Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

11.02.2019

Okunma Sayısı

2306

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

“Harflerimizi Çaldılar”

“Harflerimizi çaldılar” diyen sorumlu zat ya yanlış yönlendiriliyor ya da kasıtlı ve bilinçli olarak bunları söylüyor. Her ne hal ise, sonuç bilgi eksikliğin ya da başka amacın bir ifadesi olabilir. Bilemem. Doğru olanı açıklamak görevimizdir, yapıyoruz.

***

Ne demektir “Harflerimizi çaldılar!”

Açıklayalım da bilmeyen öğrensin.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ulus devlet Türkiye Cumhuriyetini kurarken, en büyük savaşın cehaletle olacağını biliyordu. Onun için cumhuriyetten 4 hafta sonra ilk kurdurduğu bakanlık Milli Eğitim bakanlığıdır.

Harf devrimi kaçınılmazdı. Bunu yaptı.

Öteden beri Cumhuriyet ve Mustafa Kemal karşıtı odaklar, yeni Türk Alfabesini bahane ederek cumhuriyet devrimlerine ve kazanımlarına saldırmaktalar. “Harflerimizi çaldılar” ifadesi de bu saldırının bir başka yönden gelenidir.

Harf devrimine karşı olmak cumhuriyete, çağdaşlığa karşı olmak demektir.

***

Yeni Türk Alfabesi…

Şunun iyi bilinmesi gerekir; Yeni Türk Alfabesi “Latin Alfabesi” değildir!

Bugüne kadar hep böyle empoze edilmiş olsa bile değildir, yanlış biliniyor, ya da kasıtlı söyleniyor; bu söylemin ardına gizlenen ise (Latin=Gavur; Arap=Müslüman) çağrışımını, algısını yaratarak insanları yeni Türk Alfabesine karşı kışkırtma teamülü vardır, böyle süre gelmiştir. Onun içindir ki Mustafa Kemal hiçbir zaman Arap Alfabesinden yana olmamıştır. "Latin Alfabesi” çağdaş dünya ile haberleşmek ve bütünleşmek için gerekliydi fakat tıpa tıp alıp kopyalamak gibi bir hedefi yoktu. Latin Alfabesinde ve Göktürk Alfabesinden bir kısım harfler bütünleştirilerek kullanmıştır. Buna da "Yeni Türk Alfabesi" demiştir.

***

Neden Yeni Türk Alfabesi?

Çünkü harf devrimiyle kabul edilen alfabenin 14 harfi Gök Türk Alfabesinden alınmadır. Bunlara Mustafa Kemal (ç,ı,ş,ö,ü) gibi özgün ve çok özel harfler de ilave ederek Yeni Türk Alfabesini oluşturmuştur. Latin Alfabesini toptan almış olsaydı, X, Q, W harflerini de alırdı, ama alınmamış! “Harflerimizi çaldılar” ifadesi bundan dolayı yanlıştır.

***

Osmanlının kullandığı alfabe Arap Alfabesidir, kullanılan dil Türkçedir.

Mustafa Kemal'in yaptığı iş, Türkçenin Türk Alfabesiyle yazılıp okunmasıdır.

Bu devrimi yapmıştır.

Harf devrimi yapılmadan Cumhuriyet yurdunda okuryazar oranı erkeklerde %7, kadınlarda %04 (binde dört) idi. Bu rakamlara Anadolu’da yaşayan ve Müslümanlara göre daha eğitimli olan azınlıklar, gayrimüslimler (Rum, Yahudi, Ermeni, Süryani, Yezidiler) de dahildir!

Bu okuryazar oranına Arap Alfabesiyle 620 yılda ulaşılmıştır!

***

Düşünelim bir an için, 620 yıl boyunca Anadolu’da okuryazar oranı ancak bu kadar olmuş!

