Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. BURCU DEMİREL
RENGARENK
mail_outline : burcudemirel@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

07.04.2017

Okunma Sayısı

2340

Makaleyi Paylaş

Kendini Bil!...

Delfi’deki Apollon Tapınağı’nın girişinde altın harflerle yazılı olan bir deyiş varmış. Bilmem ben görmedim. Ama okudum. Ötesi düşündüm…;

“Gnothi Seauton” yani “Kendini Bil…”

 

Altıncı yüzyılda yaşayan Spartalı Khilon’a atfedilen bu deyiş, Şamanizm düşüncesinde, Uzak Doğu felsefelerinde, Tasavvufta, Spiritüalizmde ve hatta dilden dilen nakledilen efsanelerde ortak nokta olarak çarpıyor göze. Yolcunun en ağır yükü sanki yürüdüğü yollarda, en zor idraki, yolun sonunda varmak istediği mertebe “Kendini bilmek…”.

 

Bu deyiş elbette farklı zihinlerde farklı anlamlar bulabilir kendine. Benim zihnimde bulduğu anlam ise kendini bulmaktır.

 

Tesadüflüğün ancak kapalı gönüller tarafından telaffuz edilen bir olgu olduğunu düşündüğüm için tesadüfe asla yer olmayan ve kusursuz şekilde yaratılmış olan kainattaki oluşumuzun nedenini bulmak olarak düşünürüm “Kendini bil” idrakini.

 

O vakit kimiz biz?

 

Yediğimiz yemek kadar mıyız acaba? Peki harcadığımız para kadar olabilir miyiz? Ya da okuduğumuz kadar? İzlediğimiz TV kadar mıyız yoksa? Belki de toplumun dayattığı doğrulara uyduğumuz ve takdir kazandığımız kadarızdır. Kim bilir belki korkularımız, bağımlılıklarımız, endişelerimiz, pişmanlıklarımız kadarız. Unutmadan çocuğumuzun başarıları ya da çözdüğü test miktarı kadar da olabiliriz belki. Belki de maskelerimiz kadarız. Ön bahçemiz kadar kıymetliyizdir eminim, çöplüğe dönmüş arka bahçemizi kimse görmüyor nasıl olsa.

Bakmaya, süslemeye devam ön bahçelerimizi o halde…!

 

Peki tüm bunların arasında biz kimiz?

Kendini bulmak, tanımak, bilmek; zevk aldıklarımız, nefret ettiklerimiz ile anlatılabilecek bir olgu mudur?

Sanki değil gibi.

 

Her birimizin yaradılışının olmalı bir amacı.

Kendimizden sıyrılıp, karşıya geçip kendimizi ne kadar analiz ediyoruz ki?

Bize verilmiş sayılı nefesi hoyratça tüketiyoruz.

Üstelik giderken yanımıza alamayacağımız şeyler için…

Tarih, kendini bilme yolculuğuna çıkan sayısız örneklerle dolu.

 

Örneğin; Hallâc-ı Mansûr “En el-Hakk” yani “Ben Hakk'ım” dediğinde idam edilmişti. Halbuki şu anda kuantum felsefesi olarak süslü ifadelerle lugatlarımızda yer bulmuş bir felsefeyi ifade eden, kusursuz bir kendini bulma, kendini bilme yolculuğunun sonucunda varılan muhteşem bir idrakti bu ifade. Kuantum felsefesinde anlatılan şey de bu değil miydi? Evrende tek tek nesnelerin olmadığı, her şeyin birbirine bağlı ve ilişkili olduğu, parçanın bütüne ait olduğu ve bütünün bilgisini taşıdığı…

 

Platon’un da hocası olan Sokrates “Kendini tanı, o zaman başkalarını ve evreni de tanıyacaksın” derken içimizde evreni taşıdığımızı vurgulamak istemiş olamaz mı? Kendini bulma yolculuğunda erişilecek mertebeyi işaret etmiş olamaz mı?

 

Peki Hz. Ali; “Ey insan, sende âlemler gizlidir…” derken Sokrates ile aynı yönü işaret etmiş olabilir mi?

 

Hermes de katılmış olabilir mi onlara; “Her parça bütünün temsilcisidir” derken.

 

Ya gönüllerin sultanı Rumi… “Kâinatta her ne varsa onların bir timsali insanda da vardır” şeklindeki ifadesinin geçtiği beytinde aynı vurguyu yapmış olabilir mi?

 

Peki ya canımız Akif… Mehmet Akif Ersoy İnsan şiirinde; Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen, «Muhakkar bir vücûdum! » dersin ey insan, fakat bilsen... Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdirderken Rumi’ye ve diğerlerine katılıyor olamaz mı?

 

Bir simyacı olarak bilinen Solomon’un el yazmasında ifade ettiğiDışındaki her şey içindedir. Kendini tanı…” cümlesi aynı yolculuğun sonunda ulaşılan aynı nokta olamaz mı?

 

Ya derya denizimiz, Yunus’umuz; “…ilim kendin bilmektir sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır” ifadesinde kendini bilme yolculuğuna atıf yapmamış mıdır?

 

“OKU!” değil miydi ilk emrimiz bizim. Kainatı oku, seni oku ve nihayet beni oku demek olabilir mi bu ilahi emrin özü?

 

Kendini bilme yolculuğunda keşfedilen biz; evrenin biz, bizim evren olduğumuzu anlatacak belki de bizlere. Ve erişilen bu idrak, sadece kendimize sağlanan bir fayda olamaz. Zira bizim tekâmül seviyelerimizde artış, bütüne olumlu şekilde yansımaz mı? Ne düşünürsünüz bilmem ben…

 

Bu yolculuğu durduran, engelleyen ne ola ki?

Kendimden başka bir tane bile engel bulamıyorum ben…

Bu arayışta hangi yolu tuttuk da bize yol vermediler?

MAKALE Yorumları