Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
TÜLAY BOZKAYA
TOROSLARDA BİR MARAL GEZER
mail_outline : tulaybozkaya@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

25.02.2016

Okunma Sayısı

2884

Makaleyi Paylaş

Gönlümü Bıraktım Macahel'e

 

 

             Gündem Artvin Cerattepe olunca, Gönül bırakmanın yetersiz olduğu Artvin Macahel doğası, insanı ile tiryakilik yapar insanda. Ağustosta kaleme aldığım yazımı paylaşmak isterim sizinle….

                 Bu yıl ki buluşma yerimiz Macahel arkadaşlarla. Adını ilk duydum İsmail’den Macahel’in. Birlikte olmaktı amaç yeri çokta önemli değildi benim için. Ağustosun sarı sıcağını bırakıp Antalya’da uçuyoruz Trabzon’a. İzmir, İstanbul Ankara ve Antalya’dan gelmişiz yirmi iki kişi. İlk ulaşan arkadaşlarımız Trabzon havaalanında karşılıyor bizi. Kucaklaşıyoruz özlemle. İki araç almaya gelmiş bizi. İlk durağımız Maçka Coşandere de köy kahvaltısı. Yeşillikler arasında şırıl şırıl akmakta dere adı gibi coşkun değil. Hemen yanı başında fındık bahçesi fındıklar toplanmış kuruması için serilmiş bahçenin bir kenarına. Karşısı yeşilin bin bir rengi ile süslenmiş bir tepe. Sohbete dalmışken biz, servis yapıyor çalışanlar tereyağı, bal, reçel, peynir, domates salatalık, kuymak ve ardından tereyağında yapılmış yumurta…

Yaa onu da yemem bunu da yemem söylemleri arasında sil süpür yapmışız masayı. Başlangıç eh fena değil böyle giderse mide fesadından gideriz beş günde..

                  Sümela Manastırına çevirdik rotamızı yeşillikler arasında, coşkun akan dereye paralel. Arabalar çıkıyor Sümela Manastırı yakınına kadar. Araç bizi bırakıp dönüyor, siz yürüyerek geleceksiniz aşağıya diyerek. Patikadan yağmurlu bir günde yürüyerek çıkmıştım yıllar önce Manastır’a. Yürüyerek inmek iyi gelecek bana. Karadeniz’in yeşili başka suyu başka güzel.. Ruhum uçuşa geçiyor doğada. Kuş olup ağaçların tepesinde daldan dala, arı gibi çiçekten çiçeğe uçuyor da uçuyor. Doğada olmak özgürlük…Ruhumu tutana aşk olsun.. Heyecanla gezip manastırı geçiyoruz inişe. Patikayı düzenlemişler orman yolu gibi olmuş, yerler ıslak kaygan biraz dikkatli olmak lazım düşmemek için..

                  Biniyoruz araçlara Gülnur’la ikimiz öndeyiz Erol kaptanın yanında. Çevreyi gözlemlerken sohbeti de ilerletiyoruz kaptanla. Macahelli İstanbul’da yaşıyor İki çocuğu var. Mertkan bu yıl üniversiteyi kazanmış kızı Melisa da meslek lisesinde çocuk gelişimi okuyor. Eşini kaçırarak evlenmiş. Fakir diye vermek istememişler. “Ama şükürler olsun durumum iyi İstanbul’da ambalaj üreten işyerim var yazları da Macahel’de gelenleri gezdiriyorum.” Diyor. Samimi,  sıcak,  hoş sohbet kaptan. Hemen kaynaştık Çayeli’ne varmadan.

          Denizi doldurup yollar yapmışlar doğaya inat. Otoban. Karadeniz kenarında dümdüz yolda ilerliyorsunuz. İnsana rahat geliyor. Bunun içinde doğayı talan ediyoruz. Doğada zaman zaman alıyor intikamını. Bunları düşünmekten alamıyorum kendimi.

           Çayeli Lale Lokantasına uğruyoruz. Kuru fasulyesi meşhurmuş. Yemek yiyecek halim yok. Sabahki yaptığımız kahvaltıyı sindiremedim henüz derken Özden deneyin muhakkak çok beğeneceksiniz diyor. Ben kuru fasulye söylüyorum Veli de Kavurmalı pide. Gerçekten yok böyle lezzet. Etli, tereyağlı yapmışlar fasulyeyi. Aşçı tüm hünerini göstermiş. Pidesi de sütlacı da güzel ama ille de kuru fasulyesi.

