Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
MUHARREM YELLİCE
TÜRKOLOG
mail_outline : myellice07@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

27.03.2019

Okunma Sayısı

2804

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Eflatun’nun Ütobik Dünyası

M Ö. 427-347  de yılları arasında bu dünyada vardı.

Seksen yaş yaşadı.

Fena bir zaman değil.

Aristokrat bir ailenin çocuğu, Atina’da doğdu.

O’nu yetiştiren ilk hocası Egeli Heraklid’in öğrencilerinden Kratylos tır.

Bu hocadan millet okulunun tabiata bakışını öğrendi.

Parmenides Anaksogaras düşünceleriyle beslendi.

Eflâtun yirmi yaşlarında Sokrat’ın öğrencisi oldu.

Sokrat, Eflatun’un için dönüm noktasıdır.

Sokrat’ın yazılı eseri yoktur.

Felsefe alemine Sokratı tanıtan Eflâtundur.

Eflatun, kendisini Sokrat’ın mantıksal devamı sayar.

399 yılında Sokrat, “ Tanrılara karşı geldi “diye,

Kırk hakimler tarafından baldıran zehri içirilerek öldürüldü.

Bu tarih Eflatun için dönüm noktasıdır. Gamını(üzüntü) dağıtmak için geziye çıktı.

Mısıra gitti. Toplumu ve inançlarını inceledi.  Mısır durağan bir köylü toplumuydu.

Ölü ve donmuş gelenekler vardı. Bu değişmeyen gelenekleri;

Gökyüzü evrenine yıldızlara benzetti.

Her zaman kendi yerinde duran demir kazık gibi.

Güney İtalya ve Yunan kolonilerini gezdi.

Bu bölgelerde hareket vardı.Herşey değişim içindeydi.

Buralarda zamanın aktığının farkındaydı insanlar.

Buralarda zenginlik vardı. Hareket vardı.

“Herşey hareket halindedir” dememişmiydi Heraklid.

Buralarda bilim ve düşünce hayat üzerine kafa yordu.

Cebir, doğa ve tıp bilimleriyle uğraştı.

Pisagor okulunun temsilcileriyle temas kurdu.

O zaman o bölgelerde, ruhun göçüne inanan düşünürler vardı.

Yani ruh öldükten sonra başka bir canlıda var oluyordu.

Bu anlayışa ve dini algıya orphik deniliyordu.

Sicilya’da Kralın kardeşiyle dost olunca siyasete merak sardı.

Zamanında Atina ile Isparta arasında 30 yıl süren peleponnes savaşları vardı.

Gençlik yılları, savaş yıllarıydı.

Atina o zaman demokratik halk meclisi tarafından yönetiliyordu.

Savaşa sebep olan demokrasiyi hiç sevmedi.

Usta demegoglar insanları kandırabilirdi.

Atina-Ispartaya yenilmişti. Demokrasi yıkılmış yerine,

Aristokrat bir yönetim gelmiştir.

Yöneticiler içinde akrabaları da olduğundan  ,

Krallığı ve aristokrasiyi desteklemiş,Demokrasiye karşı olmuştur.

Aristokrat bu yapı hocası Sokrat’ı idam etmiştir.

Anlamıştır ki düzen aynı düzen.

Devlet idaresi anlayışında bir değişiklik olmuş,

Bu değişiklik ideal devlet anlayışının bir ütopya olduğuna kendisi de inanmıştır.

Yönetimde bilgi ve erdeme önem vermiş, “Ya Krallar Filozof, Yada Filozoflar Kral olmalıdır” . Demiştir.

Eflatun siyasetten uzak durmaya çalışmıştır.

Yargıyı ve tutukluyu aynı şekilde koruyan yasaların olması gerektiğini ,

İnsanların Krallar dahil yasa önünde eşit olması gerektiğini söylemiştir.

Siyasetten uzak durup, Dünyada ilk olan Üniversiteyi kurmuştur.

AKADEMİ.

Kapısına ”Matematik bilmeyen , Akademiye giremez” yazdırmıştır.

