Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. TUNCAY NEYİŞÇİ
HAVADAN SUDAN
mail_outline : tneyisci@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

19.11.2018

Okunma Sayısı

970

Makaleyi Paylaş

Kentlerimizde Sonbahar Yeşildir!

Yaz bitmişti zaten, pastırma yazı da yerini soğuk ve yağmura bıraktı. Sonbahar resmen başladı. Haberiniz oldu mu?

Soru tuhaf kaçmış olabilir. aslında yazının başlığı da biraz öyle. Sonbaharın hakim renginin sarı olması beklenir değil mi? Okulda öğretmenlerimiz de bize böyle öğretti. Öyle değil mi?

Sadece Antalya’da değil, ülkemizin herhangi bir kentinde de olsanız çıkın sokağa sonbaharı arayın. O sarılı, kaverenkli, bordolu sonbahar yerime tebdili kıyafet içinde, ilkbahara benzemeye çalışan yeşil bir sonbaharla yüz yüze geleceksiniz.  Yeterli bulmadınız mı? Bir de sosyal medyada dolaşan sonbahar resimlerine göz atın. Ülkemiz kaynaklı olanların hemen tümünün kent dışından, ormanlardan çekilmiş olduğunu göreceksiniz.

Neden?

Kentlerimizin ağaçlandırma planları yok da ondan. Kentlerimize  uygun bulduğumuz ağaçların hemen hepsi, yazı da kışı da ilkbaharı da sonbaharı da aynı olan, çam, okaliptus, sokak benjamini gibi herdem yeşil türler.

Paris neden aşıklar kenti olarak bilinir, hiç düşündünüz mü? Paris her mevsimi farklı yaşayan, farklı yaşatan bir kenttir de ondan.  Yani, binalarının, kulelerinin, müzelerinin durağanlığına karşın Paris ilkbaharı rengarenk, yazı yeşilin farklı tonları, sonbaharı sarıdan bordaya uzanan renk cümbüşüyle yaşayan, yaşatan sürekli değişen, makyaj tazeleyen bir kenttir.

Tılsım burada.

Biz iştahla kentlerimizin betonlaştığından, yeşil alanlarının azlığından, havasının kirliliğinden yakınıyoruz ancak kentlerimizde baharı bahar, sonbaharı sonbahar gibi yaşayamadığımızın farkında bile değiliz. Tuhaf değil mi?

Bunun nedeni kentlerimizin imar planlarının olmasına karşın ağaçlandırma planlarının olmaması olabilir mi? Sanmıyorum.  İmar planlarının mevcudiyetine karşın betonlaşmadan, yeşil alan yetersizliğinden, hava kirliliğinden yakınıyorsak Ağaçlandırma planlarının olması sorunu çözebilir mi?

İstesek de istemesek de, artık kentler bizim, yaşamımızın neredeyse tamamını geçirmek zorunda olduğumuz doğal yaşama alanlarımızdır. Eğitimlisinden kara cahiline, yönetileninden yönetenine, planlayanından uygulayanına hepimiz bu somut gerçekle yüzleşmek zorundayız. Hiç birimizin sorunluluğu ya da suçu bir başkasına atma hakkı, sorunluluktan kaçabilme şansı yoktur. Bu yüzleşme kentlerimizi bireysel, insan merkezli rant alanı olarak görme  yanılgısından  bütüncül doğal yaşam alanı olarak algılama aşamasına geçebilmemizin ön koşuludur.

Bunu beceremezsek beton yığınları arasına  gelişigüzel serpiştirilmiş ağaçlar (ki çoğu ortopedik özürlü), yeşil alanlar arsında (ki çoğu bitki yığınlarından başka bir şey değil) kentimizle sevgi bağları kuramadan, sincabı, kuşu kelebeği ile tanışamadan, doğanın tazeleyici, ilham veren etkisinden bihaber yaşamaya çabalarız.

MAKALE Yorumları