            Kaptan yolumuz uzun geçitte sise kalmayalım diye uyarıyor. Biniyoruz araçlara. Hopa’dan sonra Artvin yoluna sapıyor. İlerliyoruz çay fındık ormanlar arasında. Toprak görmek ne mümkün. Yemyeşil tüm alan. Yeşil okyanus burası büyük küçük dalgaları olan.  Borçka’dayız. Çoruh nehri kenarında dar bir alanda konuşlanmış.. Çoruh vadisinde. Sarp bir alanda. Yapılaşması çirkin. Hayalimdeki yer değil. Tek ya da çift katlı yapılardı hayalimdeki oysa çok katlı düzensiz binalar var burada. Alışveriş yapıp düşüyoruz yollara hava karardı. Dolana dolana çıkıyoruz sisler arasında biraz tedirgin biraz ürkek Erol kaptanın güven verici sözlerine inat. Cankurtaran geçidinden sonra inişe geçiyoruz kıvrılarak. Düzenli Köyü Macahel vadisinin en büyük köyüymüş anlayamadık ama büyüklüğünü tepelerde tek tek yanan ışıklar içinde. Camili Köyünü de geçip toprak yola giriyoruz. Çok  dar yol araç virajı bile bir hamlede dönemiyor. Viraja dayanıp tekrar geri vitesle arkaya gidip ancak dönebiliyor. Aklımda soru işareti yoldan mı kaptandan mı bilemiyorum akşamın karanlığında. Derin bir nefes alıyorum kalacağımız Kortanet(Esençay) mahallesindeki  ahşap oteli görünce.

                    Oda numaralarımızı öğrenip ayakkabılarımız çıkartıp çıkıyoruz odalarımıza. Burası bizim otel evimiz. Ahşaptan her tarafı tabanı, tavanı, yanları ve merdivenleri. Kestane ağacı muhtelemen. Doğal her şey.Yerleşim odaya yemeğe iniyoruz.Her ne kadar yiyecek halimiz yoksa çorba güzeldi lahana harika fasulye kavurması muhteşem derken yine hesapsızca dedik..

                  Sis kaplamıştı her yeri, yağmur çiseliyordu hafiften. Dışarıda oturup ıslanmak keyifliydi kanımca. Geldiğimiz şehirlerin sarı sıcağını unutturuyordu yağmur. Serinlik bedenimden yüreğime doğru akmıştı. Huzur doldu ruhum. Mutluluktu bu.

                 Sabah çan sesleri horoz sesine karıştı. Sessizce kalktım yataktan gürültüler içinde.Ortamın sessizliğinde her hareket gürültü oluyordu..Ahşap balkonda nefes aldım doyunca.Ohh oksijen doldu ciğerlerim. Gülnur ile Derya inmişler aşağı söyleşiye başlamışlar Köyden biriyle.Veli ile bizde indik aşağı sessiz olmaya çalışarak.Ahmet ile Zuhal de katıldı bize yürüdük sisler arasında. Yakınlardaki yeşilliği seçiyoruz. Uzaklar sis kaplı. Fındık topluyoruz bahçeden yola uzanan dallardan. Böğürtlenler olmuş. Armut elma ağaçları uzanılmayacak kadar yüksek. Birazdan güneş sislerin arasından gülümsüyor. Dağılıyor güneşi gören sis sağa sola. Aman Allahlım bu nasıl bir güzellik. Vadi alabildiğine yeşil, cennete gelmişiz farkında olmadan. Vadi yeşili gökyüzüne yansımış gök yeşil, ruhum yemyeşil.. Huzur güven özgürlük burada…

                 Kahvaltı başlamış biz eve dönünceye kadar. Kahvaltı tabakları hoş eve özgün olmuş, Beyaz , Çeçil peynir, siyah yeşil zeytin,böğürtlen, kayısı reçeli kestane çiçek karışık bal vazgeçilmez tereyağı yine yemenin dayanılmaz hafifliğine kaptırıp kendimi gömüldüm yiyeceklere. Her şey harika. Bu arada kaptanlarımız Erol ile Erkan geliyor. Erkan, öbür arabanın kaptanı genç, sempatik oğlumla yaşıt. Araçlara binip sabah yürüyüş yaptığımız yola doğru ilerliyoruz. Yeşil bir tüneldeyiz.  Kestane, ladin köknar ağaçlarının arasında. Yerler eğreti otu ve çiçeklerle kaplı rengârenk. Cenneti başka yerde aramaya gerek yok. Burası gerçekten cennet. Maral şelalesi yolunda maralım. Özgürlüğüm tavan yine. Ruhum uçtu çiçeklere dallara bulutlara uzandı. Kelebeklerle birlikte uçtum uçtum..