80 yaşına kadar Akademinin başında bulundu.

Durmadan yazdı. Tüm yazıları vardır.

Görüşlerini hocası Sokrat ‘a söyletmiştir.

Devlet kitabı önemlidir. Diyologlar halinde yazılmıştır.

Adalet, erdem, bilgi vs konuları ele alınmıştır.

İdealer varsayımı ruhun ölmezliği, devlet idea’si  önemli bir yer tutar bu eserde.

Eflatun deyince, mağara benzetmesi (istiaresi) ve idea diyarı akla gelir.

Eflatun söyle düşünür.

“Yerin altında mağara gibi bir yerde çocukluğundan beri zincire vurulmuş insanlar vardır.

Kafalarını bile kımıldatamayacak kadar zincire vurulmuşlardır.

Sadece önlerini görebilmektedirler. Arkalarına yüksek ışıkta bir ateş yanmaktadır.

Zincirlenmiş insanlarla, ateş arasında alçak bir duvar düz bir yol vardır.

Duvarın arkasından ateşin önündeki yoldan  her türden canlı ve insan geçmektedir.

Sesler çıkarmaktadırlar.

Zincire bağlı insanlar, yoldan geçen canlıların, karşı duvara yansıyan gölgelerini görmektedirler.

İnsanlar gölgeleri ve duydukları sesleri gerçek sanmaktadırlar.

Çünkü çocukluklarından beri gördükleri tek gerçek budur.

Bu insanların gerçeğide gördüğü gölgelerdir.

Gölgenin asıl nesnesini göremediklerinden gerçek onlar için gölgedir.

Zincire vurulmuş mağaradaki adamlardan birini zincirlerinden kurtarıp,

Mağara dışına çıkarırsak  karşılaştığı gerçek, ona acı gelecektir.

Gölgelerini  gördüğü hakiki nesneler gözlerini  kamaştıracaktır.

Yanılsama içinde yaşadığının farkına varacaktır. Fakat buna yine inanmayacaktır.

Daha önce gördüğü gölgelerin gerçek olduğunda ısrar edecektir.

Zira bütün hayatı boyunca, Bu kalıplaşmış gölge ve sesleri duymuştur.

Bu kalıp yargılar kişinin doğrusu haline gelmiştir.

Eflatun, eğitimsiz kişiyi bu kişiye benzetir. Bilgiye önem verir.

Kralların filozof olmasını ister.

Mağaradan çıkan bu kişiyi dış dünyayı anlamaya zorlarsak eğer ,

O kişi,Tüm dış dünyayı birden algılayamayacaktır.

Gördüklerinden gözleri kamaşıp canı yanacaktır. Sonra bunlara alışacak,

Yıldızlara, aya güneşe bakacaktır. Anlayacaktır ki herşeyin kaynağı GÜNEŞ.

Güneşi algıladığı zaman mağarada geçen zamanına acıyacaktır.

Gerçeğe yaklaşmıştır artık. Kendini mutlu saymalıdır.

Kişi eğitimle asıl var olana ulaşabilir veya “Asıl var olanı” bilebilir.

Mağara benzetmesine göre, Yaşadığımız dünyadaki insanlar,

Zincirlere bağlanmış mağaradaki insanlar gibidir.Gerçeği bilemezler.

Eflatun’a göre ;

Kavranılan varlıklar vardır. Nesneler.

Düşünülen varlıklar vardır. “İdea”

Kavranılan varlıklrın aslı, düşünülen alemdedir. İdealer aleminde .

İdealer aleminde “İyi” nin kendisi vardır.

 “İyi” ideası O’daTanrıdır.

Bilginin ve bilmenin en son “İdeası”

Bilginin sınırındaki son uç noktadır.

Kavranan dünyadaki, Kavrama doğruluğu

İdealer alemindeki  “Son” “İyi” ideasıyla sağlanmaktadır.

O’ alem Kamil-i mutlaktır.O’ndan daha iyi yoktur.

