Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
HÜSEYİN BARANER
BAKIŞ
mail_outline : hbaraner@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

01.12.2008

Okunma Sayısı

18758

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Cephe turizmcileri ve kararsız müşteriler

Dünya gündemine oturan küresel mali kriz, tüketicinin davranışlarını psikolojik olarak çok fazla etkiliyor. İşini kaybetmemiş, geliri azalmamış olan kimseler bile, "ne olur ne olmaz" düşüncesiyle tüketim yapmadan önce bir daha düşünüyor.


Vitrin önü yüksek sesli toplumsal mırıldanmalar:

Alayım mı almayayım mı?
Gideyim mi gitmeyeyim mi?


Hızlı iletişim çağının faydaları kadar, zararlarının da olabileceğinin en güzel örneğini yaşıyoruz. "Küresel mali kriz" kelimesi, bugünlerde bütün yazılarda, medyadaki bütün tartışmalarda, internet ortamında, TV'deki sabah programlarından küçücük yerel gazeteler kadar, hızla yayıldı ve bu sihirli kelimeye olağanüstü bir hâkimiyet sağladı.

Bu hâkimiyetin yarattığı toplumsal-psikolojik travma, bütün sektörlerde büyük bir tahribata sebep oldu. Hızlı iletişim sayesinde "Küresel Mali Kriz" kelimesi, gerçek Küresel Mali Krizin tüketici üzerindeki etkilerini ikiye, hatta üçe katladı.

Hizmet ve perakende sektöründe yıkımlar Avrupa'da devam ediyor, en son İngilizlerin yüz yıllık meşhur 800 şubeli  AVM'si Woolworth konkordato bildirdi..Kriz söylentileri satışları azalttı, kasaları boşalttı.

Avrupa’daki toplumların her kesiminden hükümetlere ve ekonomiyi yöneten ve yönlendiren  kurumlara tepkiler devam ediyor;

"Kriz söylemlerini durdurun":

"Susun artık!, konuşa, konuşa krizi  cepten beyne sıçrattınız!

"Ekonomi biliminin yarısı psikolojidir" diyen Almanlara hak veren Almanya Maliye Bakanı Peer Steinbrück,  "Güven ortamı oluşturuyoruz. Piyasalarda  moral ve motivasyon önemlidir. Psikoloji, önemli bir faktördür" derken Deutsche Bank'ın CEO'su Josef Ackermann da olumlu açıklamalar piyasalara ulaşıyor:

Son aylardaki çalkantıların Deutsche Bank'ı özellikle satış ve şirket finansmanı alanlarında olumsuz etkilediğini kabul eden Ackermann, buna karşılık son  günlerde  piyasaların istikrara kavuştuğuna ve likiditenin geri dönmeye başladığına dair sinyaller görülüyor:
Tüketici kredileri ve ticari kredilerde artış sağladıklarını belirtiyor.

Piyasalar gözlerini 2008 yılının son günlerine dikti:

Herkes bu çalkantılı  2008'den kurtulup yeni yil için bütçelendirdiği marketing ve pazarlama çalışmalarını başlatmak istiyor:

ALIM GÜCÜ DEĞİL 'ALIM İSTEĞİ YÜKSEK MÜŞTERİLER' ARANIYOR

Yılın son günlerinde satışları hızlandırıp yeni yıla eskisi gibi istekli, arzulu ve alış veriş  ihtiyacı hisseden  tüketici grubu ile girmek istiyor:
 
Hristiyan dünyasının Noel bayramına sadece bir ay kaldı.

Noel büyük bir alışveriş bayramı, bir toplumsal tüketim çılgınlığı : Avrupalıların en cömert, en bonkör oldukları dönem.


Noel:  milyonlarca işletmelerin yıl sonu ödemelerinde gerçek bir can simidi:

Yıl sonu çok önemli; Piyasalar pür dikkat:

Avrupa’da herkes yıllardır iliyor: Noel satışlarında yaşanılabilecek bir durgunluk gelecek yılın ilk üç ayını tehlikeye atar ve bu diğer ayları da etkiler..



