Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
MUHARREM YELLİCE
TÜRKOLOG
mail_outline : myellice07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

12.03.2016

Okunma Sayısı

2798

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

İstiklal Marşı Şiirinin Tahlili

Bireylerin ve milletlerin hayatı maddi şartlardan ziyade inandıkları kıymetlere bağlıdır. Daha başlangıçta yenileceğine inanan bir insan veya ordu savaşa girmeden mağlup olmuş demektir. Bilginin temelinde inanç vardır. Kristof Kolomb, denize açıldığı zaman Amerika kıtasını keşfedeceğini bilmiyordu. Kişileri ve milletleri dinler, felsefeler, hayat görüşleri idare eder. Bütün mabetler bilinmeyen fakat varlığına mutlak şekilde inanılan Tanrılar adına inşa edilmiştir.

İnsanları sadece maddi şartlarla izah etmenin komünist düzen yıkılınca yanlışlığı ortaya çıktı. İnsanı insan yapan madde değil ruhtur. Yani duygu, sevgi, nefret, inanç ve şüphedir. Koca Yunus bu gerçeği yüzyıllar önce görmüştür.

            Bir ben vardır, benden içeri…

            Bu günkü psikoloji ve felsefede bu gerçeği ortaya koymuştur. İnsanları içten içe idare eden şuur altı veya dünya karşısında almış oldukları tavırdır.

            İstiklal harbimiz Türk milletinin özgür olma yönünde bütün varlığı ile yedi düvede karşı almış olduğu bir yaşama var olma mücadelesi tavrıdır. Bu tavır bize bu günümüzü hazırlamıştır. İstiklal Marşımız 12 Mart 1921 tarihindeki oturumda kabul edilmiştir. Bu tarihte İstiklal Savaşı devam etmektedir. Kazanılmamıştır. Ama kazanma yönünde tüm millette bir tavır vardır. İstiklal Marşı yazıldıktan bir yıl sonra 4 Mart 1922 günü Atatürk cepheyi teftiş eder. Büyük taarruz 26 Ağustos 1922 sabahı başlar. İstiklal marşının kabul edildiği tarihle bu tarih arasında bazı Türk aydınları ümitsizliğe kapılarak Amerikan mandasını düşünürler. Atatürk’ün bu fikri sahiplerine tepkileri nutukta anlatılır. O günün şartlarını bilmeyenler İstiklal marşının niçin “Korkma” kelimesiyle başladığını sormuşlardır. Bunun cevabını Atatürk vermiştir. Korkmamamız gerektiğini geleceğin aydınlık olacağı inancını da Akif İstiklal Marşı şiiinde ifade etmiştir. Bu anlayışla İstiklal Marşı şiirinin metnini anlamaya çalışalım ve bir metin tahlili denemesi yapalım.

Ziya Gökalp  büyük mefkurelerin (ülkülerin) toplumların buhranlı devirlerinde doğduğunu ve onlara yol gösterdiğini söyler. İstiklal marşları da böyledir. İstiklal marşımız milletçe yaşanan derin manalı trajik anların ifadesidir. O anlarda kuvvetle yaşanan ve idrak olunan duygu ve değerleri dile getirir.

Bir çok milletlerde İstiklal marşını yazanlar fazla kültürlü olmayan fakat anın heyecanını kuvvetle hisseden insanlardır. Türk “İstiklal Marşı” nın üstün taraflarından biri yazarının derin kültürlü milletinin ızdırapları ile beraber ortak değerlerini de samimi olarak yaşayan büyük bir şair olmasıdır.

Şunu da ilave etmek gerekir “İstiklal Marşı”nı kabul eden Türkiye Büyük Millet Meclisinde kültür ve heyecan bakımından aynı yüksek seviyedeydi. Denilebilir ki bu meclis o devir Türkiyesinin en aydın en değerli memleket sever şahsiyetlerini bir arada toplamıştır.

İyi niyetlerinden şüphe edilebilecek bazı kimseler “İstiklal Marşı”nın güfte veya bestesini tenkit etmişlerdir. Bestesi hakkında söz söyleyecek yetkimiz, bilgimiz yok.Onun için bir marş olarak ses şekil ve muhtevası gerçekten güzeldir. Ve büyük şairin damgasını taşır.

