Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. FAİK ARDAHAN
YARINA YOLCULUK
mail_outline : faikardahan@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

02.04.2013

Okunma Sayısı

21856

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Güven

Nehirle denizin ilişkisi gibidir

Benim kendimle ilişkim.

Bunu bir ben bilirim, bir de beni bilenler.

 

Kâh nehir olurum denize varmak için,

Kâh deniz olur beklerim nehir için

 

Nehir denize güvenir, deniz de nehre

Çünkü nehir denizdir, deniz de nehir

Kim kime güvenir ise o olur elbet

Deniz kuytusunda çok nehir (s)aklar

 

Nehre giden denize bulut,

Nehre varan buluta da

Yağmur dendiğini bir ben bilirim elbet.

 

 

Elif Şafak “Kazanılması yıllar süren, kırılması saniyeler alan ve dağıldıktan sonra tekrar toparlanması için ömür gereken şeye GÜVEN” denir demiş. Gerçekten böylemi işin aslı sorgulamak gerek.

 

Kesinlikle evet “güven” bu hayatın en temeli, o olmadan üzerine hiç bir şeyi inşa etmemek gerek. Ne ev, ne bir aşk, ne bir kale ne de bir işletmeyi veya başka bir değeri. Güven elbet bir sonuçtur ve uzunca bir süreç gerektirir.

 

Yaşadığımız eve güveneceğiz, o evi yapan, demirini döşeyen ustaya, ekmeği yapan fırıncıya, pazar yerinde bazlamayı açan kadına, arabanın motorunu tamir edecek ustaya, komşularımıza, yolda yürüyenlere, simit satana, dondurmacıya, lastik tamircisine güveneceğiz. Güven varsa huzur ve mutluluk var, güven yoksa hiçbir şey yok.  Paranoya ki bir psikolojik hastalıklı olma halidir ve güven olmadığında mutlak başlıyor.

 

Hepimizin en önce öğrendiği tutunma duygusudur. Minik bir bebeği havaya atın tutun bunu çok iyi gözlersiniz. Gözler iri iri açılır havaya atıldığında korkudan, boşluğu yakalama telaşındadır. Ayaklarımız toprağa bastığında kendimizi bu sebeple daha güvende hissederiz.

 

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre güven; “korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat” veya “yüreklilik, cesaret” demek. Yani diğer bir deyişle değerli bir şeyi bir başka kişiye, mekana hiçbir tereddüt duymadan emanet edebilmek, onda tutabilmek hatta ona verebilmek demek.

 

Güven kavramına insan açısından bakıldığında güven yaratmak için öncelikle bireyin kendine güvenmesi, sonra güvenilir olması ve başkasına güven duyması gereklidir.

 

Güvenilir olmak için bilinen üç ölçüt vardır. Bunlar bütünlük, ilgi ve sonuçlardır.  Bütünlük; davranışlarını önceden kestirebildiğimiz, özü sözü bir olan, dürüst, ahlaki değerlerle yaşadığına inandığımız insanlara güveniriz. İlgi; başka birinin bizim duygularımızı, ihtiyaçlarımızı hesaba kattığını ve ilgilendiğini fark edersek ona güven duyarız. Sonuçlar; sözlerini tutan ve beklentilerimizi karşılayan insanlar bizim gözümüzde güvenilirdir. Yani “sınıfını geçersen sana bisiklet alırım” diyen babaların sınıfını geçen çocuklarına bisiklet almaması çocuklarının gözünde güven kaybetmesine nedendir. “Akşam sizi sinemaya götüreceğim” diyen birinin akşam yorgunluğunu bahane etmesi, onu evde bekleyenlerin güvenlerini sarsacaktır. Bunlara ilaveten söylediği gibi yaşamayan kişilere de güven duyulmaz elbet. Ağzında sigara başkasına “sigarayı bırakmalısın” nasihati çoğu zaman kabul edilir değildir. O sebeple çocuklar büyüklerinin dediklerini değil ayak izlerini takip ederler. İlgi göstermek hem güvenmenin hem de sevmenin göstergesidir. İnsan sevdiğine ilgi gösterir ve sevdiğine doğal olarak da güvenmenin kapılarını açacaktır. O sebeple nitelikli ilgi son derece önemlidir. Yani “mış” gibi değil “gerçek” kalpten gelen inançla ilgi göstermek elbet burada kastedilen.

 

Elbet kolay değildir güvenmek ve güvenilir olmak. Güvenilir olmak için; sözünü tutmak, bütünlük sergilemek(özü sözü bir olmak), bir görevi yapacak yetkinlik ve beceriye sahip olmak, dürüst olmak, sorumluluk sahibi olmak ve beklentilerini açıkça ortaya koymak gereklidir.

