Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DOÇ. DR. FAİK ARDAHAN
YARINA YOLCULUK
mail_outline : faikardahan@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

10.01.2013

Okunma Sayısı

32170

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Gastronomi ve Turizm

 

 

 

Tereciye tere satmak değil amacım ama en azından bilmeyenlere hem Gastronominin ne olduğunu, bunun turizmle ilişkisini kısaca ortaya koymak için bu yazıyı yazıyorum.

 

Genel olarak bakıldığında yemek yemek fizyolojik bir ihtiyaç olmakla birlikte, gelişen yiyecek içecek endüstrisi sayesinde bu ihtiyacın dışarıda karşılanması boş zamanları değerlendirmeye yönelik bir faaliyet olmuştur. İnsanlar artık sadece açlık ihtiyaçlarını karşılamak için değil, aynı zamanda yiyecekten, atmosferden, manzaradan ve diğer koşullardan zevk almak ve tatmin duygusu yaşamak için evlerinin dışında yemek yemektedirler. Ayrıca yemek yemek sadece boş zaman faaliyeti değil aynı zamanda turizm davranışı içinde yer alan bir özelliktir. Turistler gittikleri bölgelerde genel olarak o yöreye ait yemekleri tercih etmektedirler([1]). Gastronomi, kültür ve yemek arasındaki ilişkiyi inceleyen bir disiplindir. Yenilebilir tüm maddelerin, hijyenik olan ama sağlığa uygun olması gerekmeyen şekilde azami damak ve göz zevkini amaçlayarak sofraya, yenmeye hazır hale getirilmesine kadar olan süreç gastronominin çalışma konusudur. Bunun yanında; Gastronomi, hijyenik, iyi düzenlenmiş, hoş ve lezzetli mutfak; yemek düzeni ve sistemi anlamına da gelir([2]). Diğer bir deyişle; lezzetin yanında sunumun, mekanın ve ambiyansın bütünlük içinde sunulduğu bir ürün tasarımıdır.

 

Turizmi herkes bilir. Tanımları değişik olsa da genel olarak üstünde uzlaşılan tanım; “turizm; insanların sürekli ikamet ettikleri, çalıştıkları ve her zamanki olağan gereksinimlerini karşıladıkları yerler dışında yerleşmemek ve ekonomik anlamda gelir elde etmemek koşuluyla dinlenme, eğlenme, merak, spor, sağlık, kültür, deneyim kazanma, akraba ziyareti, kongre ve seminerlere katılma, dini gereklerini yerine getirme vb. nedenlerle kişisel ya da toplu olarak yaptıkları seyahatlerden ve gittikleri yerlerde an az bir gece konaklayarak turizm işletmelerinin ürettiği mal ve hizmetleri talep etmelerinden ortaya çıkan iş ve ilişkiler bütünüdür ([3])”

 

 

 

        Bu açıdan bakıldığında bireyin bir mekandan bir başka mekana hareketi aslında turizm hareketini doğurmakta ve bu süreç turizm endüstrisininde ortaya çıkmasının sebebidir. Turizmin tanımı ve belirleyici özellikleri dikkate alındığında; turizm endüstrisi; turistlerin bulundukları yerden ayrılarak tekrar aynı yere dönünceye kadar geçen süre içindeki seyahatleri sırasında gereksinim duydukları, turizm büro ve seyahat acentaları, tur operatörleri, ulaştırma tesis ve vasıtaları, reklam ve propaganda sanayii de dahil olmak üzere, turistik vasıflara sahip konaklama işletmeleri, yeme-içme mekanları, plajlar, kamplar, eğlence yerleri, spor ve avcılık tesisleri, kaplıca ve tedavi tesisleri, tüm bu tesislere mal ve hizmet tedarikinde bulunan işletmeler ve bu sayılanlara denk tesislerin tümünü ve insan kaynağını da ifade eden yapıdır.

 

Dolayısıyla yeme-içme turizm hareketinin en temek süreçlerinden birisidir. Çok yakın bir zamana kadar yeme-içme turizm hareketinin bir parçası olarak görülüyordu. Ancak değişen talepler turizm hareketinin nesnesi ve bir parçası olan bu süreci turizm hareketinin öznesi durumuna geçirdi. Yani alternatif bir turizm hareketi olarak ve turistik bir ürün olarak sunulmakta.

 