İstiklal Marşı”nın en büyük değeri hiç şüphesiz “Tarihi” oluşundandır. Yukarda da belirttiğim gibi “Büyük tarihi bir an”nın eseridir. O anın ruhu ve havasını ifade eder. Fakat bu an taşıdığı mana ile “ebedi” bir andır. Kimse o anı tekrar yaşayamaz ve yaşatamaz. Bu “tarihilik” kavramına aykırı olur.

“İstiklal Marşı” Türkiye de yetmiş sekiz yıldan beri hemen hemen her gün söylenilmektedir. Bu bakımdan o yetmiş sekiz yıldan beri hür ve bağımsız yaşayan Türkiye Cumhuriyetinde yetişmiş nesillerin en mühim sosyal bağlarından birini teşkil eder. Okulda kışlada meydanda herkesin bir ağızdan saygı ve heyecanla söylediği ve dinlediği bir marşıdır. O artık bizim için milli birliğin yetmiş sekiz yıldan beri yaşanan sembolü haline gelmiştir.

Fakat ”İstiklal marşı” nın değeri sadece tarihi ve sosyal bir mana taşımasında da değildir. O üzerinde ilmi bir şekilde durulduğu zaman açıkça görülebilecek estetik bir yapıya da sahiptir. Burada kısaca şunu işaret edeyim ki “İstiklal marşı” bir marşın taşıması gereken bütün hususiyetleri en mükemmel şekilde taşır. Ses kafiye cümle ve hayal sistemi ile muhtevası arasında tam bir uygunluk vardır.

Ben “ İstiklal marşı” nın taşıdığı “ebedi” kıymetten ziyade ifade ettiği edebi kıymetler dolayısıyla sever ve üstün bulurum. Bu kıymetler bizi o müthiş tarihi trajediden kurtarmış bizi bu güne kadar getirmiştir. Onların bundan böyle de bizi yaşatacağına ayakta tutacağına ve ilerleteceğine inanıyorum.Akif eserinde bu kıymetleri çok güzel özetlemiş heyecanlı ve kuvvetli bir şiir şekline sokmuştur. Bunları şöyle sıralamak mümkündür.

1-İSTİKLAL: Yazıldığı devir gibi bugünde Türk milletinin inandığı en yüksek değeri ifade ediyor.İstiklal savaşı Türkiye’yi sömürge yapmak isteyen devletlere karşı yapılmıştır. Türk milleti bunların kimler olduğunu biliyor. Türk milleti yüzyıllar boyunca hür ve müstakil yaşamak için savaşmış bir millettir. Bunun en eski delillerinden biri VIII. Yüzyılda dikilmiş olan “ Orhun kitabeleri” dir. Köle değil efendi olmaya alışmış olan Türk milleti için “ İstiklal” gerçekten de en üstün değerdir. Akif “İstiklal marşı”n da Türk milletinin bu duygusunu söyle dile getirir.

 

            “Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım

            Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?

            Şaşarım

            Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım

            Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım”

Türk tarihi bu mısrada ifade edilen duyguya şahadet eden binlerce hadise ile doludur. Türk milletinin tanıdığı ve sevdiği en üstün değerdir.

2-İstiklal marşımızın ikinci ve son dörtlüğünde geçen “ hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal” mısrasında “ ikinci” “ Hak” kelimesi Allah manasına kullanıldığı için elbette bunun ilk harfi olan “H” büyük yazılmalıdır. Bu mısrada iki defa “ Hak” bilerek ve cinas olarak kullanılmıştır. Birinde Hak: Haklılık adalet hak etmek layık olmak vs. demektir. İkinci Hak “ Hakka tapan Allah’a tapan” tertibinden de anlaşılacağı üzere tanrı manasındadır. Dünyada en güzel şeyler: Birinin hakkını vermek bir işin hakkını vermek haklı olduğu bir konuda direnmek ve sonuna kadar “Hakkını” ve başkalarının hakkını ve mazlumların ve yetimlerin hakkını aramaktır. En çirkin en iğrenç tutum ve hareketlerde haksızlık etmek hak yemek inkar etmek haktan başka şeylere tapmaktır.