Kaldı ki bunların bir kısmı okuyor ama yazamıyordu! Felaketin daniskası bir tablo! Cehaletin alası bir tablo…

Arap Alfabesinin girdiği her şey “kutsal” kabul ediliyor. Örneğin Arapça hikâye, fıkra anlatılıyor ya da şarkı söyleniyorsa bir yerde, kadınlar hemen örtünmeye kalkışıp kendilerince “Kur’an okunuyor” sanıp ibadete geçiyorlardı! Böylesine cahil bırakılmış bir toplum vardı Anadolu’da…

***

Harf devriminden sonra 1935 nüfus sayımında Türkiye’de okuryazar oranı ortalama %25 düzeyine ulaştı. Cumhuriyet hükümetleri Ata’nın bıraktığı bu mirası devam ettirdiği için de bugün okuryazar olmayan belki çok yaşlı kuşak için söylenebilir. Ya da taassup nedeniyle okutulmayan kız çocukların olduğu çok küçük bir oran…

***

Gazi Paşa Karatahtanın Başında…

Düşünelim; 620 senede %7 okuryazardan, 7-8 senede %25 okuryazar bir topluma… Cumhuriyetin en büyük mucizesi işte budur…

Mustafa Kemal ilk önce Dolmabahçe'de kara tahtanın başına geçer ve yeni Türk Alfabesini tanıtır. Sonra İsmet Paşa geçer tahtanın başına dilbilgisi kurallarını anlatır.

Millet mektepleri açılır, halk evleri açılır…

Mustafa Kemal yanında kara tahta ile yurdu dolaşmaya başlar…

***

Önce Tekirdağ’da millet mektebinde kara tahtada bir imama Kur’an'dan bir ayeti Arap Harfleriyle yazdırır. Oradakilere okutur teker-teker… Hepsi de farklı okur…

Ne anladıklarına gelince kimse doğru bir anlam veremez…

Bu kez imama Yeni Türk Alfabesiyle aynı ayeti yazdırır, herkese okutur, herkes de aynı şekilde okurlar ve çok kolay okurlar…

Çünkü dünyada yazıldığı gibi okunan, okunduğu gibi yazılan yegâne dil Türkçedir.

Bu da Türkçenin dil mucizesidir…

Devrimden sonra kısa zaman diliminde halk evlerinde 6.600.000 (altı milyon altı yüz bin) halk okuryazar olur, sanatın her dalında tiyatro, resim, müzik eğitimini aldı.

***

Dedenin Mezar Taşı

“Dedemin mezar taşını okuyamadım” diyenlere de iki çift sözümüz var; şöyle ki; Arap alfabesinin geçerli olduğu Osmanlıda kaç kişi okuyup yazabiliyordu ki dedesinin mezar taşlarını okusun?

Aynı sistem devam etmiş olsaydı, yani cumhuriyet olmasaydı, yine bu kafayla okuyamayacaktı.

Kaldı ki Arap alfabesinin zorluğu nedeniyle harf devrimi çalışmaları ta Abdülhamit döneminde başlatılmak istenmiş ama taassup engel olmuş hep, o günden beri harf devrimi gündemde kalmış…

***

Arap alfabesinin “İslam alfabesi” ile alakası yoktur, bu ifade de “Araplaştırma ve taassup” zilletine devam etme isteminden doğmuştur! Çünkü İslam alfabesi diye bir alfabe yoktur.

Arap alfabesini kullanan Yahudiler de, Hıristiyanlar da vardır.

İslamlık kullanılan alfabeyle mümkün olsaydı, ya da din mensubiyeti kullanılan alfabe ile ilgili olsaydı “Latin” alfabesini kullanan ülkeler, ya da insanların hepsi Hıristiyan olurdu!

Arap alfabesinden kurtuluş, çağdaşlaşmayı hızlandırdı, cehaleti azalttı.

Bugün hâlâ zaaflarımızla savaşılıyorsa, bunun sebebi yeni Türk Alfabesinin Arap alfabesinin yerine tercih edilmesiyle alakalı değildir. Sadece bahanedir.

Arap alfabesinin kutsallaştırılmasının ardında başka amaçlar olmalıdır.

Arapça şarkının söylendiği ortamda başını örterek ibadet konumuna geçen cehaletin egemen olduğu bir ortamda “Harflerimizi çaldılar” diyen zihniyet de prim yapar!

Bunu söyleyenin bir ülkenin başındaki sorumlular olması ise hiçbir şekilde mazur gösterilmesi mümkün değildir. Tek kelime ile o ülkeye yazık olur!

***

Sonuç

Sonuç olarak bir ülkede örgütlü cehalet egemen güç olduğunda, “âmâ” (kör) insanın eline satır verip kasaplık yaptırmaya benzer; önüne geleni nasıl ki doğrarsa örgütlü cehalet de toplumları dolayısıyla ülkeyi bölük pörçük doğrar!

Felaketin belirtileri işte bu cehaletin baş göstermesidir!

MAKALE Yorumları