Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
iBRAHİM UYSAL
ANKARA'DAN
mail_outline : ibrahimuysal.ant@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

07.05.2020

Okunma Sayısı

1580

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Covid-19 Hastalık mı, Sosyal Sorun mu?

YAYED (Yerel Yönetim Araştırma Yardım ve Eğitim Derneği) Watshap grubunun bu haftaki toplantısı yine sanal ortamda ve Prof Dr Ahmet Saltık Hocamın "COVID-19 ve Sağlık Salgınlar, Hıfzıssıhha ve Gelecek" konulu muhteşem sunumu ile gerçekleşti.

--Bir çok tv kanalında da, halk sağlığı ile ilgili konuşan Hocamın Tıp Doktoru olmasının yanısıra, aynı zamanda Ankara Üniversitesi SBF Kamu Yönetimi eğitimi da almıştır.

--Sunumu da bu yönde idi. Katılımcılardan mesleki Denktaşlarından gelen sorulara bile hoca, eğlenceli yanıtlar verdi.

--O bilgiler ışığında da ben konuyu biraz daha farklı bir bakış açısına çekmek istiyorum.

--En başta, COVID-19 bir hastalık ve bizi Koronavirüs boyutu ilgilendiriyor.

--Peki ortada bir hastalık var ise, yapılması gereken nedir? Bunun iki yanıtı var. Kişi olarak, Kamu/Devlet olarak.

--Kişisel olarak söyleneceklerin kişiye özel olacağından bu kısıma girmenin alemi yok.

--Peki hastalık ile hastanın ilişkisini kim belirler? Elbette ki hekimler.

--İşte buraya gelince biraz durmak gerekiyor.

--Eğitim, Bilim, Teknoloji, sağlık. Artık her şey birbiri ile ilişkili ama, önceliği ya da tarafı ne, kim?

--Kafa karıştırıcı bir soru.

--Maalesef. Doktor arkadaşlarımın tartışmaları ve yazılan makalelerden bilirim, Tıbbın Babası sayılanlardan Hipokrat, “Hastalık yoktur, hasta vardır” der ve genelde de bu kabul görür. Çünkü, hastalıklar hastadan hastaya farklı bir seyir izleme potansiyeline sahiptir. Bu neden ile de tedavi yöntemi de, çoğunlukla hastadan hastaya farklı olabilmektedir.

--Ahkam kesiyor gibi olmayayım ama, bu halkçı, sosyal Devletçi, sosyalizasyon yaklaşımlı bir durumdur.

--Diğer yaklaşım ise, sanayi tipi prototip paketli tedavi yöntemleri.

--İlk yaklaşımda, kişinin hastalanmaması için öncelikli çözüm önerileri ile yaklaşılırken, ki bu sosyal devlet, yurttaşının sağlığını korur. Köylerde bile 1960'lardan sonra açılan Ana ve Çocuk Sağlığı merkezleri. Sağlık Ocakları. Hıfzısıhha Enstitüsü tarafından yaygın olarak uygulanan verem, su çiçeği, kızamık gibi aşılar hastalık önleyici uygulamalar olmuştur.

--Sosyalizasyon, halkın sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmasını sağladığı gibi, halka koruyucu sağlık hizmeti de sunmaktır.

--İçimi "cız ettiren" ise bir makalede okuduğum TTB'nin Halk Sağlığı Bilimin Duayene Prof Dr Nusret Fişek adına verilen ödül töreni için hazırlanan broşüründe ki şu cümleler idi.

--"Bu genel ilkeler, yerel boyutun, genelden koparılmaması ve “halk dalkavukluğunun egemen olmaması için vazgeçilmez ilkelerdir. Kaldı ki, sağlığın, dar coğrafi boyutlara hapsedilmesine olanak vermeyen bir yönü vardır; o da, çevre ve bulaşıcı hastalıklar boyutudur. Sevk zinciri adı verilen, sağlık örgütünün gücünün yetmediği olguları daha gelişmiş sağlık kurumlarına aktarması da sonu Başkent’e kadar varacak bir yolculuktur. Dolayısıyla “genel” ve “yerel” kaçınılmaz bir biçimde birbirine bağlanmaktadır. 224 sayılı yasa yerel ile genelin dengesini çok iyi kurmuş ve toplumla kaynaşmayı başarmış bir uygulamadır. Bunun en önemli kanıtı da, 1980 sonrası iktidarların Dünya Bankası desteğinde yürüttükleri tüm “Sağlıkta Dönüştürme” çabalarına karşın, sağlık ocaklarının ayakta kalabilmesidir. Yerelde sağlık ocakları o denli güçlü bir taban bulmuş ve halk tarafından sahiplenilmiştir ki, bu sisteme karşı olan iktidarlar bile, onu tümden kaldırmaya cesaret edememişlerdir. Tek yaptıkları işlevlerini budama, personelin coşkusunu kırma ve ödeneklerini kısmaktır. Halkıyla bütünleşmeyi başaran sağlık ocağı personeli, bu zincirleri de kırmayı başarabilmektedir"