Kişinin mağaradan çıkışını,

Ruhun kavranan dünyaya (idea) yükselişini de gösterir.

Yani söyle düşünülebilir.Mağarada zincire vurulmuş insan,

Yaşadığımız dünyayı temsil eder.

Zincirden kurtulup, mağara dışına çıkan kişi (idea) dünyasına ulaşan kişidir.

Yani gerçek hayata kavuşan kişi.

Dini algılardaki  Ebedi dünya- öbür dünya gibi.

Eflatun, Atina’da ayakaltında dolaşan zamanın tanrılarını gökyüzüne

 Gönderme azminde gibi görünüyor.

Din ve Tanrı konusu insanları meşgul etmiştir HEP.

Mitolojik ve teolojik özden kurtularak ,

İlk soru soran kişi şair “Hesiod” tur. M.Ö 700 yılında yaşamıştır.

Sorduğu soru şu.

“Tanrılar yokken , acaba ne vardı?

Tanrıların kaynağı nedir? Bu şaire göre ilk başlangıç Kaos’tur.

Fizikçiler, şair ve filozofları dikkate almadan doğrudan gözlem ve deneyle evreni anlamaya çalıştılar.

Teologlar Tanrıların kökenini araştırdı.

Fizikçiler doğanın nereden geldiğini “ ilk şey ’”in ne olduğunu araştırdılar.

Eflatun kralların Tanrılarını, ayakaltından göklere göndererek ,

O’nları kutsar gibidir. Eflatun felsefesinden, Yeni Eflatunculuk çıkmıştır.

Yeni Eflatunculuktan tüm Tek Tanrılı dinlerde başka başka yorumlarla

Kendi dinlerinin tasavvufunu oluşturmuşlar.

M.Ö. 400-300 yılları arasında, Isparta ile Atina arasında 30 yıl süren bir savaş olmuştur.

Bu savaşlarda Eflatun esir alınıp köle pazarında satılmıştır.

Bilgili filozof bir adam, Eflatun’u satın alıp azat etmiştir.

Ondan sonra Akademisini kurmuş Eflatun olmuştur.

Köle olarak satıldığı halde, Devlet sisteminde köleliği savunur.

Kendisi de mağarada zincire vurulmuş adam gibidir.

Kendisi de toplumun alışkanlıklarından vazgeçemiyor.

Devleti meydana getiren toplumu söyle sınıflandırmış.

  1. Köleler (işçiler)
  2. Askerler
  3. Asiller – yöneticiler
Eflatun’a göre;

Filozoflar Kral olduğu gün ideal devlet gerçekleşir.

Kraldan, bir Aristokratlar zümresini algılar.

Aristokratlar çıkarları peşinde koşmayacak, kendilerini devlete adayacaklar.

Aileleri özel mülkiyetleri ve servetleri olmayacak.

Köleler, yani işçiler itaatkar olacak. Askerler cesaretli olacak.

Yöneticiler bilgili olacak.

Eflatunun devlet anlayışı’da idealar alemi gibi hayaldir.

Demokrasiye inanmaz. O’ na  göre; Demokrasi Demegoglar üretir, onlarda halkı kandırır.

Eflâtun için herşeyin iyisi ve doğrusu, ışık saçan;

Gökkubbenin arkasındaki bir evrendir.  O, görünmeyen evrendir.

Herşeyin iyisi ve güzeli orda vardır. Bu evren Tanrı katıdır.

Bu alem Hz. Muhammedin cenneti gibi bir yerdir..

Nedimin deyişi ile sözü bitirelim.

Yok bu şehr içre, vasf ettiğin dilber, Ey Nedim.

Bir peri suret görünmüş, bir hayal olmuş sana...

 

KAYNAKLAR:1-  BATI FELSEFE TARİHİ              :  E.VON ESTER

         2.- BATI FELSEFE TARİHİ CİLf 1         :  B.RUSSEL

                      3.- FELSEFE DÜŞÜN DERGİDİ        :EFLATUN ÖZEL SAYISI

MAKALE Yorumları