Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
iBRAHİM UYSAL
ANKARA'DAN
mail_outline : ibrahimuysal.ant@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

01.02.2020

Okunma Sayısı

1402

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Eğlenir iken eğlenmek?

Üniversiteyi kazanmış, Ankara'ya gelmişiz. Başımızı sokacak evimiz, cebimizde paramız var, keyfimize diyecek bir şey yok. Arayıl, bayram tatilleri oluyor ve memlekete gidiyoruz. Eee Ankara'dan Antalya'ya gelmiş Üniversite öğrencisiyiz.

--Köyde, kasabada, şehirde itibarımız yerinde. Sırtımızda Parkamız ve dudaklarımızın üstünden sarkan bıyıklarımız yeterince mesaj veriyor zaten.

--Kafee'ler, Coffee'ler henüz icat edilmemiş, mahallede kahveler dolup taşıyor. Aslında eskiden kahvede oturmanında bir adabı olurdu. Öyle istediğin yere, istediğin gibi girilmez, ayaklar bir yerde , kafa ayrı bir yerde oturulmazdı. Güzelce masanın ucuna, kıyısına oturulur, sorulunca, sıran gelince sana laf düşür ise iki kelam eder idin.

--Cebinde ucu dışarı çıkan gazete, dudaklarında ise dilinde olmasa da, gönlünden geçen iki şarkı, türkünün dizesi.

--Ahalinin ne öyle ödeyemediği SOCAR(sokar) doğal gaz faturaları var ne de vergi kaçakçılığına soyunan kamu kurumlarının etkili ve yetkilieri arsızca ortalıkda dolaşırlardı. Herkesin derdi Vatan, millet idi.

--Acı da ortak, sevinç de. Siz bakmayın Demirel'le, Ecevit'in öyle atışmalarına; temel konularda "ne yapalım" diye konuşan adamları durumu idare ediyorlardı.

--Gidecek başka ülkeleri yok ki. Ne yapsın rahmetliler.

--Erbakan hocam bir başka millici, Başbuğ Türkeş bir başka milliyetçi idi o günler.

--Ne siyasiler ne de siyaset esir edilmiş, alınmış idi.

--Hele hele Vakıflar. Bahçesinden çıkarken bile ayakkabılar duvara, taşa vurulurdu ki, vakfın tozu bile zayi olmasın, haram olmasın. Yukarıda Allah var, incinmesin diye.

--Sağcısı da, adam gibi sağcı, solcusu da adam gibi solcu. Demirel, siyasete girmeden önce Morrisson şirketinde çalıştığından, Amerikancı diye "Morrisson Süleyman" denilmesini çok kızıyor, ama sesini çıkartmıyordu.

--Genel iktidarın aklına estiğini, yerel iktidarın seçmene selam için her ay imar plan değişikliği yapması, ne mümkündü.

--Karnı aç olsa da, gözü tok gazeteciler vardı. Öyle vatan, millet ve halkın çıkarına olmayan bir iş yapacaklar siyasiler ha. Dünya başlarına yıkılır, zindan edilirdi.

--Ne o öyle, eken eksin, diken diksin diye çiftçiye posta koymak mı, ne gezer. Amman, ek kardeşim ya, aç-açıkta kalmayalım. Namerde muhtaç olmayalım derlerdi siyasiler.

--Cenaze namazları dışında siyasileri cami avlularında görmek pek mümkün değil idi. İbadet de, kabahatte gizli idi.

--Bir ar, namus denen şey vardır. İnsanlar utanmayı bilir idiler.

--Sonra, bir gün nitekim paşa diye bir amca çıktı, ortalığı toz duman etti.

--Resim mi yapılacak, en güzeller resimler onun diye tuallere oturtulurdu. Ne yapılacak ise, en iyisini o yapmalı, en iyisi onun olmalıydı. Çat çat, Şak şak paşa bile deniliyordu o günler

--Sanki aradan yüz yıllar geçmişti.

--Kahveler Coffee, lokantalar restoran, olmuş çıkmıştı artık.

--Siyasiler elbette ki o dönemde de yurt dışında bir yerlere selam verirler, mesaj yollarlardı ama, en azından ahaliden de çekinirlerdi.

--Padişahlara bile "mağrur olma Padişahım, senden büyük Allah var" denilirdi.

--Mutluluk indekslileri mi. Ne indeksi kardeşim ahali bir şekilde mutluydu. En azından aç ve açıkta değil, herksin arabası benzer konforlardaydı.

--Millli piyango çekilirken bile hiç kimse nasıl sahtekarlık yapılıyor diye kuşku duymazlardı.

--Devletin malı deniz deniz, yemeyen domuz değil idi.

--Öğrenciler, öğretmenlere "eti senin kemiği benim" diye teslim edilirdi. Konuşmalar, yazmalar anlaşılır, itibardan tasarruf edilmezdi ama, itibarsızlara da hadleri bildirtilirdi.

--Hadsizlere, hadleri, itibarsızlara da yerleri bildirildiği gibi.

--Şimdi mi?

--Lafın tamamı aptala söylenir.

--Etrafına bir baksana kardeşim, kör müsün?

MAKALE Yorumları