Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

08.04.2019

Okunma Sayısı

2160

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Kadının Kurdu Kadındır.

Her yıl Mart ayının ilk haftasında, kadın konusu gündemin ilk maddesini oluşturur. Dünya emekçi kadınlar günü olarak kabul edilen 8 Mart günü kutlamalar yapılır. Hâlbuki kutlama değil "anmalar" yapılmalıdır. Çünkü kadınlara karşı yapılan haksızlıkların kutlanacak bir yanı olmaz. Şiddete uğrayan, hayatını çeşitli vesilelerle kaybeden, erkekler tarafından darp edilip hayatları sönen kadınlar bu günde anılmalıdır. Kutlama değil...

Kıymeti bir türlü bilinmeyen bu güzelim ülkede, bir sorunu temelden irdeleyelim.

Konuya soru ile başlayalım.

Kadınlara haksızlık eden erkekleri kim doğurur?

Ya da kadınlar nasıl erkekler yetiştiriyorlar ki yine kadınlara düşman oluyorlar?

Bu soruları merkeze koyarak konuyu "kadınlar günü" kapsamında tartışalım.

İyi bir uyarı niteliğini taşıyan şu cümle çok önemlidir: “Anneler, sadece bir erkek yetiştirmiyorsunuz, bir kadına eş ve bir çocuğa da baba yetiştiriyorsunuz, dikkat!”

Bu ifadeye şunu da eklemek gerekir: "Anneler, bir erkek evlat yetiştirirken aynı zamanda potansiyel bir kadın düşmanı da yetiştirdiğinizin farkında mısınız?"

Bu ikinci ifadeyi sorgularsak, kadının kurdu kadındır değişi haklılık kazanır.

Benim bir oğlum yok, olsaydı her şeyden önce ona sevgiyi anlatırdım. İnsanları sevmeyi, sevilmeyi ve sevgiyi sevmeyi öğretirdim. Kızlarıma bunu öğrettiğimi sanıyorum, fakat onların sevgiyi sevmesi yetmiyor, karşısına çıkanların da bu duyguyu taşımaları gerekir. Oğlum yok ama er kişi üç torunum var. Onların her şeyden önce "insan" olmaları için telkinlerde bulunmak ana görevimdir. "Erkek" olma vasfı çok sonra gelir!

***

Yaygın bir ifade vardır: “Erkekler ağlamaz” spot cümlesidir. Kim demiş ki ağlamaz, yalan!

Bir er kişi olarak duygusallıkların örüldüğü her olay karşısında ağlarım! Onun için bu söyleme inanmıyorum siz de inanmayın. Er kişiliği, gözlerden akan yaş damlalarıyla ölçülmez. Eğer öyle ise, soğan doğrayan erkek aşçının sürekli akan gözyaşlarına nasıl bir sıfat uydurmalıyız?

Erkek çocuk doğurup büyüten anneler oğullarına özellikle bunu belirtmelidirler, er kişilik gözyaşıyla değil, mertliğiyle, sözünün eri olmasıyla, güvenirliğiyle, sevgisiyle orantılı olarak ölçülür, demelerini öneriyorum.

Özellikle son yıllarda, muhtemelen "erkeğin süsü sakalı ve bıyığıdır" diyen softa sarıklıların sahip olduğu örgütlü cehalet zihniyetin etkisiyle de olabilir ki ortalıkta kıl suratlılar çoğaldı. Ekranlar onlarla dolu, sokak onlarla, camiler onlarla dolu. Bir kısmının da taşlara sürtülerek eskitilmiş olduğu belli olan dar kot pantolonların dizlerden yırtık olması ayrı bir garabeti ortaya koyuyor. Yiğit er kişiye bunlar kıl suratlar, yırtık pantolonlar yakışmaz. Türk töresinde böyle bir giyim tarzı yoktur. Onun için yiğit alp kişiye yüreklilik yakışır, merhamet yakışır, şefkat yakışır.

Alp olan yiğit Türk erkeği, doğadaki var olan her canlıya ve cansıza koruyucu olur. Çayırdaki narin çiçek gelincikten kadının tek saç teline kadar her varlığa saygılı olur, sever, korur. Oğlan anası kadınların erkek çocuklarına bunları öğretmeliler ki, o yetiştirdikleri delikanlı kılıklı, kıl suratlı yanlışa sapıp kadın katili olmasın!

