Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
iBRAHİM UYSAL
ANKARA'DAN
mail_outline : ibrahimuysal.ant@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

22.11.2019

Okunma Sayısı

1112

Makaleyi Paylaş

Diğer Makaleler

Burjuva Kültüründe Sevmek

Evet, "burjuva kültüründe sevmek" de nereden çıktı? diyebilirsiniz. Hani siyasi olarak ahkam kesen birinin böyle sevgi, mevgi, sevmek konusunda bir yazısı da "ne ayaktır?"

Haklı olabilirsiniz.

Ama sevgi, bütün canlıların öyle ya da böyle yaşadıkları bir şeydir. Bir çiçeğin sevgi ile büyüdüğünü, bir kedinin sevgi ile sizi nasıl hiç yalnız bırakmayıp peşinizde koşturduğunu anlatır dururuz.

Anne-Baba olarak sevgi ise, daha duygusal bir şeydir. Yarattığı bir şeye hayranlık, koruma, v.b bir çok şeyin iç içe birlikte olduğu bir şeydir.

Toplumsal bir varlık olarak insanlar arasındaki sevgi ise; sosyal, kültürel, psikolojik ve benzer insan ile ilgili bilimleri ilgilendiren şeydir.

Ülkemiz nüfusu son on yılda, hızlı bir şekilde köyden kentlere göçmüş, yeni bir şehir yaşamı ortaya çıkmıştır.

Şehir deyince de, örneğin Fransa'da km-kare başına 500'den fazla, Almanya'da 2.500'den fazla insan düşen yerler anlaşılır;. Ya da Japonya gibi 30.bin, Kore gibi 40.bin, A:B:D gibi 2.500 kişiden fazla insanların yaşadığı yerler ŞEHİR sayılırlar. Bizde ne anlaşılır ise herkes kendine saklasın.

BURJUVAZİ'yi Karl Marks, KENT SOYLU kişiler olarak tanımlar. Gerçekten de Burjuvaziyi sosyoloji, belli bir aileden gelen, gelenek-görenekleri , işi-gücü , belli bir eğitimi değil, sağlam bir eğitimi olan kişiler olarak tanımlar.

Dolayısı ile sanayi devrimlerini tamamlamış ya da, ekonomik- sosyal gelişmişliği ile kentleşmeyi belli bir ivmeye odaklamış, İNSAN YAŞAMINA ÖNEM/DEĞER VEREN yerlerdir ŞEHİRLER/KENTLER.

Dünyada bir örneği olmayan bazı şeyler nedense hep bizde olur. Şehir içi yolcu taşıma DOLMUŞ ile yapılır, köylerden sonra ulaşılabilen ilk yerleşim yerlerin etrafları GECE KONDU'lar ile donatılır.

Bu yerleşim yerlerinin alt yapıları yapılmadığından, köyden/kırsal kesimden gelen insanların yerleşim yerleridir bu yeni TÜRKİYE ŞEHİR ve KASABALARI.

Şehirlerde yaşamak ile, burjuva olunmadığı gibi, bu kültürden de haberdar olunmuyor.

Bazılarınız, "bana ne kardeşim Burjuva kültüründen" diyebilirsiniz. Bence sakıncası yok da, "GEL-GİTLERİ YAŞAYANLARI NE YAPACAĞIZ"?

İki cami arasında kalmış beynamaz ya da son günlerde sıkça tanık olduğumuz göçmenler gibi, ŞEHİRLERE DOLDURULMUŞ ama şehir/kentleşememiş insanlar olarak yaşıyoruz.

Her türlü ilişkilerimizde olduğu gibi SEVGİ konusunda da, özünden uzakta bir gecekondulaşma yaşıyor olduğumuzu TELEVİZYONLARA bakılınca bir kez daha iyi anlıyoruz.

Kendimiz Anadolu insanı olarak tanımlamaktan gurur duyuyoruz ama, yaşam tarzımız, beklentilerimiz hatta umutlarımız bile bir BURJUVA özlemi içerisinde.

Şehirlere geldik, şehirlerde doğduk eyvallah. Ama kendi öz kültürlerimizi eviremedik. Evrimleştirip, dönüştüremedik. ŞEHİRLEŞEMEDİK. ve özlemlerimiz hep bir adım önümüzde

Beynimiz kırsal, ama özlemlerimiz Burjuva. Bu yaman çelişki ile yaşayıp gidiyoruz.

Çakşırlarımız Pantalon, donlarımız kilot, göyneklerimz, atlet, t-shirt oldu değişti ama, para ile değiştiremediğimiz; düşüncelerimiz, beklentilerimiz ve özlemlerimiz oldu.

Leo Buscalia, "sevmek, dokumaktır" diyor.

İşte sorun burada başlıyor. Burjuva kültürünün etkisi ile, her şeye sahip olma arzumuz kabardı. Her şey ve hepsi "benim olsun!.." görgüsüzlüğü, sevgide de başladı.

Doymuyor, tatmin olmuyor ve tat almıyoruz artık. GÖRGÜSÜZLÜĞÜN SINIRLARINI ZORLUYORUZ.

Televizyonlar, gazeteler ve dergilerde bu görgüsüzlüğü teşvik ediyorlar. Gencecik insanların özlemlerini sömürüyorlar. Bir gün sen de olabilirsin, senin de olabilir tacirliğinin sonu gelmiyor.

İşte, sıradan bir kişi olarak da, toplumsal görev dağılımında bir pozisyon sahibi olmuş/üstlenmiş kişiler olarak da kendimiz gibi sevmesini unuttuk. Hep bize özendirilen şekliye sevmeye çalışıyoruz.

Önce şehirleri gecekondulaştırdık, sonra ilişkileri yozlaştırdık. Sevgi ve saygıyı metalaştırdık.

Burjuvazi, kendi kültürü içerisinde oluşturduğu gelenek ve göreneklerini yaşıyor ve sürdürüyor.Tarih süzgecinden de süzüle süzüle yoluna devam ediyor,

Ya biz?

Kendimiz ve kendimizin olmayan hayatları yaşıyoruz.
Yarattığımız yeni kültür ile yozlaşmanın sınırlarını zorluyoruz.
Burjuva gibi sevmek, ama kendimiz gibi yaşamak istiyoruz!...

Oysa biz, her şeyi yozlaştırdık.
---siyaset.????
---sevmek ????
----saygı???
----sevgi????

her şeyi bir çıkara kurban ettik.
Bazen, kendimizi bile, olmadığımız bize kurban ettik.
Bizim olmayan şeyleri:
---parti diye seçtik
---eş/sevgili diye seçtik
----yaşam diye seçtik.

DOLAYISI İLE, "Müslüman mahallesinde salyangoz satan" tüccar gibi BURJUVA ÖZLEMLERİ içerisinde, dolanıp duruyoruz.

Kendimiz olmadan, kendimiz ile.

MAKALE Yorumları