Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DOÇ. DR. FAİK ARDAHAN
YARINA YOLCULUK
mail_outline : faikardahan@hotmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

22.08.2012

Okunma Sayısı

28062

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Dağcılık ve Ok olmak

Ok olmayı çok severim. Nişanlandığı hedefe gücü tükenene kadar gider. Düştüğünde bile yönü hedefidir.

 

Yay olmak daha da güzel. Bir hedefi olana hedefe gönderecek gücü verir.

 

Okçu olmak ok olmaktan ve yay olmaktan daha güzeldir. Ok ve yay ikisi de okçunun elinde, inancında, tecrübesinde, nişangâhında, yayı ne kadar gerdiğinde, hedefe yayı doğrultup “hadi git, yolun açık olsun” demesinde can bulur.

 

Oğlum Doruk on bir yaşında idi ve TODOSK’un yaz dağcılık şenliği için Antalya Kızlar Sivrisine zirve çıkışına katılmaya karar verdik. Bu onun ilk uzun dağ çıkışı olacaktı. Kamp malzemelerimizi alıp dağın yolunu tuttuk ve Çam Kuyu mevkiinde gruba dahil olup çadırımızı kurduk.

 

Ertesi gün sabahın ilk ışıklarıyla hareket edilecek, Petrol Platformu, Tek Ardıç rotasından zirveye ulaşılacaktı. Oğlumla uzun uzun konuştuk. Zirveye varmanın bir hedef olduğunu, ona ulaşmak için ise hem fiziksel hem de psikolojik bir alt yapı gerektirdiğini, fiziksel ve mental performansını yeterli düzeyde kullananların hedeflerine ulaştıklarını anlattım.  Hayatın diğer alanlarından örnekler vererek. Aslında bir dağın zirvesine tırmanmakla gerçek hayatta bir hedefe gitmek arasında hiçbir fark yoktu. Örneğin; lise öğrencilerinin lise giriş sınavı için hazırlamaları veya üniversite sınavına girmeleriyle, hatta akademik kariyer peşinde olan bir araştırma görevliliği yolculuğunun veya sanayide bir tornacıya çırak olarak başlayıp usta olmak için uzun bir yolculuğa çıkan çırağın yaşayacaklarından.

 

Hepsinde bir hedef vardı ve o hedefe ulaşmak önce ona inanmayı gerektiriyordu. Varacağına inanmak, başaracağına inanmak. Sonrasında bu inancın üzerine inşa edilmiş bir varış, gidiş yolculuğu. Bilinen ve bilinmeyen birçok zorluklardan oluşan. Mesela Petrol Platformundan Tek Ardıç’a varış kolaydır. Ama Tek Ardıç’tan sonra rota dikleşir. Çarşaktır ve diktir, tırmanıcıyı bıktırır, yukarı doğru gidiş adım adım mücadele gerektirir. Bunların hepsini birer birer anlatmıştım. Ben anlatırken oğlum da sanki ninni dinler gibi uyuya kalmıştı.

 

Dağcılığın ilk kuralı varacağın hedef kadar o hedefe hangi yoldan gideceğine uygun olarak donanıma sahip olmaktı. Ayakkabın, elbisen, sırt çantan ve çantadaki eşyaların kadar ruhsal ve fiziksel donanımında gideceğin yola ve hedefe uygun olmalıydı. Bu dağcılığın ilk kuralı ve yaşamdan derslerin ilk kuralıydı. Hazır olacaksın hazır değilsen yola da çıkmayacaksın. Hazır olmayana “hadi” de demeyeceksin. Hazır olmak ise hedefe ve gidilecek yola göre bir hazırlık gerektiriyordu. Erciyes’e çıkacak bir dağcının yapacağı hazırlık ile Ağrı Dağı’na hatta Himalaya’ların en yüksek zirvesi Everest’e çıkacak birinin yapacağı hazırlık farklıdır birbirinden. Meslek yüksek okulu için hazırlık yapacak biri ile hukuk okumayı isteyen, doktor olmak isteyenin farklı hazırlık yapması gerektiği gibi.