HAK: Milletleri yaşatan sadece İstiklal duygusu değildir. İstiklal kendisini aşan başka bir değere dayanır ki onun adı “Hak” dır. Hak kelimesi Türkçe de derin manalar taşıyan üç varlığı ifade eder. Tanrı i adalet ve hakikat. Bu üç mananın aynı kelimede birleşmesi boşuna değildir. İslamiyet’te hak kavramı Allah ile yakından ilgilidir. Tanrı yarattığı bütün fertlere ve milletlere yaşama hakkını vermiştir. İnsanlar doğuştan bu hakka sahiptirler. Hiçbir kişi başkasını öldürme hakkına sahip olmadığı gibi milletlerde birbirlerini köle haline getirmezler. Bu durum ilahi kanuna aykırıdır.           

İslamiyet’e göre fertler ve milletler birbirine eşittirler. Saldırganlık  bu kutsal nizama tecavüz etmek demektir. Bundan dolayı Akif’in hakkıdır hakka tapan milletimindir istiklal. Mısrasında görüldüğü üzere” İstiklal” ile “Hak” arasında münasebet kurması derin bir mana taşır. Hakka tapan milletler istiklale layıktırlar. Tanrıyı adaleti tanımayan milletler köle olurlar.  Bu mısra alabildiğine derinleştirebilecek bir manaya sahiptir.

3-İMAN: İstiklal marşının en önemli mısralarından biri maddi kuvvet ile manevi kuvveti karşılaştıran ve bu sonuncusunu öncekine üstün gösteren parçadır.

            Garbın afakını  sarmışsa çelik zırhlı duvar.

Benim iman dolu göğüsüm gibi serhadim var

            Ulusum korkma nasıl böyle bir imanı boğar

             “ Medeniyet” dediğin tek dişi  kalmış canavar?

            Şimdi bugünkü nesne çevirelim.:

            Batının ufuklarını çelik zırhlı duvar sarmışsa benimde iman dolu göğüsüm gibi

            bir hududum var. ”Medeniyet” dediğin tek dişi kalmış canavar.İstediği kadar ulusun

           “ o canavar”  böyle bir imanı “ göğsümü dolduran imanı” nasıl boğabilir.Boğamaz.

 

 

            Tahlil edelim:

            Demek ki Mehmet Akif yukarıdaki dörtlüğün son iki beyitinde “medeniyet” i “uluyan bir canavar”a benzetmektedir. O istediği kadar “ ulusun “ yani bağırsın demektedir. Onu köpeğe benzetseydi “ havlasın ürsün” diyecekti. Onu eşeğe benzetseydi “anırsın” diyecekti. Onu canavara benzettiği için “ulusun” demektedir. Çünkü canavardır.

            Şu halde buradaki “ulusun” kelimesi ne “ulusun” yani “büyüksün” manası verilemez. Büyük hatadır. “ulusun” yani milleti anlaması akla bile gelmemeli, çünkü gülünç olur. Burada öğle bir sözcüğün yeri olmadığı gibi Akif’in zamanında “ulus” kelimesi bilinmiyordu bile.

            Akif tırnak içinde yazıldığı “medeniyet” kelimesi ile gerçek ve özenilen medeniyeti kastetmiyor. Bilakis “tek dişi kalmış uluyan bir canavar” a  benzeyen emperyalizmi  sömürgeciliği yeriyor.  Kendisine medeniyet süsü veren barbarlığı yerin dibine geçiriyor.

            İlk mısradaki “ Çelik zırhlı duvar” Garbın “medeniyet” diye Çanakkale İstanbul’a 

 ve İzmir’e çıkardığı korkunç silahlardır. Türk’ün yiğit Mehmetçiği o korkunç silahların ateşini  yani canavarların ulumasına karşı yalnızca “ göğsündeki kat kat” “iman” ını siper etmiştir ve onları yenmiştir.