Er kişi donanımlı olmalı, öyle yetiştirilmelidir. Bunun için de kadın mutlaka eğitilmelidir. Eğitimli kadın ancak donanımlı er evlatlar yetiştirebilir. Mizahı bilmeli, varsa yeteneği mizah yapmalı. Müziğin ruhun gıdası olduğunu bilmeli, mümkünse bir müzik aleti çalmalı, şarkının bestesini bilmese de güftesini bilmeli. En azından müziğin dinleyicisi olmalıdır. O zaman ruhu munisçe gelişir ve olgunlaşır. Şiir, fıkra bilmeli ve gerektiğinde bir toplumda anlatmalı, okumalıdır.

***

Kitap okumak insanı okumaktır temel ilkemi tekrarlıyorum burada. Erkek evlat yetiştiren analara önerimdir, oğullarınıza kitap okumayı öğretirseniz, insanı da okutmuş olursunuz. Böylece gaddar erkek tipi ortaya çıkmaz. Hayat bir yaşam felsefesine dayalı yaşanırsa anlam kazanır. Yaşamın her aşamasında zıtlıklar vardır, fikirlerin karşıtlarıyla anlam kazandığını bilmeli er kişi. Analitik düşünceye sahipse eğer yetiştirilen oğlan, hayatı doğru anlamanın en gerçekçi şekli o hayatı yaşamaktır. Bu süreçte bireye yol gösterici olacak olan ise kitaplardır. Yolunu aydınlatır onlar.

***

Atasözüdür: "konuşmak gümüşse susmak altındır" ifadesinden hareketle varılacak nokta, bulunduğu toplumda önce konuşulanı, karşı tarafı dinlemesini öğrenmeli birey. Bu bir er kişi ise daha çok dikkatli olmalıdır. Dinlemesini bilecek önce, sonra gerektiğinde yerinde konuşup yorum yapacaktır.

Bu konuda kadınların konuşma merkezleri çok iyi gelişmiştir, söylenmeleri, birbirini dinlemeden konuşmaları bir üstün özelliktir kadınlar için. Fakat er kişi bunu yapmamalı. Mutlaka yorum yapması gerekmez. Kadınların çoğunlukta olduğu ve konuşma konusunda liderliği kimseye kaptırmazlar, bir kısmı sırf rahatlamak için durmadan konuşurlar. Belki de evde konuşamadıklarını dışarıda konuşma ihtiyacı duyuyorlar. Kadını susturmanın bir yöntemi de, onun gözlerinin içine ama derinlemesine bakıp "seni seviyorum" demek en kestirme yöntem olabilir. Analar oğullarınıza bunu öğretmelisiniz.

***

Kadın sosyal hayatın merkezinde olunca her zaman karşılaşacağı sorunlar olur. Onun için de kadın konuşmalı, sorunu çözmek için konuşmalı. Yuvada eğer kadın susmuşsa işi zordur er kişinin.

Çünkü susmuş kadın, gitmiş kadındır. Bunu anneler olarak, ileride kadınlara eş olacak oğullarınıza anne olmanın ötesinde kadın olarak iyi anlatmalısınız.

Susan kadın er kişinin ruh dünyasını terk etmiş demektir. Kadınlar erinden vazgeçtiklerinde susarlar. Buna sessiz feryat denir!

Er kişi olarak kadının ruhuna ortak mı olmak istiyor yetiştirdiğiniz oğlunuz, o zaman "bak oğlum kadını susturma, susturacak kadar onu üzme" desin anne olarak...

***

Evet, yetiştirdiğiniz oğlanın da sonuçta erkek olacak bireyin işi hayli zor. En büyük zorluğu kadını çözene kadardır, çözülünce ve sevgisini gösterince her şey yoluna girer. Olaya tek yönlü yani erkek evlat anası egemen bakış açısıyla bakılmamalı. Oğlan ne kadar kıymetliyse karşındaki kadın da bir başkasının ciğer paresidir, evladıdır, canının içidir, bunu hiç unutmaması gerektiğini de öğretmeliler oğlan anaları olarak

Karısını üzen er kişinin bir gün olur bir kızı olduğunda, elin oğlu birinin de senin karına yaptığın yanlışların aynısını yapabileceğini bilmesi gerekir, bunu da oğul anaları öğretmeliler...

