Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DOÇ. DR. FAİK ARDAHAN
YARINA YOLCULUK
mail_outline : faikardahan@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

08.01.2014

Okunma Sayısı

23006

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Emek Hırsızlığı

Bu yazıyı 2013 yılı Aralık ayının son günlerinde Hürriyet Akdeniz de okuduğum bir haber üzerine yazmaya karar verdim.

Haberde Dolunay Dostları adı altındaki bir gurubun Dolunayda Şiir ve Müzik Gecesi’ni 220. kezdir kutladığı yazılı idi. Bunun üstüne diyeceklerim çoktur. Önce hırsızlık ve ahlaklı olmak konusunda diyeceklerimi söyledikten sonra bu konuyu irdelemek istiyorum.

Hırsızlık kelime anlamıyla bireyin mülkiyeti başkasına ait bir taşınır malı, izinsizce alıkoyma, kullanma, nesneden menfaat temin etme işidir. Ekonomik değeri olan her türlü enerji de, taşınır mal sayılır ve hırsızlığa konu olabilir. Günlük konuşma dilinde dolandırıcılık ile aynı anlamda kullanılsa da, dolandırıcılık ve hırsızlık ceza kanunlarında ayrı ayrı düzenlenmiş suçlardır. Aralarındaki en önemli fark, hırsızlıkta mal malikinin elinden rızası olmaksızın çıkarken, dolandırıcılıkta malın malikinin elinden rızasıyla çıkmış olmasıdır . Diğer bir deyişle hırsızlık, kişinin kendisine ait olmayan bir değerden, ona sahip olanın haberi olmaksızın, izni olmaksızın kendine fayda sağlaması işlemidir. Bu fayda para olabileceği gibi, makam, marka, patent, ün, şöhret de olabilir.

Hırsızlık tüm toplumlarda yasalar önünde ve toplumun her kesiminde doğru sayılmayan ve cezalandırılan bir durumdur. Çocuklara verilen aile terbiyesinde yalan söylemek, hırsızlık başta olmak üzere birçok yanlışın karşılığı daha çocukluk aşamasında öğretilir.   Fakat yeterince aile terbiyesi almayanlar, fırsatını bulduklarında yanlış yapmaktan çekinmezler. Başkasına ait fikrin, başkasına ait bir emeğin üzerinden kişinin çıkar sağlaması işidir “emek hırsızlığı”. Bu lisans, bir patent, bir şiir, bir yazı, bir fikir, bir şarkı, bir şarkı sözü, bir deyim, bir kitap vb gibi hepsi olabilir. Başkasına ait ise ve onu başkası sahibinin izni, onayı, bilgisi olmadan kullanıyorsa emek hırsızıdır. Çoğu kişi emek hırsızlığını toplumda kendine yer edinmek ya da mevcut konumunu daha da güçlendirmek için yaparlar.

Adi hırsızlıkta hırsızlık yapan suçludur. Bunun yanında hırsızlık malı olan ürünleri almak da suçtur. Dolayısıyla gelişmiş toplumlarda faturası olmayan ürünleri almak da hırsızlığa iştirak etmektir. Emek hırsızlığında da durum aynıdır.

Ahlak çok farklı bakış açılarıyla tanımlana bilen bir kavramdır. Aziz Çalışlar’ın tanımı bir çok kitapta referans olarak verilir. Ona göre ahlak; “bir toplumsal bilinç, davranış ve ideolojik ilişki biçimi; bir toplumsal oluşuma, sınıfa, kesime özgü, tarihsel ve somut olarak belirlenmiş, bunların belirli bir topluluğa, sınıfa ve devlete ya da tümüyle topluma olan tutumunu kurallandıran törel görüşler, değerler, normlar, ilkeler, ilişki ve davranış biçimlerinin bütünüdür”. Bu tanıma bakıldığında ahlak; toplumda bireylerin kendi aralarında, bireylerin kurumlar ile olan ilişkilerini düzenleyen somut ve soyut öğeler toplamıdır. Diğer bir deyişle ahlak; toplumu ayakta tutan kas ve iskelet sistemi gibidir. Nasıl ki insanı ayakta tutan üç şey var ise, kas ve iskelet sistemi, inançları ve onuru ise toplumu da ayakta tutan bu değerlerdir ve ahlak bunların toplamıdır.