            İstiklal marşımızın gücüne bakınız ki yalnız bu dörtlük bile Çanakkale ve kurtuluş savaşımızın bir özeti ve felsefesi bir destanı hikayesi gibidir. Bugünde istilâ orduları “tek dişi kalmış uluyan canavarlarını” Afganistan’a Irak’a sokmuşlardır. Oradaki mücahitlerde Mehmetçiklerimiz gibi göğüslerini dolduran İslâm ve milliyet imanı ile emperyalist ordularını geri püskürtmektedirler. Afgan mücahitlerine ve onların canavar gibi uluyan düşmanlarına Mehmet Akif gözüyle bakın.

            Burada maddi kuvvete sahip olan batı “ çelik zırhlı duvar” benzetmesiyle ifade edilmiştir. Maddi kuvvet itibariyle zayıf olan Türk milletini güvendiği başlıca kuvvet ise “İman” dır.İman insanın dışında değil içinde olan ve maddi değil manevi bir varlıktır. İman yaşama iradesi haklı olma gücü tanrıya güvenme gibi hepside manevi olan duygu ve düşüncelerle tarif olunabilir. Ve gerçektende bunlar maddi kuvvetten de üstündürler. Tarihe dinler idealler ve ideolojiler şekil vermiştir. İstiklal savaşının en güzel şeklide tesvir edenlerden birisi olan Ziya Gökalp “Türkçülüğün esasları” isimli kitabında şöyle der:

“İki ordu ve iki millet birbirleriyle savaşırken birisinin galip diğerinin mağlup olması neticesini veren en başlıca ameller iki tarafın felsefeleridir. Ferdi hayatı vatanın istiklalinden şahsi menfaati namus ve vazifeden daha kıymetli gören bir ordu mutlaka mağlup olur. Bunun aksi bir felsefeye malik olan ordu ise mutlaka galebe çalar. O halde halk felsefesi itibariyle Yunanlılarla İngilizler mi daha yüksektir yoksa Türkler mi daha yücedir? Bu sualin cevabını verecek Çanakkale muharebeleri ile Anadolu muharebeleridir. Türkleri bu iki muharebede de galip kılan maddi kuvvetler değildir. Ruhlarında hükümran bulunan milli felsefeleri idi. Akif’in zikredilen parçada sözde medeniyeti temsil eden batıyı” Tek dişi kalmış canavar”a benzetmesi derin bir görüşe dayanır. Maddi kuvvet yırtıcı hayvani bir mahiyeti haizdir. Fakat o sanıldığı kadar güçlü değildir. Zira maddi kuvvet beşeri ve manevi bir değer taşımaz. Yunus’un çok iyi hissettiği gibi tanrıyı içinde taşıyan insanoğlu için en üstün değer dostluk ve  iyiliktir. Maddi kuvvet ne kadar zalim olursa insanlık nazarında o kadar alçalır. Maddi kuvvet üstünlüğüne dayanan batı birinci dünya savaşından sonra çürümüştür. Akif’in onu “tek dişi kalmış canavar” a benzetmesi tamamıyla yerindedir. Bugün maddi kuvvete dayanan devletlerin içten içe çürüdüklerini görmüyor muyuz? Hiçbir maddi kuvvet zulüm ve saldırganlığı meşru kılmaz.

            4- VATAN: İstiklal kavramı vatan kavramı ile ilgilidir. Her milletin üzerinde yaşadığı toprak onun için hayati bir öneme sahiptir. Fakat vatan sadece “topraktan” ibaret değildir. Vatan tarih din ve milletin kaynaştığı bir yerdir. Akif bunu unutanlara seslenir.

Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme tanı

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı

Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı

Verme dünyaları aslanda bu cennet vatanı.

            Milletler, yüzyıllar boyunca yaşadıkları vatanla öğlesine kaynaşırlar ki onları bir birbirinden ayırmak büyük ıstıraba sebep olur. Akif yedinci dörtlükte bu bağlantıyı ifade etmiştir.