--Sağlıkta dönüşüm adı altında Dünya Bankası aracılığı ile uygulamaya sokulan bu yaklaşım da, hastayı müşteri görme boyutuna taşımıştır.

--Projenin asıl amacının, halkın sağlığını korumak değil, hastalanan yurttaşların "yap-işlet-devret" mantığı ile yaptırılan, hasta garantisi verilen yaklaşımdır.

--Düşünebiliyor musunuz, benim sağlığımı koruması gereken devlet, benim hastalanıp, hastanelere düşmem için elini avcunu ovuşturuyor.

--Sağlık güvencesi olan birisi olarak ben sinirlenirken, benim verdiğim vergiler ile ne zamana kadar avanta sağlık hizmeti alacak kişilerin bunu alkışlıyor olması ne garip bir durum.

--Bir başka şafak attıran yazı ise, Mutlu Serelli'nin Sağlık Aktüel dergisinin 12.02.2011'de yayımlanan "Sağlık Ocağına Yazar Kasa Girdi; Sosyalleştirme Yasası Bitti!" başlıklı makalesi idi. Başka söze gerek var mı? Okuyun belki, siz de bana eşlik edeceksiniz

--Peki, bütün bu kafa karıştıran şeylerin COVİD-19 ile ilgisi ne?

--Gayet basit. Koronavirüs hastalığı olarak bilinen COVID-19 dünya çapında bulaşıcı bir hastalık mıdır? Evet.

--O halde, kişisel olmaktan çıkıp toplumsal, hatta uluslarası bir hal almıştır. Pandemi sayılmıştır. O zaman, kişinin kendini koruması başka bir boyut, ama kişinin toplumsal olarak korunması ise bambaşka bir boyuttur.

--Herkesten uzak olsun ama, tutun ki yakalanıldı. Çözüm ne olmalı? Ya ilaç tedavisi ya da aşı. Aşı koruyucu bir sağlık hizmetidir. Sağ olsunlar, hastayı "müşteri" sayan anlayış, hastalanma olasılığı herkesten fazla olan yurttaşlarımızın tercihleri sayesinde uygulamaya konulmuş, kurumlar kapatılmıştır.

--Tamam tanı konulması için yoğun çaba harcanıyor. Tamam tedavi için de bazı ilaçlar deneme yanılma yolu ile olsa da derde deva olmaya başladı.

--Şu anda isimlerini bilemiyorum ve bulamadım ama, İstanbul’da Tıp Fakültesinin bu hastalığa yakalanmış iki Profesörü kendi üzerlerinde ilaç denenmesine ve benzer deneylerin yapılmasına izin vermişler. Gel de, bu güzel insanların ayaklarının altında öpme. Toprakları bol, mekanları Cennet olsun.

--Sonuç, tedavisi için bile uygulanan ilaçlar henüz deneme-yanılma yöntemi ile. Peki aşısı. O ise bulunup, bulunmayacağı belirsiz.

--Bulunmama olasılığı var mı? Bilemem.

--Ama şu kadarını söyleyeyim, AİDS adını duymayan yoktur. Hatta uzun süredir ciddi bir bilgilendirme süreci, hastalananlara da, HIV tedavi için ilaç tedavisi ile durum idare ediliyor.

--Yaklaşık 30 yıldır toplumu ve kişileri ilgilendiren bu hastalığın henüz AŞISI YOK!..

--O yüzden, COVID-19, öyle fabrikatörlerin, büyük işletme sahiplerinin, AVM patronlarının düşündüğü kadar, halkı düşünmüyor.

--Panik olmanın alemi yok ama, korunma önlemlerine özen göstermek gerek.

--Bu işin şakası yok "Rus Ruleti" gibi, kime denk geleceği belli değil. Siz siz olun, özenli ve dikkatli olun.

--Sosyal Devlet, Sosyalizasyon yok. Sayın Hasta Müşterim, Sen bilirsin!..

MAKALE Yorumları