***

Kızına, anana, kız kardeşine yapılmasını istemediğin hiç bir şeyi başka birinin kızına asla yapmaması gerektiğini iyi bellemelidir yetişen oğlan çocuklar.

Annelere sesleniştir; bir anne olarak, bir kadın olarak oğlunuza şu uyarıyı da yapmalısınız: bir genç kız, kılık ve kıyafetine göre değerlendirilmez. Fiziki güzellik geçicidir, huy güzelliği kalıcıdır. Yüreğine, karakterine, aklına bakılmalı kızın. İnandığı, benimsediği değer yargılarına göre değerlendirilmelidir. Çünkü erkeğin hayatına yön verecek olanlar bu niteliklerdir.

***

Toplumun önemsediği değerlerden biri de "namus" konusudur. Biriler bir kadını ya da kızı "namussuz" ya da "namuslu" diye damgalaması sıradan bir olay iken bunu özellikle anaların yetiştirdiği oğlanların söylemesindeki ironiyi iyi anlamak gerekiyor.

Analar oğullarına şu erdemli davranışı kavratsaydı, yani hiç bir kızı namuslu-namussuz diye etiketleme hakkına sahip olmadıklarını oğullarına anlatsalardı, toplumdaki kadına şiddet bu düzeylere ulaşmazdı.

Kadın ve erkek ayrı fizyolojik yaratılışa sahiplerdir. Her biri kendi bedeninden sorumludur. Bir başkasının bedeni hakkında karar verme yetkisine sahip değildir birey. İster er kişi ister karşı cinsten olsun... Birinin bedeni hakkında karar vermek gibi hakkı yoktur bireyin. Dolayısıyla kadın ya da erkek birey başkasının ne derece namuslu ya da namussuz olduğunu tayin edemez ve böyle bir yargıda bulunamaz. Bireyin bir başkasından farklı bir ahlak anlayışında olması ya da farklı tercihlerinin olması doğaldır, toplumun bireyleri buna da alışmalıdırlar ve bu anlayış egemen olmalıdır topluma. Her bireyi olduğu gibi kabul edip, saygı göstermek zorundayız.

***

Şiddeti erkeklik sanan boş kafalar, aslında bunun bir acizlik olduğunu bilmezler. Kadına karşı şiddet tam anlamıyla acizlikten kaynaklanır. Erkeğin gücü, kaba kuvvette değil, korku tanımayan sevgi ve şefkatle yüklü yüreğiyle gösterir.

Şüphesiz ki kadının hayal ettiği güçlü erkek tipi vardır. Çünkü bu özelliği erkeğinde arar ve sever. Er kişi eğer gücünü servetten ya da makamdan, etiketten alıyorsa onun sonu "fos" çıkar. Çünkü bunların tamamı gelip geçen değerlerdir. Servet de biter, makam da mevki de... Bu özellikler geçip gittikten sonra birey hidrojen gazı gibi ortaya çıkar.

Şayet erkek birey gücünü yüreğinden, sahip olduğu "erdemliliğinden" alıyorsa hiç bir güç onu mağlup edemez.

Eğer Türk toplumunda kadın cinayetleri, kadın tecavüzleri, çocuk gelinleri, çocuk cinsel istismarları oluyorsa bunun sorumlusu önce bireyler-aile-sonra mahalle ve en son yalancı politikacılardır.

Bir de ironik düşünelim: Kadınların fazla şikâyetleri olmamalı! Zire kadına şiddeti uygulayan varlıklar yani erkekleri doğurup yetiştiren yine kadınlardır. Son derece önemli bir varsayımda bulunmalıyım.

İşin özeti şöyledir: Kadın ne ise toplum odur. Yani toplumun yansıması sokaktaki kadındır.

Bu değerlendirme kapsamında yukarıda belirtilen tarihlerde ve yüklü ücretle düşünüyor musunuz?

İşte, "durum-u ahval böyledir"

Peki, paydaş bu gün? Bugün?..

MAKALE Yorumları