            Vatan: Sadece topraktan ibaret değildir. Vatan toprakla insanın birleşmesi ile meydana gelir. Kısacası vatan toprakla kanın kültürün karışımıdır. Toprak+Kan+Kültür= Vatan

            5- DİN: İstiklal marşı Türk milletini yaşatan değerlerin şiiridir. Kıymet ; uğruna ölünen şeydir. İnsan kıymetlere inanan mahlûktur. Uğruna ölünecek kıymet Akif için dindir. Avrupalı ehli salip olarak din kisvesiyle Anadolu’ya girmiştir.

             Milletlerin bir birlik haline gelmesinde dinlerin büyük bir rolü vardır Cami kelimesi lügat manasıyla toplayan birleştiren demektir. Türkler islamiyetten önce umumiyetle birbirlerine düşman küçük topluluklar halinde yaşıyorlardı. İslamiyeti kabul ettikten sonra birleşerek büyük devletler kurdular. İslam felsefesinin temelinde olan vahdet “ birlik” fikri onları ve başka kavimleri aynı bayrak altında topladı. Dinler bugünde kendine inananları uzakta olsalar bile birbirlerine yakın kılarlar. Dünyanın dört bir tarafına dağılmış olan Yahudileri dinleri yok olmaktan kurtarmıştır. Bugün onları İsrail’ de birleştiren milli şuurlarına sımsıkı bağlı olan dinleridir.

            Dinin üstün değerlerinden biri insan ruhu yücelten “ kutsiyet” duygusunun en büyük kaynağı olmasıdır. Türk halkı gibi dinine bağlı olan Akif hem kendisinin hem de milletin duygusuna tercüman olarak Allah’a şöyle yalvarır.

Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli

Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli

Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

            Ezan hürriyettir. Türkiye’den çıktınız mı çan sesleri başlar. Ezanların devam etmesi demek milletin devam etmesi demektir. Türkiye’nin semalarını ufkunu minareler süsler. Türkiye’den çıktınız mı bu manzaraya hasret kalırsınız. Türkiyemiz’in çağlar üzerinden sıçrayarak dünya milletler ailesi içindeki şerefli yerini alabilmesi için minarelerle beraber fabrika bacalarının yan yana yükselmesi gerekmektedir. Bu amaca yönelik insan tipini yetiştirme görevi öğretmenlere verilmiştir. Bunun için Atatürk “Muallimler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” demiştir.

            Fışkırır ruh-u mücerret gibi yerden naşım

            O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

            Ruh insanın içindedir. Öldükten sonra ruh bedeni bırakır. Bu toprak için niçin ölelim.

Cevap: Ezanların devam etmesi için ezanlar devam ederse başım arşa değer yücelirim. Müslüman ölmeye inanmaz. Ebediyete ulaşmak için ebedi şeylere inanmak lazımdır. O devre ait bütün vesikalar apaçık olarak gösterilir ki istiklal savaşının kazanılmasında “Milli istiklal” fikri kadar dininde büyük rolü vardır. Dini anlayan ve yücelten onu sonsuzluğa kadar yaşatır.

            Milletlerin tarihlerine ruhlarına yabancı olan sözde aydınlar” yabancı” veya “yabancılaşmış” kimselerdir. Türk milleti onları kullandıkları kelimelerden ve ses tonlarından tanır.

            “İstiklal marşı”nın ifade ettiği en üstün değerler bunlardır. Bu değerler dün olduğu gibi bugün ve yarında kıymetlerini koruyacaklardır. Türk milletinin bağımsızlığı bu değerlere gönül vermiş insanların sayısı ile doğru orantılıdır. Zaten onları Allah saklasın kaybederse şerefli bir insan olmaktan çıkar köle ve hayvan seviyesine ineriz. Bundan dolayı kıymetlere sımsıkı sarılmamız ve onları her nesle aşılamamız lazımdır. Türk milletinin amaçlarına uygun  insan tipini oluştururken o tipe şekil verirken elimizdeki ölçüler bunlar olmalıdır.

            Bu ölçüler

1-İstiklal

2-Hak

3-İman

4-Vatan

5-Din

 

MAKALE Yorumları