 

Tüm bu anlatılanlara bakıldığında Elif Şafak’ın dediği başlangıçta doğruymuş gibi geliyor. Fakat işin içine girildiğinde başka türlü bir resim ortaya çıkıyor. Konunun detayına girmeden önce, Emre Yılmaz’ın Şeytanın Fısıldadıkları isimli kitabında bahsettiği şeyleri bir hatırlamak gerek.  “Sevginin karşıtı nefrettir diyorlar. Hayır. Sevginin karşıtı nefret değildir. Sevginin karşıtı yalandır. Nefrete daha çok inanırım sahtesi olmaz” der Emre Yılmaz. Buradan ben üç anlam ve üç sevgi boyutu çıkarıyorum. Birincisi gerçek sevgi, yani İngilizcesi “I rise in love”, Türkçesi “aşkın içinde yücelmek” demek. Tarafların birbirlerini hiçbir şekilde yanlış anlamadığı, korkuya ve endişeye mahal olmayan, bedenlerin ve ruhların yalın ve çıplak olabildiği durumdur. Gerçek anlamda coşku ve mutluluk verir. Bu durumun içindeki taraflar birbirlerine her şeylerini anlatırlar ve asla yanlış anlaşılmazlar.

 

İkinci durum, gerçek sandığımız ama gerçek olmayan zahiri, yansıma sevgidir. Yaşarken güzeldir fakat gerçek olmadığı anlaşılınca acı verir kişiye. İngilizcesi “I fall in love” dır.  Yani kuyuya düşer gibi aşkın içine düşmektir, kafayı gözü yararcasına. Bu aşk durumunda, etraflıca sorgulamadan, birkaç kriter esas alınarak, yeterince fizibilite yapılmadan bizdeki değerli şeylerin başkasına verilmesi ve onun da bu değerlere yeterince sahip çıkmaması durumunda yaşanan kriz halidir.  

 

Üçüncüsü ise çıkarcı sevgidir. İngilizcesi “The expediency Love” dır. Tarafların sahip olduklarını ortaklaşa kullandıkları ve tükettikleri sevgidir. Buna güzellik, makam, mevki, para dahildir. İşin içinde aşk yoktur. Sadece çıkarlar vardır. Sadece güzel olduğu için çıkılan bir kadın veya sadece zengin olduğu için evlenilen erkekler gibidir çıkarcı aşk.

 

Aşk ve güven çok yakın tanımlamaları içerdiği için Emre Yılmaz’ın bu tanımlamasından yola çıkıldığında aynen aşkta olduğu gibi; güvenin de hem gerçeği, hem sahtesi hem de gerçek sanılanı var. Bunlardan ilki gerçek olanı öyle kolay kolay kırılmaz. Kırılmayacak kadar sağlamdır ve hiç bir sebep onu kıramaz. Taraflar birbirlerini gerçekten anlarlar çünkü. İkincisi ise zaten gerçek değildir. Gerçek sandığımız ama gerçek olmayan, bir durumu tarif eder ve güvenin kırılması aslında tarafların gerçeği görmesine sebep olur. Var olduğunu sandığımız ama gerçekte var olmayan bir şey neden kırılsın ki. Kırılmaz bile. Ama gerçek olmadığını anlamaya kırılmak dersek doğrudur, cam kırılır ve bir daha toparlanmaz. Üçüncüsünde zaten güven yoktur çıkar vardır, çıkarlar bitince ilişkide biter. Buradan şu sonuç çıkıyor. Güven vardır ve bir kez kazanılır. Sonrasında kaybedilmez. Kaybedilen ise güven sandığımız ama içinin boş olduğunu koşullar gerçekleştiğinde anladığımız durumdur. Onda güven var sanırız ama aslında hiç oluşmamıştır.

 

Bir söz vardır bizim oralarda çok severim, “eğer aranıza biri girmişse biriniz mutlaka sıkı sarılmamışsınızdır”. Bu bir tarafın daha az güvendiği ve/veya güvenilir olduğunun göstergesidir.

 

Yine bizim orda bir söz vardır, çok severim. “Bir mahallede sokak hayvanları sizden kaçmıyorlarsa o mahallede yaşayanlar güzel insanlardır” denilir. “O mahalleden ev mutlak alınmalıdır” diye de eklenir sonra.

 

İşin özü güven kolay kazanılmıyor elbet, ama gerçek dostluklarda hiç kaybedilmiyor. Şimdi gerçek olmayan dostluklarda güveni konuşmanın gereği de yok zaten. Elif Şafak gerçek olmayanı kastediyor olsa gerek. Söyleyeceklerimi; Nurtaç’ın dizeleriyle bitirmek gerek.

 

Allaha Ismarladık

Güven Turizm yolcuları kalmasın

İtimat Ekspres kapattı gişeyi

Şimdi eksik yanımızın iki gözünden

Öpüp uğurladık, yalnızız elif gibi

Nurtaç İnci

MAKALE Yorumları