Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
PROF. DR. RAMAZAN DEMİR
BİLİMSEL DÜŞÜNCE
mail_outline : rdemir@akdeniz.edu.tr
Dinle

Yayın Tarihi

23.04.2018

Okunma Sayısı

1842

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Deizm Üzerine Düşünceler-2

Önceki yazımızda, konu hakkında temel bir değerlendirme yapılmıştı. Deizm konusunun TBMM'deki yansıması hakkında son derece ilginç söylemler, yazılı ve görsel medyadan izlendi. Bunları tekrarlamayacağım.

İlk yazıyı okuduktan sonra bu yazı değerlendirilmelidir.

Bu aşamada, aşağıdaki bazı soruların tekrar hatırlatılması gerekiyor ki bağlantılar kurulabilsin. Bu soruların irdelenerek yanıt bulması gerekiyor.

Deizm, "ateizmin önceki istasyonu" mudur?

Deizm; "sapıklık" mıdır?

Deizm, "inkârcılık" mıdır?

Deizm, "batıl felsefe" mıdır?

Deizm, "kara leke" mıdır?

Deizm bir düşünce sitemi mi?

Bir inanç sistemi mi?

Hedefi ve amaçları nedir?

Reaksiyonu sadece İslam'a karşı mı?

***

Analiz

 

Devlet Bahçeli Bey'in ifadesiyle "..ateizmin önceki istasyonu..." ifadesi, bana göre, tamamen sloganımsı ve politik gelişmeye bağlı olarak kullanılmış bir varsayımdır. Dayanağı ve ispatı olamaz, farklı yorumlarla ucu açık bir söylemdir. İlgilinin politik konumu nedeniyle konuya müdahil olmuş olduğu düşüncesindeyim. Üzerinde durulmayacaktır.

***

Öncelikli olarak Diyanet Başkanlığının konu hakkındaki değerlendirmesini irdeleyelim.

Şu sapıklık ve sapkınlık konusunu enine boyuna tartışalım.

Diyanetin toplumdaki notu çok olumlu olduğu söylenemez. Yıllardan beri "siyasi erkin arak bahçesi" şeklinde çalışmasının ötesinde, verdiği skandal fetvalarla, ne kadar çağın gerisinde bir zihniyet taşıdığı da iyi biliniyor. Yani, Diyanet Başkanlığının kamuoyunda olumlu bir karneye sahip olduğu söylenemez.

Peki, neden?

Diyanet Başkanlığı, "deizm" düşüncesi için " inkârcı, sapık ve batıl felsefi bir düşünce" ifadesini kullanıyor!

Sapık kelimesinin anlamına bakalım; "...Sapıklık, cinsel eğilimlerin normal ve heteroseksüel birleşmenin dışında tercih edilen bir tatmin şeklidir." (Kaynak: Kaan Alay; http://kaosgl.org/sayfa.php?id=3410)

Bir başka tarif: "Sapık; tavır ve davranışları toplumun benimsediği törel ölçülere uymayan, özellikle cinsel davranışları doğal yoldan sapmış olan birsi.."

Türk Dil Kurumu'na göre: "Sapık" kelimesinin anlamı şöyle açıklanıyor; "Tavır ve davranışları normal olmayan veya geleneklerden, törelerden ayrılan, anormal (kimse), gayritabiî, anormal." olarak ifade ediyor.

Bu eylemleri yapma hallerine de "sapıklık" deniliyor.

***

Ünlü Deist'ler

 

Deizm, bir inanç, felsefi düşünce sistemidir ve insanlar arasında oldukça yaygındır. Pek çok kaynak (literatür) vardır. Dünyaca tanınan pek çok ünlü "deizm" düşüncesini benimsemişlerdir. Sırası gelmişken birkaç tanesinin ismini burada parantez içinde örnekleyelim (Adam Smith, Albert Einstein, Alexander Pope, Antoni Flew, Benjamin Franklin, Ciçero, David Hume, George Washington, Napolyon Bonapart, Victor Hugo, Voltaire, Marlon Brando). Bunlar gibi onlarca yabancı ünlü insan deizmi kabullenmiş insanlardır. Çoğu mucit, filozof, sanatçı, bilim insanı kişilerdir. Bunlar sadece küçük bir örnektir. Konu hakkında bazı ünlülerin düşüncelerini de sırası geldiğinde paylaşabileceğim.

