Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

14.06.2020

Okunma Sayısı

494

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Derste Namaz Molası

Son yıllarda basına yansıyan haberlere göre, Türkiye "...tarikatların egemenliğine girmiş.." ifadesi sık duyulmaya başlandı. Tarikatlara eleman kazandırmak için okul öncesi ve ilkokul öğrencileri hedef kitle olarak seçilmiş! Küçük yaştaki çocuklar önce şartlandırılmakta sonra biat kültürünün gereği olarak kula kul edilmektedir. İlkokul çağına gelmeden yani ana sınıfına giden çocukların ya da ilkokuldaki çocukların bilinçaltına hurafeler yüklenerek beyin yıkama işleminin yaygınlaştığını okuyoruz. Bu eylemler, farklı isimlerle anılıp ya "tarikat" ya "cemaat" ya "dernek" ya da "vakıf" olarak adlandırılıyor, hepsi devletin kayıtlarında yer alıyor, çocukların beyin yıkama işlemi bu kuruluşların marifetiyle yapılıyor.

Buna bazı yerlerde "Derste namaz arası" perdelemesiyle küçük çocuklar camiye, mescide, tarikat dergâhına yönlendiriliyor. Okul öncesi ana sınıflardan, ilkokuldan yüzlerce öğrenci böyle bir işleme alet ediliyor. "Derse namaz arası: 300 öğrenci camiye götürüldü" (Basından...) şeklinde haberler resimli olarak basılı medyada yer alıyor.

***

Konuya bir eğitimci olarak, pedagojik formasyonu yıllarca almış ve uygulamış bir akademisyen olarak bu çocukların maruz kaldıkları bu işlemden nasıl etkileneceklerini irdeleme gereğini duydum. Gelişme-büyüme halindeki çocukların erken yaşta telkin edilen korkuya dayalı soyut "dini öğretiler", çocukta geri dönülmez psikolojik travmalara-yıkımlara sebep olduğunu biliyoruz.

Bu yaştaki çocukların beyni adeta bir CD kaydı gibi telkinleri kaydeder ve asla silinmez.

Yani geri dönüşü olmayan zararlara yol açar.

Basından okuduğum şu habere bakar mısınız?

"Çekmeköy İlçe Müftülüğü Gençlik Koordinatörlüğü’nün organize ettiği..." bir etkinlik var. Faaliyetin adı: “Yedi Yaşındayım, Namaza Başlıyorum” programı gereğince çocuklar gruplar halinde camiye taşınıyor.

Daha pek çok benzer haberler...

Bu ifadelerimden sonra katran karası vicdan yoksunlarının ben gibi mütedeyyin bir imanlı-inançlı insanı bile "camiye, namaza karşı!" gibi göstermeleri hiç de sürpriz olmaz. Çünkü onların kafalarında yaratmak istedikleri biatçı nesil oluşturma karanlığına ışık tutuyorum.

***

Bir başka haber de "İstanbul Fatih Sultan Mehmet Camii" merkez olmak üzere bir etkinlik daha düzenleniyor ve buraya yüzlerce ilkokul öğrencisi taşınıyor. Öğrencilerinin yanı sıra ayrıca yüzlerce veli de katılıyor. Bu etkinlik sabahın erken saatlerinden itibaren başlıyor ve güya, “Çocukları namaz kılmaya teşvik etmek” amacıyla böyle bir girişime taraf olunuyor!

Haberle ilgili resimler ve beyanlar yayınlanıyor yer alıyor basında (Kaynak: Bir Gün Gazetesi, Mustafa Mert'in Haberi).

Bu programa katılan çocuklara bir tişört ve 99'luk tespih, ayrıca erkek çocuklara takke, kız çocuklara da başörtüsü hediye ediliyor. Tişörtlerin üzerinde, “Gözümün Nuru Namaz” ifadesi yer alıyor. Yetmedi, devletin en üst kurumlarından "Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı" kapsamında kurulu olan "Türkiye Diyanet Vakfı" tarafından hazırlanan, “Abdest ve Namaz Boyama Kitabı” da öğrencilere dağıtılıyor!

