; on beş yıldan beri adam kandıran partinin ve iktidarlarının aklına neden bu zafer hiç gelmedi de şimdi geldi?
Hiç bugüne kadar olmadığı şekilde kutlanıyor olması, öne çıkarılmasının bir sebebi olmalı! Sakın, 100. yıl diye bahane üretmeyelim.
Bir yandan devletimizin varlık başlangıç günü olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını (TBMM Açılışı) yasaklayacaksınız, bir yandan da "Kut-ül Amare" zaferini öne çıkaracaksınız.
Bu kutlamaların başını, tartışmasız, adam kandıran partinin çekiyor olması ilginçtir... Burada ister istemez bir şüphe doğuyor.
Lakin zihniyet bozukluğuyla temayüz etmiş bir kadronun her hareketi şüphe ile karşılanıyor.
Bu iktidara karşı güven sıfır...
Yargıtay başkanı dahi "....adalete vatandaşın güveni sadece %30 kadardır..." dedikten sonra, yalancı hırsızlara, devleti soyanlara, ülkeyi iç savaşa sokanlara nasıl güven duyulsun ki?
***
100. yılında bugüne kadar olmadığı şekilde kutlanıyor "Kut-ül Amare" zaferi, güzel, kutlansın, ancak bunun ardındaki "bit yeniği" nedir?
23 Nisan Bayramını unutturmak mı, küçümsemek mi?
Çanakkale Zaferinin 101 yılı kutlamalarını görmezden gelmek mi? Mustafa Kemal'in kahramanlığını gölgelemek mi?
Mustafa Kemal ile "Kut-ül Amare" zaferin kahramanı Halil Paşa ve Enver Paşa arasındaki rekabette yeni bir "mağdur" yaratmak mı?
***
İşin komik tarafı ise zaferin komutanı Halil Paşa'nın adını anmadan kutlamaları yapmak, tv programları düzenlemek?

Neden?
Çünkü Halil Paşa da rakı içiyordu...
Dahası ölünce "mezarıma rakı dökün" diyecek kadar açık sözlü bir kahraman...
"Halil Paşa gırtlak kanseri olmuştu. Paşa babam burnundan geçirilen bir sondayla ancak sulu gıdalar alabiliyordu. Paşa babam sondayla rakı içiyordu. Bana daima vasiyet ederdi. 'evladım ölürsem, benim mezarıma ziyarete gelirsen, başucuma bir şişe rakı dök..." (Kaynak: Dr. Necdet Özgelen “Paşa Baba" diye 13 yıl boyunca yanında ayrılmayan canlı tanık)
Tıpkı Ömer Hayyam gibi...
Hayyam; "Ölünce beni şarapla talkınlayın" mealindeki söylemi gibi...


(Konuya devam edilecek)
 

Not: bireyin ne içip içmediğine değil, yaptığı işe ve başarısına bakma erdemine ulaştığımız zaman "adam" oluruz (rd)

MAKALE Yorumları