Özellikle 1980’lerin ikinci yarısında başlatılan ve başarıyla tamamlanan Türk turizmindeki Birinci Atılım Döneminde özellikle devletin teşvikiyle güney projesini yaptı. Akdeniz ve Ege bölgesinde bu süreçte sahil tamamen deniz-güneş-kum turizmine açıldı. Türkiye 2. Atılım Dönemini başlatıp, gözde olan güneş-deniz-kum turizminin ötesine geçip turizmin amacını ve ürünlerini çeşitlendirici alternatif  turizm alanları açmalıdır. Turistleri yalnızca güney ve ege sahillerini gezdirmekle kalmayıp Karadeniz, Doğu ve Güney Doğu Anadolu’ya çekecek alternatifler kısa süre içinde üretilmeli ve turistik ürün olarak turizm pazarına sunulmalıdır. Türkiye’nin coğrafyası ve sahip olduğu tarih-kültür alt yapısıyla üretilebilecek alternatifler; Deniz Turizmi, Yat  Turizmi, İnsentive ve Kongre Turizmi, İnanç Turizmi, Termal Turizm, Sağlık Turizmi, Kültür ve Tarih Turizmi, İpek Yolu Turizmi, Doğa Turizmi, Yayla Turizmi, Doğa ve Kış Turizmi, Ornitoloji Turizmi, Çiftlik Turizmi, Botanik Turizmi, Kamp-Karavan Turizmi, Golf Turizmi, Av Turizmi, Sualtı Dalış Turizmi, Akarsu Turizmi, Atlı Doğa Yürüyüşü Turizmi, Mağara Turizmi ve Gastronomi Turizmi başlıklarında toplanabilir.

 

Nitekim bunun ilk uygulamaları Slow-Food ve Slow-City uygulamalarıyla tüm dünyada karşılığını buldu. Özellikle globalleşme ile ürünlerin, işletmelerin, markaların, ürün sunum biçimlerininde aynılaştığı tüm destinasyonlarda emtialaşma çok fazlalaştı. Bunun önüne geçebilmek için küreselleşmenin etkilerinden arındırılmış, kendi kültürel, coğrafik, folklorik öz değerlerinin ön plana çıkarıldığı destinasyonlar yaratma fikri “Slow-City” kavramının doğmasına sebep olmuş ve birçok destinasyon bu konuda belgelendirilmiştir. Türkiye’de bunu ilk yapan yer Seferihisar’dır. Benzer şekilde “Slow-Food” ise küresel lezzetlerden arınmış yöresel lezzetlerin ön planda olduğu gastronomik ürün tasarımıdır.  Bunun ülkemizdeki en güzel uygulamalarını Şirince’de, Safranbolu’da ve Seferihisar’da görmekteyiz.

 

Bireylerin ister günübirlik yaşamlarında isterse tatillerinde lezzet arayışı ile yaptıkları hareketlilik Gastronomi Turizminin karşılığıdır. Bu ister günübirlik isterse daha fazla günü içeren seyahatlerden oluşsun. Antalya’da yaşayan birinin hafta sonu kaşarlı fırında alabalık yemek için Ulupınar’a gitmesi bir yerel gastronomi hareketi ve gastronomi turizmidir. Bu eylem Şirince’ye, Çeşme’ye şarap tadımı için ve Şiirince’nin, Çeşme’nin, Urfa’nın, Diyarbakır’ın yöresel yemeklerini yemeye dönük yapıldığında en az iki veya daha fazla günlük bir seyahate karşılık gelen bir gastronomi turizm hareketi olacaktır.

 

Bu durumda iki farklı bir yapı ortaya çıkmaktadır. Birincisi, sahillerde gerçekleşen mevcut turizm tasarımına yöresel ürünlerin içinde olduğu bir yeme-içme anlayışının getirilmesi, ikincisi özellikle yöresel yiyecek-içecek farklılıklarının ve o ürünlerin üretildiği yörelerin turizm destinasyonuna ve turizm ürününe dönüştürülmesinin sağlanması. Bu bakış açısı sahile sıkışmış turizm anlayışını daha farklı mekanlara çekebilecek aynı zamanda turizm sektörüne yeni bir pazarlama stratejisi ve yeni bir pazar segmenti yaratmaktadır.

 

 

Gastronominin turizmin bir parçası veya turizmin kendisi olabilmesi bu konuda çalışan profesyonellerin, yörenin veya bölgenin markalaşmasını arzu eden ve bu konuda çaba harcayan yerel yöneticilerin ve bunları destekleyen merkezi otoritenin inancına ve çabasına bağlıdır.  Bugün Türkiye bu potansiyele sahip yegâne ülkelerden biridir. Günübirlik yolculuk ederek Türkiye’yi dolaşan birisi her gittiği yerde bir gün önceki kaldığı yerden farklı kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği çeşitlerine de yolculuk edecektir. Karadeniz yaylalarındaki tereyağının tadıyla, Van kahvaltısında otlu peyniri eritmek için kullanılan tereyağının tadı kesinlikle iklimler kadar farklıdır. Bu sebeple Gastronomi hem turizm hareketinin bir parçası hem de turizmin kendisi olacaktır.

 

Hafta sonu Çakırlarda kahvaltı yapmak için oraya gitmek bile bir gastronomi hareketidir.

 


[1] - Yüncü, Hilmi Rafet, Sürdürülebilir Turizm Açısından Gastronomi Turizmi ve Perşembe Yaylası, 10. Aybastı Kurultayı, Yerel Değerler ve Yayla Turizmi, Detay Yayıncılık, 2010, Ankara.

[2] - http://tr.wikipedia.org/wiki/Gastronomi

[3] - Kozak Nazmi, Akoğlan Meryem, Kozak Metin, Genel Turizm: İlkeler, Kavramlar, Gözden Geçirilmiş Üçüncü Baskı, Turhan Kitapevi, Ankara, 1997, S. 3.

MAKALE Yorumları