Neyin ahlaklı neyin ahlaksız sayıldığı toplumdan topluma, zamandan zamana değişir. Antalya’da ahlaksızlık olarak tanımlanan bir davranış, Amsterdam’da oldukça normal karşılanabilir. Doğu illerinde “töre” içinde yanlış olarak kabul gören aşk ilişkisi, batı illerinde doğal karşılanabilir. 1800’lü yıllarda ahlaksızlık olan bir yaşam biçimi şimdilerde herkesin istediği bir duruma dönüşmüş olabilir. Ahlaklılık ve ahlaksızlık olan davranışları toplumun kendisi onaylar. Söz gelimi kendini vatansever olarak tanımlayanlar, milliyetçi olarak tanımlayanlar, dindar olarak tanımlayanlar, rahatlıkla vergi kaçırabilmekte, kamu malını zimmetlerine geçirebilmekte ve bunları normal olarak görebilmektedir. Hatta bunu yapanlar toplumda yer edinebilmekteler. Taraftar bulabilmekteler ve çevrelerince beğenilip takdir edilmekteler. Gelişmiş ahlak anlayışının hüküm sürdüğü yapılarda buna benzer fiilleri işleyenler suçlu olarak kabul görürken o kişiye kollayan, yanında olanlar da bahsedilen fiile ortaklık etmektedirler.

Yüz kızartıcı suçlarda toplum kendini arındırma telaşı içindeyken, yalancılık, hırsızlığın her türü özellikle emek hırsızlığı toplumdan olması gereken tutum ve tepkiyi görmez. Toplum bir kıza tecavüz edeni linç ederken neden başkasının hakkına tecavüz edeni yargılamaz. Alevi vatandaşlarımızın yaşamlarında yaygın olan ve yanlış yapanı toplumsal olarak cezalandırmaya dayalı bir kişiyi “düşkün ilan etme” dünya da örnek gösterilecek bir toplumsal arınmadır. Onları kutluyorum.

Şimdi gelelim meselenin esas yüzüne. Bugünkü adıyla Dolunayda Şiir ve Müzik Gecesi, ilk adıyla Dolunayda Şiir gecesi benim Kayseri’de 1989 yılında başlattığım ve Antalya’ya 1993 yılında taşındıktan sonra başlangıçta yakın dostlarım ve öğrencilerimle beraber sürdürdüğüm daha sonra da halka açtığım bir şiir etkinliğidir. Bugün Edebiyat öğretmeni Vedat Sümbül ve Ziraat Bankası Emeklisi Orhan Çelik’le beraber sürdürdüğümüz ve üçümüzün adıyla anılan bir etkinlik olmuştur. Fakat aynı isimde Antalya’da bir başka etkinlik yapılmaktadır. Hatta biz Dolunayda Şiir ve Müzik gecemizin 215. buluşmasını 18 Ocak 2014 de yapacakken emek hırsızı Musa Fırat isimli zat,  aralıkta yayınlanan bir gazeteye yılın son şiir etkinliği ve 220. buluşma olarak boy boy haberler vermektedir.

1994, 1995 ve 1996 lı yıllarda öğrencim olan ve bugünlerde rehberlik yapan Ali Öztürk ve arkadaşlarının kurdukları Çarşamba Treni Çocukları isimli grup gecede müzikleri yapar katılımcılar da şiirlerini okurlardı. Hatta Toroslar Doğa Sporları Kulübü, TODOSK’un başkanı iken 1996 yılı Temmuz ayında ben kulüp üyeleri, şiir severler ve Antalya Sanatçılar Derneği (ANSAN)n’den Cahit Çakçıl ve Neşe Karel’inde katılımıyla Çıralı Yanartaş’ta bir etkinlik düzenledik ve Antaşlya Büyükşehir Belediyesinin ulaşıma destek verdiği geceye yaklaşık 100 kişinin katılımıyla gerçekleştirmiştik. Hatta TODOSK’tan bir çok arkadaşım, Arkadaş Kemal mahlaslı Kemal Aktaş, Mehmet Namtı enstrümanlarıyla gecelerime dahil olmuşlar ve destek vermişlerdir. Bunların sayısını çoğaltmak mümkün.