 

Uyandığımızda herkes uyanmış çadırlarında kahvaltılarını yapıyor ve zirveye gidiş için hazırlanıyorlardı. Bizde hazırlıklarımızı tamamladık ve planlandığı gibi saat beşte yola çıkan gruba dahil olduk. Yaklaşık 80 kişilik bir ekibin parçasıydık. Oğluma akşam dediklerimi ikimizde yaşıyorduk. Herkes aynı hedefe gitse bile herkesin hedefe gidiş biçimi, hızı aynı değildi. Hatta herkes hedefine ulaşamayabilir. Nitekim Tek Ardıç mevkiine geldiğimizde geri dönenler oldu. Gurubun önünde gidenler neredeyse sırta ulaşmışlardı. Biz de kendi hızımızda hedefimize ilerliyorduk. Sırta geldiğimizde gecenin serinliği üstüne doğan güneşin ışıkları almıştı. Oğlum bana bakarak “tükendim baba” dedi. Haklıydı. Daha 11 yaşındaydı ve böylesi uzun bir yürüyüşe fiziksel olarak tam hazır değildi. Akşam konuştuklarımızı hatırlattım ve Yaşamdan Dersler-1: “Eğer gidilecek bir hedefin varsa yorgunluklar seni yolundan döndürmemeli” dediğim konuşmayı hatırlattım. Biraz dinlenip yolumuza devam edecektik. Molada ona şu öyküyü anlattım; “orta yaşlı bir adamla genç biri ormana odun kesmeye giderler. Sabahtan akşama kadar odun keserler. Genç adam işe girişir ve akşama kadar durmaksızın ağaç keser. Orta yaşlı adam ise bir miktar ağaç kestikten sonra durur, dinlenir ve baltasını biler ve ağaç kesmeye devam eder. Akşam olduğunda kestikleri ağaçları sayarlar. Bakarlar ki genç adamın onca çabasına rağmen yaşlı adamın kestikleri fazladır. Bu durum genç adamı daha da hırslandırır ve ertesi gün daha bir inançla girişir ağaç kesmeye. Hiçbir gün yaşlı adamı geçemez ve sonra sorar bu işin sırrını. Yaşlı adam gerekçeyi anlatır; “çalışmaktan adalelerimiz yorulur ve balta körelir. Her molada hem adalelerimizi dinlendirirken aynı zamanda da körelmiş baltayı bileyip keskinleştirme fırsatı bulursun” der. Burada yaşlı adamın anlattıkları tecrübe edilmiş doğrulardır. Verimliliği ve üretkenliği etkileyen stratejilerdir” dedim. Bir şeyler yedik ve yolumuza devam ettik.

 

Bu konuşmalara şahitlik eden usta dağcı abim Muzaffer Erol Gez ilerde oturmuş duruyordu. Bana göz kırparak “Tükendim Faik. Oğlum yardım edin” dedi. Biliyorum amaç oğluma bazı şeyleri öğretecek yeni fırsatlar yaratmaktı amacı ve bende akşamki sohbetin bir yerinde söylediğim şeyleri hatırlatarak Yaşamdan Dersler-2: “Eğer hedefine giderken seninle aynı yönde giden insanlar varsa ve onlar yardıma ihtiyaç duyuyorlarsa sen kendi koşullarına bakmadan mutlaka onlara yardım etmelisin” dedim. Evet aynı hedefe başkalarıyla da yola çıkıla bilir veya başkaları ile yolda karşılaşılabilir. Eğer onların desteğe ihtiyacı olursa sen senin koşullarına bakmadan, ona yardım etmelisin, ekip çalışmasının, hedefdaşlığın gereği olarak. Nitekim öyle de oldu ve bir Muzaffer Abinin eşyalarını paylaştık ve Doruğa kendi yükü fazla gelirken ilave yükü taşımayı göze aldı. Çok değil 250-300 mt sonra Muzaffer abi teşekkür etti, kendine geldiğini söyledi ve Doruğa gösterdiği örnek yardım severlik için teşekkür etti.

 

Koşullar değişmiş ve zorlaşmıştı. Zirveye giderek yaklaşıyorduk fakat yorulmuştuk. Doruk “baba tükendim adım atacak halim kalmadı geri, dönelim” dedi. Bende hedefe giderken geri dönmenin doğru olduğunu ama bunun için mutlaka gerekli koşulların oluşması gerektiğini anlattım. O koşullar oluşmamıştı. Tipi yoktu, zemin tehlike oluşturmuyordu, ekipten birileri hastalanıp sakatlanmamıştı. Sadece yorulmuştuk. Aslında bende yorulmuştum ve guruptaki herkeste. Ama biliyorduk ki zirveye giden birisinin yorgunluğu zirveye yaklaştıkça artardı. Üniversite sınavına hazırlanan birisinin bıkkınlığı ve yorgunluğu sınava en yakın zamanda artar. Burada mental gücün devreye girmesi ve fiziksel gücü harekete geçirmesi gerekiyordu.