Tüm bu hediyelerin amacı, çocukların bilinçaltını etkilemek ve bu organizasyonları yapanlarla organik bir bağın oluşmasını sağlamaktır. Devamında ilgili dernek, vakıf, tarikat gibi oluşumlarla ilişkilendirip eleman kazandırmak... Tarikatlara övgü dizmek için zemin hazırlamaktır! Veliler-vatandaşlar da "benim çocuğum namaz kılıyor, Kur'an öğreniyor" gerekçesiyle rahatça tarikatlara, cemaatlere bağışlarda bulunuyor!

Ders arası "huuu..." demeye devam, tarikata selam!...

***

Konuyu bilimsel olarak irdeleyelim.

Somut ve soyut düşünme melekesinin gelişim süreci yaşa bağlı olarak olgunlaşır. 3-10 yaşları arasındaki çocukların beyinsel gelişim süreci somut düşünme temeline dayanır, soyut düşünmeye uygun biyolojik yapıda değildir. Daha önceki yaşlar zaten konu bile edilemez! Çünkü çocukların hem fiziksel hem sosyal ve hem de duygusal olarak yetişkinlerden farklı oldukları kadar "bilişsel" değerler bakımından da yetişkinlerden farklıdırlar.

Bunu bilmeyen öğretmen, veli olabilir fakat devletin milli eğitim bakanlığı bilmiyor olamaz! Çocuklarda bilişsel gelişim ancak 10 (on) yaşından sonra olur ve "soyut" kavramları anlamaya ve sorgulamaya başlar. Bilimsel veriler böyledir.

***

Soyut dini kavramların başında "din", "ahlak", "günah", "cehennem", "cennet", "Tanrı" gelir. Bu nedenledir soyut kavramlarla ilgili verilecek eğitim en erken 10 yaşında başlanır. Çünkü çocuklar 10 yaş öncesinde soyut algılama yapamazlar, beyinsel gelişimleri bunu gerektirir. Soyut değerleri düşünme melekesine sahip olmayan bu yaştaki çocukların bilinçaltına farklı algıları yerleştirmeye yönelik eylemler, çocukları ileri yaşlarda problemli bir yaşama riskine zemin hazırlar.

***

Soyutun anlaşılmazlığını kanıtlayan deneyler yüzlercedir.

Bu yaşlardaki çocuklara deyimlerle ilgili ifadelerin anlamı sorulduğunda ilginç sonuçlar elde edilir. Sorulan bir deyimden ne anlıyorsa onun resimle ifadesi istendiğinde somut cevaplar verir. Örneğin "Ak akça kara gün içindir" ya da "Sakla samanı gelir zamanı", "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" ifadelerin çocuk beynindeki algılamanın şekle-çizime dökümü şöyle olur: karanlık bir alan, uzaktan bir güneş, ortaya konulan paralar çizer... Ya da bir koyun, çoban yerine bir adam ve bir mum resimlerini çizer...

Soyut olan değerlerin somut değer algısı olarak şekillere yansıması çocuk yaşlardaki bireyin soyut-somut farkını algılama derecesini ortaya koyar. Çünkü söylenen deyimin soyut boyutunu kavrayamaz, somut olarak neyi duyduysa onu resmeder.

***

Eğitimin ana amacı, iyi bir vatandaş olmanın ötesinde iyi bir insan olmanın alışkanlıklarını kazandırmaktır. Bunun için de düşünce ve sorgulama yeteneğinin gelişmesini sağlamak hedeflenir. Temel amaç bunlar olduğuna göre çocuğa farklı kültürlerde farklı inanç sistemlerinin anlatılması gerekir. 7 yaşındaki bir çocuğa Tanrı, cehennem, cennet fikri soyut boyutuyla anlatılamaz. Din eğitiminden önce çocuğa ahlaklı olmayı, hırsızlık yapmamayı, yalan söylememeyi, oturduğu masayı, sırayı çizmemeyi, tahrip etmemeyi öğretilmelidir. Onun devletin malı olduğunu, kendisinden sonra da ondan yararlanacakların olacağını öğretilmesi gerekir. Bunları öğretirken mutlaka somut öğeler konu edilir.