Soru; diyanet başkanlığına göre bu insanlar "sapık" mıdır?

Diyanete göre "deizm" düşünce olarak sapıklık olduğuna göre, bu düşüncenin cinsel sapıklıkla bir benzerliği var mıdır?

Yani "deist" düşünceye sahip bir insan, 'bunun-şunun namusuna saldıran, kadını cinsellik aracı olarak gören biri' anlamını mı çıkarmak gerek? Deizm bir inanç, felsefi düşünce olduğuna göre, bu düşüncedekileri sapıklık mı yapıyorlar?

Türk Dil Kurumu ifadesine göre, "Tavır ve davranışları normal olmayan..." bireylerden kasıt ile deizm düşünce arasında bir bağlantı olabilir mi?

Eğer var denilirse, kime ve neye göre "anormal" davranış olarak kabul edilmeli?

O takdirde Budizm, Şamanizm, Semitizm, Agnostizm, Panteizm, Diyalektizm gibi inançları ve düşünce sistemlerini de sapıklık sayılacak demek olmaz mı?

***

Diyanet işlerinden sorumlu ilahiyatçıların, teoloji, fıkıh, hadis ve kelam, Arapça, tefsir konularında derin bilgi sahibi iyi bir performansa sahip olmaları gerekir.

En önemlisi din sosyolojisi ve dinler tarihini çok iyi bilmeleri gerekir. Kur'an'ı anlayabilmeleri için biraz astronomi, biraz kimya, biraz fizik, biraz da biyolojinin yanında iyi derecede mantık ve felsefeyi bilmeleri gerekir.

Acaba bunları okudular mı, ne kadarını biliyorlar, bilemiyorum! En önemli hususlardan biri ise, tüm inanç sistemlerini kıyaslı olarak bilmeleri gerektiğidir.

Bu standartlarda eğitimli ve donanımlı bir ilahiyatçı ile konuşursak, sanırım ki "deizm" konusundaki tartışma da zevkli olur, aksi, sadece zaman ve enerji kaybı demektir.

***

İnanç, birey ile Tanrı arasındaki bir sözleşmedir. Bireyin beyni, yüreği, vicdanı, iç sesi ne diyorsa, neye inanıyorsa, yine birey için geçerli olan o düşünce boyutundaki inancıdır.

Dinler tarihinden örneklerin çok ve çeşitliliğine bakılmaksızın Tanrı inancı, bireyin özgürlüğüdür. Bu özgür düşünce ortamı yoksa, birey ne tam fikrini söyleyebilir, ne de inancını yaşayabilir!

***

Şimdi de Diyanetin verdiği fetvalar ya da doğrudan kendisini ilgilendiren konular karşısında suskunluğunun nedenini irdeleyelim. Konu ile ilgili fikir beyan etmek, acaba çok muhterem Diyanet Başkanlığının fetva verme konusundaki hassasiyetine bir zarar (!) getirir mi? Zarar vermeyeceği kanısındayım. Zira birey olarak herkesin verdiği vergilerden Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine katkı yapılıyor. O halde Diyanetin her söylediğini sorgulama hakkına her birey sahiptir. Bu, aynı zamanda Anayasal hakkımdır. Fikri hür vicdanı hür bir aydın akademisyen olarak bunu yapmak görevimdir. Bendeniz yapmayıp, bakkal Hasan efendi, terzi Faruk efendi, kasap Şaban efendi mi yapacak?

***

Fetvalara bakalım

 

Diyanetin verdiği skandal fetvaları irdeleyelim ve deizm hakkındaki peşin hükmü üzerinde konuşalım.

Politikanın tam merkezine oturmuş, din ticaretini, Kur'an'la, Allah ile aldatmayı meslek edinmiş çirkin politikacıların gölgesinde dolaşan bir diyanetin merkez yöneticilerinin toplumun nazarında yadırganan davranışları ve fetvaları iyi biliniyor.

Örnek-1: “Telefon, faks, sms ve internet ile eşinizden boşanabilirsiniz.” (Basından, yanlışlığı test edilemedi)

Örnek-2: “Milli piyango haramdır” (Basından) fetvası çıkaran diyanettir, fakat Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü’nden bilet satışlarından yüklü payı alan yine diyanettir!

Bu bir çelişki değil midir?

