Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DR. SEVİLAY ZORLU
PSİKİYATRİST
mail_outline : drsevilayzorlu@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

01.08.2017

Okunma Sayısı

2324

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Kanserde Anksiyete (Kaygı) Bozuklukları

Kanser kalp hastalığından sonra 2. en sık ölüm nedenidir. 5 yıllık göreceli sağ kalım hızı %63 ‘tür. Fertlerinden birinde kanser yaşamayan aile nadirdir.

Kanser hastası ile psikoterapinin hedefleri hastanın hastalığa adaptasyonunu etkileyen geçmişte ve şimdide yaşadıklarını keşfederken hastalık ve etkileri üzerine odaklanmaktır.

Ölüm, bağımlılık, kendi kendine yetebilme gücünün kaybı, beden görünümünün bozulması ve ağrı, acı çekme endişeleri gibi kişinin varoluşuna doğrudan tehdit oluşturan çağrışımlar kanser anksiyetesinin  kaynaklarıdır. Bu anksiyete o kadar yüksektir ki, hemen hemen her zaman tanıya ilk tepki inkardır. İnanamama ve “kanser” sözcüğünü kullanmaktan kaçınma kalıcı bir tepki olabilir.

    TIBBİ SORUNLARLA İLGİLİ ANKSİYETE BELİRTİLERİ

Ağrısı ve solunum zorluğu olan hastalar bunaltılı ve gergindirler.

Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu ılımlıdan şiddetliye değişen uykusuzluk ve bunaltıya neden olur.Tedavinin bir parçası olduklarından kesilemezler, soruna yönelik kaygı giderici tedaviler verilebilir

         KANSER HASTALARINDA PATOLOJİK ANKSİYETE

Anksiyete belirtileri kanserle ilgili düşüncelerden uzaklaşamama, sürekli ölümü düşünme ve bedenin hasar göreceği yok olacağı endişeleri ile birlikte olabilir.

FOBİK hastalar tanı için gerekli tetkikleri, tedavileri kabullenemeyebilirler. Anksiyete katastrofik düzeyde yaşanabilir, çaresizlik, şaşkınlık duygularına kalp, mide, bağırsak ve solunum belirtileri eşlik edebilir.

Hastaneden kaçmaya tedavi reddine neden olabilir. Ya da hastalar tanıdan hemen sonra anksiyetelerinin şiddetli olmasına karşın iyi baş ediyor gibi görünebilirler. Eski bir anksiyete  bozukluğu kanser tanısıyla alevlenebilir, yeniden başlayabilir.

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞUnun belirtileri artabilir, PANİK ATAKLAR sıklaşabilir. Özellikle kan, iğne, kapalı yer fobileri kanser tanı araştırmalarını olanaksız hale getirebilir tedavi reddine neden olabilir.

Anksiyete bozukluklarının kadınlar, gençler ve düşük sosyoekonomik düzeyde olanlar da daha sık olduğunu biliyoruz.

Kanserle birlikte görülen anksiyete bozukluklarında bu değişkenlerin yerini hastalıkla ilgili özellikler alır. Kanserin tipi, evresi, tedavi edilebilirliği, yerleşimi, kalp beyin gibi organlara yakınlığı daha belirleyicidir. Araştırmaların çoğunda anksiyete dahil mental durum fizik durumla paralel bulunmuş, medeni durum, sosyal yapı ve eğitim anksiyete ile ilişkilendirilememiştir.

Hastalık sonrası anksiyete hastalık öncesi kişilik özellikleri önemlidir. Örneğin, uzun süredir anksiyetesi olan kişilerde ameliyat sonrası dönemde anksiyete daha uzun süreli ve daha şiddetli olmaktadır.

Başa çıkma yöntemleri olarak da ANKSİYÖZ MİZAÇLI UYUM, KADERCİ KABULLENME anksiyetesi olan hastalarda daha sık görülür.

                 FOBİLER VE PANİK BOZUKLUK

Kanser tanısından önce başlayan anksiyete bozuklukları fobiler ve panik bozukluktur.Ender olarak hastalar ilk panik nöbetlerini tıbbi bir ortamda tedavi görürken geçirirler.

Klostrofobik  hastaların tanısal görüntüleme aletlerinde ya da radyo terapi odalarında aşırı anksiyeteleri olabilir.

İğne fobisi olan hastalar sıklıkla korkuları yüzünden kontrollerine yıllarca gitmediklerini belirtmektedirler.

Fobisi olan birçok hasta gevşeme tedavisini ya da dikkati bölme tekniklerini yararlı bulmasına karşın ,tanı, işlemleri ve tedavi acildir.