İşletmeler en deneyimli, müşteriyi en iyi tanıyan, alış veriş duygusunu en iyi dışarıya, halka ve topluma  yansıtabilen gerçek iş bilen elemanlarını ön plana çıkarıyor. Ellerinde lap-top' lar ile Excell ve Powerpoint ile süper sunumlar yapan teori ve denetleme ağırlıklı olanlar geri itiliyor:

OTEL, TUR OPERATÖRLERİ, UÇAK ŞİRKETLERİ VE SEYAHAT ACENTALARI'NIN KARALARI DEĞİŞİKLİLLER SERGİLEDİ:

Şirket ve işletme  yöneticileri ya kötümserliğe kapılıp yatırımları durdurdular, iyi elemanlarını bile isten çıkardılar, ya iyimserliğe kapılıp yanlış "hiç bir şey, hiç bir şey olmaz deyip gelecek yılın satışlarından pay kaybettiler: ya da "bekle gör" politikasını benimseyip, rakiplerine çok fazla hareket alanı tanıdılar.



Şimdi ise zaman daralıyor: Zaman yaklaşıyor: 2008 son günlerindeyiz:

Tüm dikkatler ve iş tecrübesi Avrupa’daki 'Karasızlar Ordusu'na çevriliyor:

Alım gücü olup ta çekimser kalan bu tür tüketiciler, bütün sektörlerin en önemli tüketici hedef kitlesi haline geliyor..

Aynı siyasi seçimlerde olduğu gibi, 2009 yilinda şirketlerin geleceğini kararsızlar belirleyecek.

Tok, isteksiz, kararsız müşteriye 'duygusal marketing':

Analizler, raporlar, kamuoyu araştırmaları masaya yatırılıyor:

Soru: Müşteri hangi "psikolojik etkenlerden" hareket ediyor?

Yönetim ve icra kurulu toplantılarında ciddi beyin ve duygu  jimnastiği yapılıyor: Çok değişik bilgiler ve uzmanlardan faydalanılıyor:

Piyasalara  hayat öpücüğü verebilecek tüketici grubuna yanlış yaklaşarak onları kendi ürünlerinden uzaklaştırmak hatta kaçırmak istemiyor.

Tur operatörleri tarafından seyahat acentalarına en maximum destek sağlanıyor..

Medya kuluşları ile hummalı çalışmalar var:  Değişik, etkileyici, interaktif tanıtım ve pazarlama sistemleri ile ilgili yeni, hiç denenmemiş projeler inşa ediliyor..

Müşterini geçtiği bu zor ve karamsar 3-4 aylık süreçte; tüketicinin kendi aklına bile getiremeyeceği soru işaretlerin yüklenmesine son veriliyor:

THE SHOW MUST GO ON!

Hayat'ta, ticaret'te Turizm'de devam ediyor, edecek...Herkes ve hepimiz için..



Noel ağacı süslemeleri altında paketlenip sunulan ürünlere duygu yüklenerek, iştah, merak, mutluluk, en önemlisi geleceğe güven aşılanıyor:


Özellikle turizm sektörünün yaşadığı bu belirsiz günlerde, Avrupa'da tatille ilgili kararsızların oranı o kadar yüksek ki, turizm destinasyonları arasındaki bu yarışı, işte bu kararsızları ikna edebilen tatil bölgeleri kazanacak.

Türk turizm sektörü ve Turizm Bakanlığı şiddetle bu Avrupalı "Kararsız Tüketici Ordusunu" düşünerek, stratejiler geliştirmeli, acil harekete geçmeli.

2009 için iki altın başlık: Zamanlama ve doğru mesaj

Karasızlar Türkiye'den de bir dürtü bekliyor; Kısa, şiddetli ve akıllı bir dürtü. Yeni yapılanacak bir dış tanıtım kampanyasında en önemli husus, "Timing and message"

Hem zamanlamayı hem içerik olarak verilecek mesajı çok iyi tartmak lazım.

Zamanlama ve mesaj ile ilgili çalışmalarda, karasızların içinde bulunduğu sosyolojik durumu, kişisel ve toplumsal psikolojiyi iyi okumak lazım.

Türkiye'nin tanıtım kampanyaları ve imaj çalışmaları bu kitleye yeni doneler vermeli. Bugüne kadar projeksiyonunu yaptığımız "Türkiye imajı" belli ki yetersiz kalacak.

Bu kararsızları hedef alan acil bir tanıtım ve imaj çalışmasına ihtiyacımız var.

Daha geçen sene Türkiye'ye gelmiş bir turisti bu sene tekrar Türkiye'ye çekmek zor olmayacaktır; "Zayıflayan YTL sayesinde 2009'da bizden başka alternatifin az, all inclusive olarak en iyi fiyat/hizmet orantısını biz veriyoruz. Üstelik sadece 3 saatlik bir uçuşla!" dememiz en azından ilk dikkatleri kendi ürünlerimize cekmemiz icin yeterli olabilir...

