Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
ADİL GÜRKAN
DÜŞ-ünü-YORUM
mail_outline : adilgurkan@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

29.03.2019

Okunma Sayısı

2686

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Geleceğin Otelleri- Bir Ufuk Turu

Neden öyle olduğunu bilmiyorum. Ama otelcilik bir dönem tıpkı bir ordu gibi örgütlendi. O kurumun kuralları ile yönetildi.

Sistemin çarklarını harekete geçiren ateşleme emirlerle sağlandı.

Koşulsuz itaat. Emir. Üniforma. Fasılasız mesailer… Katmanlar. Bu katmanlar arasında tek taraflı iletişim. Koyu bir hiyerarşi…

Sivil bir kurum olan otellerde, işleyişin sağlanması için askeri tarz yapılanma şart mıydı bunu bilemiyoruz. Ama gerçek bu.. Böyle başladı ve bu günlere geldi.

Otelciliğin geleceği ile ilgili olarak bir ufuk turu yaparken, otelci dostlara samimi bir uyarı yapmış oluyoruz. Geleceğin otelciliğinde olacak ve olmayacak şeyleri tahmin ediyoruz.

Dostlarımız bu uyarıları dikkate alırlar ise, gelecekte sevgi ve saygı üzerinden işleyen otellere sahip olurlar. Aksi takdirde, insan kaynakları başta olmak üzere, pazarlama, yönetim gibi alanlarda zorlanmanın açıklamasını yapamadan küçülür ve biterler.

Emir demiri keser

Emretmenin ve bu emrin yerine getirildiğini izlemenin dayanılmaz bir hazzı vardır. Bu haz, emredenin egosunu okşar. Emreden kişi kendisini çok güçlü hisseder.

Emretme yetkisi, kişinin gurur gereksinimini üreten bir duygusal dinamodur. Ama emretmek için bir de emir almaya hazır insanların olması gerekir. 

Son yıllara kadar bu konuda bir sıkıntı yoktu.

Dünya emir almaya hazır kitleler ile dolu idi.

Bu sayede hem ordular savaşacak er bulmakta zorlanmadı, hem de devasa fabrikalar, işletmeler, oteller talimatlara itirazsız uyacak işçi yığınları buldu.

Ordulardaki katı disiplin bu itaati sağladı. İşletmelerde ise, en başta işini kaybetme korkusu kayıtsız şartsız bir teslimiyeti getirdi.

Y ve Z kuşakları ile birlikte işler değişti.

Emir ve itaat artık iş dünyasını ve sosyal hayatı terk etmeye başladı.

Birçok sektörde dikey hiyerarşi yerini yatay hiyerarşiye terk ediyor.

Dünyada hiyerarşiyi mutlaklaştıran iki kurum kaldı. Birisi Silahlı Kuvvetler. İkincisi de Oteller.  Her ikisinde de tabandan tepeye doğru daralan keskin bir piramit yapı var.

Her iki kurum da emir komuta işleyişine tabi..

Komutanın ya da Genel Müdürün ağzından çıkan her söz mutlak bir otorite ifadesi olarak algılanıyor. Karşı çıkmak mümkün değil. Emir, demiri kesiyor.

Tam da bu noktada dananın kuyruğu kopuyor. Yeni kuşaklar, 19. Yüzyıldan kalma emir komuta işleyişini benimseyemiyor.

Askerlikte bu günden yarına bir değişim olması zor.  Bu kurumun görev tanımında ölmek ve öldürmek olduğu için emre itaat en öncelikli koşul. Bu olmadığında ve emirler sorgulanmaya başladığında bütün bir yapının tehlikeye düşmesi riski var.

Ama gençler otelcilikteki emir komuta işleyişini zorluyorlar. Değişim istiyorlar.

Tepelerde olmanın yararlarına alışmış olan mevcut yapı, süreci kabullenmekte zorlanıyor. Elinde tuttuğu sosyal ve yönetimsel mevzileri kaybetmemek adına çabalıyor.

Emretmenin hazzına alışmış egolar, hiyerarşinin düzleşmesi ile birlikte törpüleniyor.

Otellerde dikey hiyerarşi nasıldı?

En tepede bir kişinin işletme adına tam yetkili olduğu piramit yapı

En tepedekinin kararları – kolay kolay-  sorgulanmaz.

Tabana doğru gittikçe genişleyen ama yetkisi daralan katmanlar.

Zirve ile taban arasında giderek zorlaşan bir iletişim.

İletişimsizliğin tetiklediği motivasyon düşüklüğü.

Bunların doğal sonucu olarak iş ile yabancılaşan çalışanlar.

Düşük işgücü verimi…

Düşük iş gücü verimi nedeniyle işletmelerin rekabet gücünde aşınma. Rekabet avantajlarını kaybeden sektörün yatırım cazibesini yitirmesi.

Bütün bu olumsuz gelişmeler otellerden sevgiyi, saygıyı, romantizmi, dayanışmayı silip süpürdü ve tesisler renksiz, tatsız birer komplekse dönüştü.

Hayat bu sürece daha fazla izin vermez.  Orta vadede çok farklı otel yapılanmaları göreceğiz. Oteller ve bağlantılı sektörler kendilerini baştan aşağıya yenilemek zorundalar.

Geleceğin Otellerinde neler olacak?