                            KANSERDE AĞRI

Hastaların yarısından fazlasında ağrı olabilir. Psikiyatrik belirtiler ağrıya ikincil gelişebileceği gibi, anksiyete ve depresyon ağrı algısını arttı­rır, plasebo ise kanser ağrısını geçirebilir. Kan­serde ağrının yetersiz tedavisi önemli bir sorun olup, ağır bir hastalığın varlığı ağrının kabul edilebilir olduğu yanılsamasına yol açmaktadır. Oysa ağrının kanserde depresyonu tetikleyebildiği, ağrısı olan grupta depresyon riskinin arttı­ğı; bir başka kapsamlı araştırmada ise kanserde ağrının en önemli huzursuzluk nedeni olduğu görülmüştür. Ayrıca çalışmalar kanser ağrısı ne­deni ile opioid kullanan hastalarda bağımlılık riskinin düşük olduğunu, fizyolojik bağımlılığın ise iyileştirilebildiğini göstermektedir. Model oluşturma, davranış provası, solunum egzersizi, hipnoz kanser ağrısında yararlı bulunmuştur.

        SÜREĞEN BİR HASTALIK OLARAK KANSER

Tedaviler geliştikçe, bu alandaki bilgi ve ola­naklar arttıkça daha çok kişi yineleme ya da metastaz olmadan beş yılı geçiriyor. İyileşmek ise her zaman çok kolay değil. Ölüme yaklaştı­ran bir tehlikeyi atlatmak, hastalığın ya da te­davilerin sonuçları olan kayıplar, yaşam akışının değişmesi, bazen bir organ ya da işlev yitimi, yeni bir uyum düzeyi ve yaşam anlayışı gerekti­rir. Özellikle çocuk ve ergen hastalarda, meme kanseri geçirenlerde, kolostomili hastalarda destek grupları ve ruhsal yardım yararlı olur.

             YAŞAM KALİTESİ VE KANSER

Genelde hastalar ağır görünüm değişikliklerine tahammül ederler. Yine de bir çalışmada %18 kadar hastanın şekil değişikliği ya da işlev kay­bına yol açan bir ameliyatın sonuçlarını taham­mül edilemez bulduğu ve yararlarının zararları­nı aştığını düşündüğü gözlenmiştir. Bu durum­da en iyi önlemin hastaların operasyon öncesi yeterince hazırlanması, bilgilendirilmesi, yani ameliyat sonrasında günlük yaşamın, yutma, tat alma, işitme, görmenin nasıl olacağının an­latılması, hatta depresyon ve bunaltı görülebi­leceğinin tartışılması olduğu belirtilmiştir. Özel­likle de benzer operasyonu geçirmiş ve iyi uyum sağlamış biri ile görüşmek yararlı bulunmuştur. Ağrı ve eşlik eden psikiyatrik sorunların sağal­tımı yaşam kalitesini yükseltecektir.

                TARTIŞMALI TEDAVİLER

Kanserli hastalardan dikkate değer bir kısmının otlar, vitaminler, enerji ile güç kazanma gibi tıp dışı tedavi seçeneklerine başvurduğunu biliyo­ruz. Bir grup hasta bu deneyimi destekleyici ve cesaret verici bulduklarını belirtmiş, kullanılan yöntemler 'ruhun bedeni yönetmesi' gibi dealistik düşünceden, enerji alanlarına, hatta psikonöroimmünolojideki son gelişmelere dek da­ğılan geniş bir yelpazede değişmektedir.

Teda­vinin başarısız olacağı endişesi çoğunlukla hak­lı temellere dayanır. Mucizevi bir iyileşme bek­lentisi, kontrol ve güç kazanma arzusu, bazen de çaresizlik ve umutsuzluk ya da bilinen teda­vilerin ürkütücü yan etkileri diğer seçenekleri il­ginç kılmaya başlar.

En sık kullanılan alternatif tedaviler:

  1. Bedeni temizleme ve güçlendirme için fizik­sel önlemler.
  2. Özel diyet, bedeni temizleme, zararlı madde­den kaçınma
  3. Kaderci iyileşme.
  4. Ruhsal atıfları geliştirici psikolojik yöntemler­dir.
  5. Güçlendirici egzersiz ve diyet aşırı değilse ya­rarlı olup kişiye kontrol kazandırabilir.
Kaderci­lik, dini inançlar, bağımlılık ve destek aramanın bir yansımasıdır, hastanın gereksinimleri doğ­rultusunda değerlendirilmelidir. Hastalar zak­kum gibi ölümcül olabilecek riskli karışımlar içmiyorsa, tedavilerini sürdürüyorsa ve ciddi pa­ralar ödedikleri bir çarkın içine düşmüyorlarsa daha az sorunlu bir durumdur.