Daha önceki yıllarda Türkiye'ye gelmiş ama nerdeyse unutmuş olanları da ikna edebiliriz; "Yukarıdaki aynı gerekçeleri aynen sayıp, şunları ilave ediyoruz: Altyapı sorunlarımız tamamlandı, birçok termal otel açıldı, SPA uzmanı olduk, eskiden daha çok uçuş imkanları var" dememiz yeterli olacaktır.

Ama bizim bu kriz döneminde özellikle hedef almamız gereken kitle; Daha önce hiç Türkiye'ye gelmemiş olanlar ve kararsız olanlar.

Her iki kitle için de şu soruyu sormalıyız: Türkiye, hangi duruşu sergiliyor?

Bir kere şu tespit açıkça ortaya çıkmıştır: Bir yabancı için, dışarıdan bakıldığında Türkiye'nin imajını oluşturan etkenler sadece Türkiye'nin duruşundan kaynaklanmıyor.

Türkiye'nin dışındaki gelişmeler de etkiliyor. Örneğin, son günlerde Hindistan'da yaşanan terör eylemi, Marco W.'nin yazdığı "Türk cezaevinde 247 gün" adlı kitabı ve daha birçok gelişme.

Yakın zamanda Türkiye'ye gelmiş Avrupalılar, bu imaj oluşturan etkenlere karşı daha dayanıklı ve korumalı, zira onlar, Türkiye'nin gerçek yüzünü daha hafızalarından silmediler. Ama uzun süredir Türkiye'ye gelmeyenler veya hiç gelmemiş olanlar, bu tür etkenlere son derece açık ve iştahlı.

Maalesef aynı etkenler, karasızları da etkiliyor.

Avrupa basınında "Radikal İslamcılar" söylemi yine artışta

Buna bir de Hindistan'daki bilmem ne mücahitleri örgütünün özellikle turistleri hedef alan eylemleri eklendi.

Bütün bu gelişmeler, karasız tüketici ordusuna paralel olarak, bizim turizm sektörümüz de bilmeden ve istemeden bunun olumsuz etkisinde kalır, kalabilir...

Bu söylemleri hatırlatan ülke ve bölgelerden kendimizi ayırmak ve batılıların hayal gücünde aynı kefeye konmamak için,  imaj çalışmalarımızda farklı değerlere ağırlık vermekte fayda var.

"Acaba Türkiye'ye gidebilir miyim, acaba Türkiye'yi bir denesem mi" diyen bir batılı, Tayland ve Hindistan'daki olaylardan sonra daha çekimser davranabilir.

Zaten kararsız olan  batılı zihniyetleri Türkiye'yi iyi bir alternatif olarak ön plana çıkarması için,  güçlendirilmiş bir PR kampanyasına ağırlık vermenin tam zamanı..   

Türk Turizm sektörü hemen bir strateji geliştirip, hayata sokması lazım, hem de hiç vakit kaybetmeden.

Avrupa pazarlarında  inisiyatifi ele alan kazanıyor, bir adım öne geçiyor, müşteriye daha çok yaklaşıyor.

Medet ve çare bakanlık veya bankalarda değil,  Avrupa’daki piyasalarda kendisinde. tam göbeğinde; tüm sektörler üzerinde hakimiyet kurmuş karasızlar ordusunda...

Dünyada siyasi ve coğrafi sınırlar kalktıkça, piyasalarda yeni pazarlama cepheleri oluşuyor. Cepheye gitmeyen kaybettiklerinin farkına dahi varamıyor:

Tüm dünya markaları dünya metropollerinden yavaş-yavaş yüz binlarce kasabalara yayıldı; şimdi de köylere kadar iniyorlar..

SİZDE ÖYLE YAPIN'

Müşteri veri tabanını harekete geçirin: Portföyünüzde bulunan müşterilerin demografik ve psikografik bilgilerini doğru marketing için onların yaşadığı sosyal alanlarda göze çarpmasını sağlayarak eski müşterinize yaklaşırken, hayatta onunla ayı sosyal ve yaşam karesinde dikilen yeni müşterileri de yakalayın.

Müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) , departmanınızı güçlendirin, kendi şirket cephaneniz ile doğru cephelere doğru yol alın.

Şirketinizdeki cephe turizmcilerini pazarların savaş noktalarına doğru uğurlayın. Hemen şimdi..

MAKALE Yorumları