                Kestane ağaçları yüksek on metre var. Kara kovanları dallarının arasına yerleştirmişler. Kestane balı için. Bu yıl kestane balı pek yokmuş.

               Yol boyu süzülerek akan dereler geçiyoruz yeşilliğin tonlarında.  Şelale göründü seyir tepesinden sesi kulaklarımızda. Su damlaları dizilmiş ip gibi kopmadan iniyor aşağılara su perisi eşliğinde. Gök kuşağı Seyir tepesinde mısır haşlamışlar, çay kahve var. Veli ile Derya inmişler şelalenin düştüğü yere. Başka bir grubun arkasına takılıyorum bende. Arkamda Nuran,  Beyhan ve İsmail.  Kimi yerler kaygan kimi yerlerde ahşap merdiven var. İniyoruz aşağı. Derya atmış kendini suya Veli beklemekte. Çanta  bende çünkü mayosunun olduğu. Aşağı inen atlıyor suya çığlıklar arasında. Derya, Tansu. Funda Nuran, Beyhan, Zafer, Veli ve ben coşkun çığlıklara arasında şelalenin altındayız. İsmail ile Metin ölümsüzleştirmekte halimizi. Metin, Özden Zuhal Gülnur Ahmet’te döndü çocukluklarına. Aşağı inemeyenler yukarıdan izliyor çocukların oynanışlarını şen kahkahalar arasında. Derya Gülipek  için tekrar iniyor  aşağı.

              Öğle yemeği için Sevda hanıma gidiyoruz. O da pansiyon işletiyor İremit pansiyon. 22 yatağı varmış. Hepsi birbirinden lezzetli yöresel yemekler yapmış bize. Çalışanların hepsi güler yüzlü içten samimi. Burada yaşayanların hepsi Gürcü. İstanbul bağlantıları da var muhakkak. Kışları İstanbul’da yazları burada yaşıyorlar.

                 Yemekten sonra 22 çocuk yüreklinin yolu bir başka cennet köşesi Efeler deresine düşüyor. Eğlenmenin suyla oynamanın keyfinde çocuklar derede su savaşındalar. Kaptanlarımızda seyirde bizi.

İsmail ölümsüzleştirmekte ruh halimizi. Efeler deresi bu yaşta sevgi sevinç coşkulu çocuklarla şenleniyor. Sesinin rengi,coşkusu başkalaşıyor….Mutluluk derede, su savaşında…

              Kayalar Köyünden bakıyoruz Macahel vadisinin sonsuzluğuna, yeşil okyanusa. Yağmur çiselemeye başlıyor sisler kaplarken tepeleri serinlik çöküyor.  Biraz daha aşağılardan yürüyüşe geçiyoruz güle oynaya. Fındık yiyerek bahçelerden.

             Otel evimiz bize ait bugün. Kimse kalmamış. Şelale, dere, yeşil yol, yeşil vadi..Yeşil ışık  doldu içime. Huzurluyum alabildiğine.

            Sabah randevumuz var yoga hocamız Özdenle. Derya, Tansu, Nüket, Funda ve ben. Özden’in gösterdiği hareketleri yapmaya çalışıyoruz özenle. Kahvaltıdan sonraki rotamız Mereta yaylası. Erol kaptan anlatıyor mere mera demek ta Gürcüce de yayla anlamına geliyor. Anlıyoruz ki insanlar hayvanları için gidiyor yaylaya. Uğur köyü geçip tırmanıyoruz kıvrım kıvrım yollardan.. Dal dal kestane, gürgen, köknar ağaçları. Toprak yol. Bir taraftan da devam ediyor yol çalışmaları yeşil yol uzanmış buralara. Adı yeşil kıymışlar güzelim ağaçları. Kesilmiş ağaç dolu yol kenarları. Çıktıkça yukarlara uçurum bir yanımız. Bir yanımız allı morlu çiçekler. Çiçeklere uçtu gönlüm yine. Moru sarısı en çok ta pembesini sevdim anemona benzeyen. Şair olur yazar olur insan buralarda. Her noktası ayrı güzel, ilham veriyor insana. Yükseklere çıktıkça ağaçlar yerini bodur bitkilere çiçeklere çim çimen bırakıyor. Uzaktan kar çukurları süslüyor Karçal tepelerini. Çiçeklerin harman olduğu yerde duruyoruz. Fotoğraf için. Sevgim sevincim kondu yine çiçekten çiçeğe. Dağlarında bahar bitmez Macahelin. Her mevsimi bahar. Rengi bahar, kokusu bahar. havası bahar. Yolları zor, hayat şartları çetin ama güzelliği unutturur yaşanan zorlukları.