Ruhsal atıflarla ilgili inanç ve yaklaşımlar kişiyi güçlendiriyorsa olumlu olabilir. "Kanseri nasıl yendim" öyküle­ri ya da "Sen istersen bunu yenersin", "Morali­ni yüksek tutmalısın" öğütleri, bazen umulanın aksine kurbanın suçlanmasını içerebilir, kişiye isterse kanseri yenebileceği mesajı verilmekte­dir. Bu durum söylenmeyen bazı mesajları içe­rir. Örneğin, "kansere sen sebep oldun, iyileş­mezsen yeterince çaba göstermedin demektir". İyimser ve savaşçı yöntemlerle kanseri yenen ki­şilerin hikayeleri kanserli hastaların evrensel olarak yatkın oldukları "güçlü ve mutlu ol kan­seri yen" tutumuna gönderme yapmaktadır. Bazen aile üyeleri kendi umutsuzluk, suçluluk duyguları ile baş etmeye çalışırken hastanın bu duygularını artırabilir ya da hasta ailesini kan­sere neden olmakla suçlayabilir. Hekimine birçok hasta bu yöntemlere başvurduğunu  söy­lemeye utanabilir.

                       HASTA AİLELERİ

Sevdikleri kişinin geçirdiği değişikliklerin çare­siz gözlemcileri olduklarını hisseden hasta ya­kınları, aynı zamanda ailede meydana gelen rol değişiklikleri, hastanın işlevlerini üstlenme, çalı­şamayan kişi ile azalan gelir kaynakları ve has­talıkla artan giderleri karşılama çabaları içinde yorgun ve depresif olabilirler. Özellikle hastaya bakan kişinin kendi gereksinimlerini suçluluk duymadan karşılaması, mümkün olduğunca di­ğer aile bireylerinden yardım alması tükenme­ye karşı önlem olabilir. Yakın ve sıcak ilişkileri olan ailelerde genellikle bilgiler açıktır. Bazen hastayı koruma isteği ile tanıyı gizleme, hasta ile konuşmama, karşılıklı yalnızlık duygusunu artırır. Hem hastalar, hem de eşleri iyimser ve güvenli gözükmek için endişelerini, ümitsizlik duygularını gizleyebilirler. Duyguların açıkça konuşulması, tedavi kararlarının paylaşılması, aile grupları uyumu attırmada yararlı bulun­muştur. Bu boyutları ile kanser, bir aile hastalığı olarak tanımlanabilir.

Kanserin ruhsal boyutları toplumun hastalığa yansıyan korkularından etkilenir. Kansere eşlik eden ruhsal durumun iki temel bileşeni ölümlü olmak ve bedenimizin ne kadar kırılgan oldu­ğunu kaçınılmaz biçimde fark etmektir. Yalnızlık, terk edilme, çaresizlik ve hayatın dışına itil­me korkuları canlanır. Bu korkuların tümüyle asılsız olduğunu söylemek mümkün değil. Kan­serle savaş derneklerinin ve sağlık kurumlarının tüm eğitim çabalarına karşın kanser evde, işte ve sosyal yaşamda kişileri işaretlemeyi sürdürü­yor. Bazen gizli ya da açık bulaşma korkuların­dan kaynaklanan araya mesafe koyma, bazen de meraklı bir ilgi gösterme ile ifade bulan bir biçimde.

Kanserle ilgili mitlerin bir diğer kayna­ğı da hastalık nedenleri ile ilgili varsayımlar. Kötü bir gen, kötü yiyecekler gibi kısmen bilim­sel kaynaklara dayananlardan kötü akrabalar, kötü düşünceler, kem bakış gibi daha keyfi çı­karsamalara uzanan bir yelpazede değişen açıklamalar yapılır. Bu açıklamaların arkasında genellikle kötülük görme ya da kötü olduğu için cezalandırılma temaları bulunur.

Uyum sorun­ları bazen psikiyatrik bir bozukluk şiddetine ulaşabilir, sağlığı yitirme elemi ve ölüme ilişkin olağan kaygı klinik düzeyde depresyona ulaşa­bilir. En sık görülen psikiyatrik sorunlar uyum bozukluğu ve depresyondur. Anksiyete bir be­lirti olarak ya da bir bozukluk olarak görülebi­lir. Tedavilerinde ilaç ve terapötik yaklaşımların birlikteliği yararlı olur. İlaç kullanımı, ilaç etkile­şimleri hastanın genel durumu, seçilecek ilacın yan etkileri açısından çok önemlidir.

Gelecekte okula ve işe dönen kanser hastala­rı artacaktır, ölümle yaşam arasındaki sınırdan geçen, dramatik tedaviler uygulanan, beden imgesi, rol işlevleri değişen, gelecekle ilgili se­çenekleri daralan hastaların özel danışmanlık­lara gereksinimleri olacaktır. Yeti yitimi olan hastaların yeni yaşam biçimlerine uyumlandırılması bir başka gereksinim alanıdır. Toplumsal olarak hastalara iyi bakımın yanı sıra uzun yaşa­yan ve iyileşen hastalara da hazırlıklı olmalı ve hastalıkta ve iyileştikten sonra tedaviyi kolay­laştıracak, destekleri artıracak sosyal ve tıbbi düzenlemeler yapılmalıdır.

MAKALE Yorumları