Ayrıca 10 yaşından sonra verilen din eğitiminde sadece bir din ve kuralları öğretilmemelidir; başka dinlerin de öğretilmesi gerekir ki kıyaslamayı, sorgulamayı yapabilsin.

Sadece bir dinin anlatılması demek o çocuğu tek tip inanç sistemi yönünden şartlandırmak demektir. Böyle bir eğitim, başka inanç sistemlerini "yanlış-yalan" olarak algılanmasına sebep olur. En korkunç olanı da bu inanç sistemlerinin mensuplarını da "kâfir", "münafık", "zındık", "gâvur" diye algılar ve düşman olarak görmeye başlamasıdır!

Sonuç olarak, ailenin telkinlerine ek olarak okulda korkuya dayanan bir din eğitiminin çocukların beyinsel kapasitesinin farkı fark etme dinamiğini engellediğini bilimsel veriler söylüyor.

***

Ülkemdeki din eğitimi korkuya dayanıyor. Cehennem, sırat köprüsü, ateşte yanma telkinleriyle bir korkutma eylemi sürüp gidiyor. Korkuyla eğitilmiş çocuklarda daha sonra yıkıcı kaygılar oluşur, davranış bozuklukları egemen hal alır. Öyle bunalımlar oluşur ki canına kıymaya bile kalkışabilir.

Erkek ya da kız çocuklara yapılan şu telkin çok ilginçtir: "Ergenlik çağından önce işlenen günahları günahtan sayılmaz, onları Tanrı affeder" mealindeki telkinler çocuğu günah işlemek-işlememek çıkmazına sokar, ruhsal çatışmalara girer, umutsuzluk ortamına bırakır. Çoğu zaman yasak ve korku ile iç içe gelişen çocukların daha sonra olumsuz vaka derecesinde bunalıma girdikleri günlük hayatta sık rastlanan olaylardır.

***

Bulûğ çağından önce çocuklara verilen din eğitimi çocukları taklidî imana yöneltir. Böylece araştırmaya, sorgulamaya, eleştirel bakış açısı gelişmesine set çeker. Hâlbuki gerçek din yani indirilen din, uydurulan değildir. İslam'a göre gerçek iman sorgulamaya, kıyaslamaya, tartışmaya dayalı olandır. Çocuklara uygulanan din ve kültür eğitimi gerçek iman ve gerçek mümin yerine başkasının söylediğine sorgusuz sualsiz inanma konumuna gelir (mukallitliği esas alır).

Farklı kaynaklardan "mukallitlik" ifadesini araştırınca şu anlam önüme çıktı: "Akli ve nakli bir delil olmaksızın başkasına ait söz veya fiilin doğruluğuna inanan, ona bağlanan kimse" demek olduğunu yazıyor.

Yanlıştır!

Örnek verirsek; herifin biri çıkıp "Nuh Peygamber cep telefonu kullandı" dediğinde ya da Abdülhamit Han "Google" kullanıyordu deyip kenara çekildiğinde çocuklar mukallitlikle karşı karşıya kaldıklarında işte toplum böyle zarar görür.

***

Sonuç olarak, dini eğitim 10-12 yaşından sonra verilmelidir ve sadece tek din değil farklı din kültürleri kıyaslı olarak anlatılmalı ki çocuklar soyutu anlamlandırabilsinler. Çocuğa verilen tüm eğitimlerde çocuğun beyinsel gelişim evreleri dikkate alınarak uygulanmalıdır.

Her şeyden önce dinden, dindarlıktan önce çocuğa ahlaklı olmayı öğreten bir eğitim verilmelidir. Aileler bu noktada dikkatli olmalı çocuklarını tarikat, cemaat, dernek, vakıf tuzaklarına atmamalıdırlar. Ülkenin eğitim sistemi de  bilim ve aklın buruklarına göre önerilen bu eksen doğrultusunda düzenlenmelidir.

MAKALE Yorumları