Örnek-3:"12 yaşındaki kızlar buluğ çağına ermiştir, dolayısıyla nikah düşer" (Basından)

Örnek-4: "Erkek kadınını dövebilir..." (Basından)

Örnek-5: “Müslüman olmayanla evlenilmez.” (Basından)

Örnek-6: “Feminizm ahlaksızlıktır.” (Basından) fetvalarını veren yine aynı kurumdur.

Diğer yandan, “Cem evleri kırmızıçizgimizdir” deyip Alevi vatandaşların inanç ve kültürel motiflerini ret eden bir anlayışın olması hiç yadırganmıyor! Ülkemizdeki farklı inançlardan Yahudi, Hıristiyan, Budist topluluklara karşı farklı davranışlar içinde olmak, bulundukları makamla çelişmek demek değil midir?

Tüm bunlar, İslam dinin geleneklerine, barışçıl ruhuna "aykırı davranmak" demek değil midir? Yani, "Tavır ve davranışları normal olmayan..." sapık tarifine uygun mu, değil mi? Bunları söyleyen de eyleme geçiren de yine aynı diyanet başkanlığıdır!

Cem evlerinin yapılıp, kültürel yayınlar yapılmasına karşı olan, "İslam'da israf haramdır" diyen Diyanet İşleri Başkanı, "bir milyon dolarlık" makam aracına (basından haberler) binip gezmesi bir davranış bozukluğu değil midir?

Politikaya alet edilmiş dinin, ne hallere sokulabileceği konusu ayrı bir çalışmayı gerektirir...

***

Diyanet işlerinden sorumlularının bu fetvaları, doğrudan halk arasında "ayrımcılık" tohumlarının ekilmesidir. Toplumu farklı yöntemlerle "mankurtlaştırma" eylemleri içinde olanlar, iki bin yıl önceki Arap gelenek ve kültürünü "din" diye halka kabul ettirmeye çalışanların yanlışları "anormal davranış" olarak algılanmıyor, fakat herhangi bir değere inanan insanları "sapık, inkârcı, batıl" olarak ilan etmesi büyük bir talihsizliktir.

***

Anket sonuçları

 

Diyanet sorumluları, yapılan şu anketi iyi değerlendirmelidirler. MAK Danışmanlık Anket Şirketi tarafından 12-18 Haziran 2017 tarihleri arasında yapılmış bir ankettir. Anket çok eski değildir; yaklaşık 10 ay kadar önce yapılmıştır.

Anket; "Türkiye’de toplumun dine ve dini değerlere bakışı" konulu araştırmada ortaya çıkan sonuçlar son derece çarpıcıdır.

Üstelik adı geçen şirket, mevcut siyasi erke yakınlığıyla biliniyor.

Anket, 30 büyükşehir, 23 il, 154 ilçede, 5 bin 400 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılmış. Anketin sonuçlarına göre ankete katılanların %4 hiç bir şeye inanmıyor! Deistlerin oranı %6, karasızların oranı %4... Bu oranlara göre görüşülen bireylerin %14 herhangi bir dine ya tamamen uzak ya da kafası karışık!

Peki, “..Yüzde 99’u Müslüman olan toplum" deyişinin bir anlamı artık var mıdır?

Kaldı ki çevre ve ülke şartlarına göre toplumun baskılanmış düşünceleri ve duyguları da dikkate alındığında, bu oranın daha da fazla olduğunu tahmin etmek güç değildir.

"Efendim %99 Müslüman millet" deyişi artık dayanaksız bir söylemdir.

Dinden kaçışı, konunun tartışılmasını kapatmıyor. Toplumdaki sorgulama ve değişim ile gelişimin dinamiğini engelleyemiyor. Davetli kişilerin toplandığı lüks salonlarda, şaşalı koltuklarda, "emir kulu nitelikli biatçi" topluluklara kürsülerden "deizm" hakkında yalan yanlış konuşmak, deizme kayan gençleri hiç ilgilendirmiyor.

Lafazanlık yapmak yerine şu soru sorulmalıdır; "Biz, neyi nerede ve nasıl yaptık da bu gençler deizme (Tanrıcılığa) kayıyorlar" demeleri gerekirken hala aynı kalıp laflarla halkı kandırmaya devam ediyorlar.

***

Çirkin politikacının yalan ve kandırmaca riyakârlıkları, dini sarık, cüppe ve kıl suratlardan ibaret olduğunu sanan örgütlü cehalet, aslında işin farkında olduğu için, sömürü saltanatları sarsılacağı endişesini taşıdıkları için, hakaret kokan ifadeler kullanmaktan tereddüt etmiyorlar.