                Rakım 2500 olunca hiç kalmadı ağaç yeşil yinede yerler. Aşağılara göre daha geniş alan. Hayvanlar için kolay bir mera. Mereta yaylasından kuyruklu göle uzanıyoruz. Gölün geniş bir karnı ve uzayan bir kuyruğu var yukardan bakınca. Görünümden almış adını. Göle girmeden olmaz deyip atlayan arkadaşlarımız var tabii ki aramızda.

            Öğleyin kahvaltımız Erol kaptanın teyzesi Makbule hanımdan. Yediklerimizi yazmak istemiyorum ama oradaki iştahımız yazıma da yansıyor tutamıyorum kendimi.Her şey çok lezzetli abartısız.Sadece yeme kısmı abartılıydı..

         Dönüş yolumuz Şavşat vadisinde Papart yaylasından. Neden papart açıklıyor Erol kaptan. Şavşat ile Borçkalılar yaylalarının sınırları konusunda bir türlü anlaşamıyorlar. Biri diyor ki her iki tarafta bir yemek yapsın yemekleri soğuyuncaya kadar ilerlesin. Yemeğin soğuduğu yer sınır olsun. Borçkalılar papart yapıyor diğerleri ise yumurta. Papart o kadar geç soğuyor ki vadiye kadar iniyor Borçkalılar. Yaylanın adı da oradan geliyor.  Bu yayla iğne yapraklı ağaçlarla kaplı köknar ladin kayın sedir.

 Doğa sevgisi farklı bir şey

Ağacı ayrı, çiçeği ayrı seviyor insan.

 Tüy gibi hafifim yine arasında ağaçların

Sesiz çığlıklar içimde,

kuşun kanadında

 dallarındayım ağaçların.

 Bir türkü tutturmuş

 rüzgârın esintisinde

 köknar ile ladin

buram buram sevgi kokan.

Bu güzelliğe mutluluğa değen nazarı hafif bir kaza ile atlatıyoruz.

                Gezimizin dördüncü gününde Karagöl var. Bugünkü kaptanımız Ayhan ile Erkan. Ayhan ile kaynaşıyoruz hemencik. O da bizim küçük kardeşlere ekleniveriyor. Çok sıcak Macahel’in çocukları seviyoruz hepsini. Ayhan evli Edirneli birisiyle o da İstanbul’da yaşıyor. Keşke getirseydin eşini gezerdi bizimle diyoruz. Yarın getireyim diyor.

           Sisler inerken dağların tepesine, bulutların üstündeyiz her birimiz masal diyarında. Sevgimiz sevincimiz karışıyor birbirine ilmek ilmek yeşil bir örtü oluyor vadinin üzerinde. Karagözde gerçekten tutuldu dilim. Söze geldi yüreğim. Sarhoşuyum güzelliklerin.Yeşilin tonları, gölün yeşil dinginliği gökyüzünün maviliği, bulutların  yansıması göle nasıl anlatılır bilemedim.Evet işte gerçek cennet burada..

                Akşam ayrı güzeldi otel. Bizim çocuklar veda yapıyorlardı bize akordeon eşliğinde horon oynadı. Oyunları kıvrak sert bir o kadar da sıcak dostane. Ayhan, Melisa, Emre, Erkan çok güzel oynuyorlardı Erol kaptanın akordeonun eşliğinde.

                Son gündeyiz nasıl geçti zaman anlayamadan. Bir parmak bal misali oldu. Vedalaşarak kalanlarla geçtik dönüş yoluna. Arabamızda Ayça ve Melisa da var. Gezerek döneceğiz Trabzon’a o yaylamı bu yaylamı uğrayalım derken Fındıklı da Derya ile Aynur’u bırakıp Laz böreği yemek için İsmail’in arkadaşına gidiyoruz. Burası ayrı bir cennet. Çay bahçelerine kivi bahçeleri komşu olmuş. Armutlar karayemişler süslemiş tarla kenarlarını. İlk kez yediğim Laz böreğinin tadı kaldı damağımda. Çağlayan deresi kenarındaki balıkçının balığı mıhlaması başka lezzet derken indi yağmur var gücüyle. Yemek faslı bitince yağmurda dindi.Berrak akan çağlayan deresi döndü çamura azgınlaşarak.

                 Vedalaşmak hüzünlüdür her zaman. Ayrılık vakti geldi. Dağılacağız dört bir ile. Antalya, Ankara, İzmir ve İstanbul’a. Sevdiğim yerlerde bir şeyler unutmak âdetimdir. Tekrar gidebilmek için Macahel de Gönlümü bıraktım…

MAKALE Yorumları