Emek hırsızı o malum zat buralarda yokken nasıl 220. etkinliği düzenlemiş. Bu etkinlikleri nerede kimlerle yapmıştır. Kimler katılmışlar bunların bilinmesi açıklığa kavuşması gereklidir. Musa Fırat isimli emek hırsızı zat dolunay gecelerine 1998 yılında dahil olmuştur. 

Şiir geceleri bir sanat etkinliği olarak şekillenirken 1998 yılının nisan veya mayıs ayında bir gün Antalya Sanatçılar Derneği’ne gittim ve o dönemde yönetiminde olan Mehmet Tosun’a etkinliği anlattım ve etkinliğin daha kalıcı olması ANSAN’la beraber yapmanın doğru olacağından söz ettim. Mehmet Tosun dostum durumu anlatıp yönetime bir dilekçe yazmam gerektiğini söyledi ve bende ümit ediyorum ki hala arşivlerde vardır bir a4 büyüklüğündeki kâğıda derdimi anlatıp bir dilekçe verdim. Yönetim başvurumu olumlu karşıladı ve gecelerin organizasyonunu ANSAN şapkası altında yapmaya başladım. Emek hırsızı Musa Fırat bu aşamada haziran veya temmuz ayında gecelere dahil olmuş birisidir. 2001 yılının başına kadar beraber sürdürdük etkinlikleri. Gecenin sunumunu biraz o biraz ben yapıyordum. Daha sonra emek hırsızı Musa Fırat’nın liderlik konusundaki egosu ve bu konuda yaşanan çatışmalar sebebiyle ben yaklaşık bir yıldan fazla guruptan uzak oldum. Daha sonra 2002 yılının ortalarında Cahit Çakçıl’ın ısrarlarıyla guruba tekrar dahil oldum. Ben guruba dahil olduğumda emek hırsızı Musa Fırat guruptan ayrıldı ve “Dolunay Dostları” adıyla kendi gurubunu kurdu. O dönemlerde Cahit Çakçıl, Tacim Alpaslan dahil olmak üzere ANSAN’ın ileri gelenleri gurupları birleştirmek için çok çaba harcadılar. Ama emek hırsızı Musa Fırat’ın egosu sebebiyle olmadı. 2002 yılından bu yana da etkinliği ANSAN şemsiyesi dışında yapmaya devam ettik ve halen de yukarıda bahsettiğim üç kişinin organizasyonu ile devam etmektedir.

Bugün Cahit Çakçıl, Neşe Karel, Mehmet Tosun ve Tacim Alpaslan hayattalar. Onlar onurlu insanlar. Her koşulda ve her yerde doğruyu söyleyeceklerine eminim hiç tereddütüm yok. Onlara bu konuya bir kere ve kalıcı açıklık getirmelidirler.

Bugün facebook gibi sosyal medyada baktığınızda emek hırsızı Musa Fırat’ın sayfasında boy boy “Dolunayda Şiir ve Müzik Gecesi” diye fotoğrafları vardır.

Burada Musa Fırat’a “emek hırsızı” dememe sebep olan iki durum vardır. Birincisi; emek hırsızı Musa Fırat Dolunayda Şiir ve Müzik gecelerini kendinin başlattığını birçok yerde söylemektedir, gecenin mimarı 215. etkinliği Ocak 2014’de yaparken emek hırsızının 220. etkinliği Aralık 2013’de yapıyor olmasıdır. İkincisi; “Dolunayda Şiir ve Müzik Gecesi” benim hali hazırda devam ettirdiğim etkinliğin ismi iken o ismi onun da kullanıyor olmasıdır.

Emek hırsızı Musa Fırat bir şiir gecesi yapamaz mı? Elbette ki yapar yapmalıdır da. Eğer biraz onurluysa, biraz kimlikli ve kişilikliyse başkasının emeğinin hakkını verir ve yaptığı şiir gecesinin adını onun gecesinin adıyla anmaz. Kendisi bir isim koyar.

Emek hırsızlığı, biraz aile terbiyesi almış, birazcık da onurları olan kişilerin yapmayacağı bir davranış türüdür. Ahlaklı ve namuslu kişilerin en büyüğünden en küçüğüne yalan ve hırsızlığa pirim vermeyecekleri bir toplum, kendiliğinden barışı yaşatacak toplumdur.

MAKALE Yorumları