Emir ortadan kalkacak. Yerini ikna, işbirliği, çift taraflı iletişim alacak. Oteller askeri kışla manzarasından kurtulacak.

Tatil için gelenler karşılarında askeri bir yapılanma değil, takım oyununu gönülden benimsemiş ekipler bulacaklar. Büyük olasılıkla üniforma da kalkacak. Tek tip olmanın sembolü olan her şey miadını dolduracak.

Oteller birer kültür ve sanat yuvasına dönüşecek. Daha donanımlı, daha araştırmacı çalışanlar tesislerin entelektüel katsayısını yükseltecek.

Sanatçılara ve edebiyatçılara atölyeler tahsis edecek olan oteller öne geçecek.

Misafirler, sanatçıların, edebiyatçıların, heykeltraşların, fotoğrafçıların çalışmalarını canlı izleyecek. Kendi sosyal medya hesaplarından yayınlayacaklar. Otellerde sanat eserlerinin online müzayedeleri yapılacak.

Otel mutfaklarında, konuklara bireysel beslenme danışmanlığı yapan yemek ustaları istihdam edilecek.

Tek bir mutfaktan beslenen tek tip büfelerin yerine daha el işi göz nuru çalışmalar göreceğiz. Bireylere, benzer beslenme kültürlerine ait topluluklara hitap eden özel mutfaklar devreye girecek. Her beslenme türünün beklentileri karşılanacak.

Oteller, kentler, doğa ve insanların karşılıklı etkileşimi

Geleceğin turisti ve onlara bağlı olarak toplum, otellerin, çevresine, doğaya, kente ve insanlara daha yakın ve daha saygılı olmasını dayatacak.

Toplum, otellerin kapalı devre kar üretme misyonunun değişmesi için baskı yapacak.

Bulunduğu kentin denizini, güneşini, tarihini, doğasını, otel içi hizmet ile yoğurup bir ticari metaya dönüştüren işletmeleri farklı bir konuma zorlayacak.

Kentler, otellerin sadece kar odaklı çalışan yapısını dönüştürecek. Havasını, suyunu, manzarasını, enerjisini tüketen işletmeleri, bunların bedelini ödemeye davet edecek.

Kentler ve oteller birlikte yaratacakları sinerji ile toplumun yükselişine ve gelişimine ivme kazandıracak. Otellerde onlarca farklı kültürün harmanlanması ile ortaya çıkan ortak değerler kentlere estetik ve heyecan katacak.

Hizmet veren ve alan değil, birlikte eğlenen insanlar olacak

Z kuşağı emir almak, emir vermek gibi kavramların köküne kibrit suyu dökmeye geliyor.

Onlar hiyerarşiden, üretimdeki ve sosyal yaşamdaki katmanlaşmadan hoşlanmıyor. Yeni nesil tatilciler ile genç kuşak çalışanlar arasında çok sıcak sohbetler olduğunu şimdiden gözlemlemek mümkün.

Her iki tarafta da gençler tatil vesilesi ile tanışıyor ve aralarında statü farkını silip süpüren dostluklar oluşuyor. Barlarda, restoranlarda, resepsiyonlarda çok farklı yaklaşımlar var.

Bu yakınlaşma eğiliminin, çok uzak olmayan bir gelecekte, daha farklı konumlanmalara dönüşmesine tanık olacağız.

Otellerde hizmet eden ve hizmet alanlar, birlikte eğlenenlere,  birbirlerine sevgi ve samimiyet sunan taraflara dönüşecek. Müşteri ve çalışan kavramları adeta iç içe geçecek.

Otel konaklamaları bir nevi ev ziyaretleri gibi olacak. Misafirler otele değil, komşuya, eşe dosta, akrabaya gider gibi tatile gidecekler.

Binlerce yıldan süzülerek gelmiş geleneksel Anadolu Konukseverliği ve değerleri Dünya Turizm arenasında tekrar en önemli silahımız olacak.

Z kuşağının ve hemen ardından gelen kuşakların, son birkaç on yılda yaşanan sevgisizliği aşması beklenmelidir. Onlar, sevgiye çağdaş anlamlar yükleyerek bambaşka bir romantizmi yükseltecekler.

Tatlı sert bir naiflik hayatlarının her anına damga vuracak. Dahası, Z kuşağı ve hemen ardından gelen kuşaklar, eğlence ve tatile yeniden insani bir muhteva kazandıracaklar.

Gelecekte, turizm destinasyonları arasındaki rekabet bu naiflikten payını alacak.

Ülkeler arasında vahşi rekabetten ziyade dayanışma ve geliri birlikte büyütme anlayışı geçerli olacak.

Otellerde tanışan, kaynaşan, samimi ilişkiler geliştiren farklı ülkelerden konuklar, tatil yaptıkları ülkelerin elçilerine dönüşecekler. Barış temsilcisi misyonu üstlenecekler.

Oteller, gelecekte, hizmet ve ürünlerini sanat, edebiyat, insancıllık, barış, sevgi ve aşk sosu ile üretip sunacaklar.

Özetle;

Gelecekte Oteller biraz ev, biraz iş yeri, biraz sanat ve edebiyat atölyesi, biraz terapi merkezi, biraz güzelleşme mekanı olacak. 

Gerçek anlamda bir yaşam merkezine dönüşecekler.

MAKALE Yorumları