Kaldı ki "deizm" sadece Müslümanlığa karşı değil, hiç bir dine tapınmıyor.

Türkiye toplumunda yapılan bu anketin sonuçları bir gerçeği ortaya koyuyor; dinden kaçış var... Ülkemdeki her türlü baskıcı yapıya rağmen %14 rakamı çok büyük bir rakam!  Ülke nüfusuna oranlarsak, 11milyon insan demektir. Diyanete göre ülkemizde demek ki bu kadar "sapık" yaşıyor!

***

Sorumlular...

 

Türkiye'de yaşayan halkın yaklaşık %14 kadarı her hangi bir dine inanmıyorsa, başta emrinde 120 bin cami, en az 500 bin din görevlisi, beş bakanlığın bütçesine denk bütçeye sahip Diyanet İşleri Başkanlığı sorumludur...

Şimdi, Diyanete göre toplumun bu kesimini "sapık" olarak mı tanımlayacağız!

Diyanet’in bu noktadaki yaklaşımı dikkate alarak acaba, "ahlak nedir?" konusu üzerinde tartışma açsak mı, diye düşünmeye başladım. ***

Diyanet, basına yansıyan, birçok çocuğun hayatına mal olan "sapıklık" olaylar karşısında ne kadar "ses" verdi?

Örneğin, adı meşhurlar listesine girmiş bir vakfa bağlı kız yurdunda kız çocuklarına yapılan cinsel taciz rezaletine en çok ses çıkaran Diyanet mi, yoksa o "sapık" dediği "deizm" düşüncelerini benimseyen insanlar mı?

Aladağ’daki bir tarikata ait kız yurdunda cinsel tacize uğrayan kız çocukları yanarken, Diyanet’in sesi çıkmadı, fakat deistler için "batılcılar", "sapkınlar" diyebildi!

Kadına karşı şiddet, kız çocukların erken evliliklerine karşı gelen, eylem yapan, ses veren STK arasında seküler gruplardan olan, "deist" ya da "ateist" çevrelerin başta gelmesi toplumun dikkatinden kaçmadı.

***

Ve sade vatandaş olmanın ötesinde bir akademisyen bilim insanı olarak, toplumun ahlaken çürümeye meyleden olayların sorumlu-sorumsuzlar karşısında kendini "sorumlu aydın ve eğitimci" tutan birey olarak, bunları sorguladığım için, belki de suçlanacağım.

Kız ya da erkek çocuklara cinsel taciz davalarında, kızların erken yaşta evlendirilmeleri konusunda Diyanet neden ses vermiyor da, "Peygamberin karısı Ayşe 9 yaşında evlendi" diyerek kız çocukların erkenden evlenebileceği mesajını vermek hangi ahlak kuralına sığar?

Tüm bu ve benzer söylemleri renkli ekranda, boyalı yazılı basında işleyen sapık hoca müsveddelerine Diyanetin sesi neden çıkmaz?

Cehennem ateşinde yanmayan cüppeler, çarıklar satan, cennet anahtarı pazarlayan "hoca" lakaplı din tüccarlarına neden sesi çıkmaz?

Gazi Paşa'mın annesine olmadık hakaret eden soysuzlara neden sesi çıkarmaz?

O Diyaneti kuran Gazi Paşa olmasına rağmen, mensupları Atatürk'e küfretmek, anasının namusuna söz söylemek, sözlük anlamıyla tarif edilen sapıklık tarifindeki "anormal davranış" sınırlarına girmiyor mu?

Bu davranışlar "sapıklık" değil midir? Diyanetin sesi neden çıkmaz?

Siz sapkınlığı, ahlaksızlıkta, yalanda, hırsızlıkta, cinsel tacizde, hurafe vaazlarında aramayacaksınız, onlar hakkında kafanızı kuma gömeceksiniz, farklı bir inanca, düşünceye, felsefeye sahip olan insanları "sapık, batıl, sapkın" olarak damgalayacaksınız, öyle mi? İsterseniz sapıklığı ve sapkınlığı, toplumu bu hale getiren olaylarda, sorumluların sorumsuzca davranışlarında arayalım mı?

***

(Devamı olacak)

MAKALE Yorumları