 Sonra dedim ki oğluma Yaşamdan Dersler-3: “Eğer hedefe giderken yorulmuşsan ve geri dönmeyi istiyorsan, geri dönüşün şartlarının oluşup oluşmadığına dikkat et. Oluşmuşsa dönmek en doğru olanıdır, oluşmamışsa enerji toplayım devam etmek doğru olanıdır” dedim.  Hedefe bu kadar yaklaşmışken geri dönülmezdi. Durup biraz daha dinlenip ve enerjimizi yeniledikten sonra yolumuza koyulduk. Gerçekten de öyle oldu. Zirvenin hemen altındaki Çocuk Mezarlarının oraya geldiğimizde Ömer Abi, Cengiz Abi ve birçokları orada oturmuş keyif çıkarıyorlardı. Doruk’ta tüm yorgunluğunu unutup onlara dahil oldu ve güle oynaya oradan zirveye çıktık. Hedefimize varmıştık. Çam Kuyu yaylasından atmıştık kendi okumuzu ve zirveye varıp hedefi vurmuştuk.

 

Dağcı nereden ne zaman döneceğini bilen kişidir. Dağcı olmak ustalık gerektirir. Dağları ve dağlardaki koşulları iyi okuyabilmenin, bu verilerle kararlar üretebilmenin ustalığı. Aynen gerçek hayatı iyi anlayan gelişmiş insanlar gibi, olgunlaşmış insanlar gibi. Dağcı hem kendi okunu hem de başkasının okunu atabilecek yeterlilikte olan kişidir. Bir dağcı, usta bir dağcının yanında ya ok olur ya yay, okçu olmayı ona bırakır. Eğer koşullar oluşmuşsa o kişi başkasının yayını eline almaktan çekinmeyip okçu olandır. Okçu olmak hem okun hem hedefin hem de yayın sorumluluğunu almak demektir.

 

Bir nereden döneceğini bilen insanlar bir de nereye varacağını bilen insanlar yolda yürümekten korkmazlar. Onlar için geri dönmek yoktur aslında bir sonraki sefere daha güvenli yolculuk edebilmek için koşulların oluşmasını beklemek vardır. Aynen bu sene hedefine ulaşamayıp da tercih yapmak için bir yıl daha sürece odaklanacak üniversite yolculuğunda olan gençler gibi. Herkes mutlaka yaşamında kendi zirvesine varmayı hedeflemeli. Yaşamak dağın zirvesine varmak gibidir. Zirveye yakın olmak iyidir, mutlu eder ama koşulları zordur.

 

Ok mu olmak, okçumu, yoksa yay mı olmak gerekiyordu sorusuna  “İllaki okçu olmak lazım” derim. Okçu hem başkasının okunu hem de kendi okunu hedefe atandır. Yani güçlü bir liderlik gerektirir okçu olmak hem başkasına hem bireyin kendisine. Başkasına liderlik onları hedefine götürürken hedefi kim koyarsa koysun, bireyi kendine olan liderliği de kişinin kendisini hedefine götürüyordu. Her zaman ok atan birini bulamaya biliriz o durumlarda birey kendi okunu kendi atacaktı. Yay ise mücadele inancı ve azminin göstergesidir. Ne kadar çok gerilirse ok o kadar ileri gidecektir. Ok ise bizleriz. Kendi kendimize motive olduğumuz veya başkası tarafından motive edilen hedefe gidişimizi tarif eder.

 

Okçular usta dağcılardır. Dağcılık böyle bir yaşam biçimidir işte. Dağlar bir hayatı, dağcılık da onun yaşanma biçimini anlatır bize. Biz dağcılar böyle bilir böyle yaşarız. Hedefe varmak için, asıl olan okçu olmak deriz, sonra yay ve ok olmak gerekir deriz. Dönene kadar Yaşamdan Dersler-128 e kadar ulaşmıştı oğluma anlatacaklarım.

 

Oğlum şimdilik bir oktu, gençliğinde yay, sonrasında okçu olacaktı. Yolu açık olsun oğlum dahil tüm gençlerin.

 

MAKALE Yorumları