Aramak İstediğiniz Kelimeyi Yazn!

close
DR. ALİ YILMAZ
CESUR KALEM
mail_outline : ali59yilmaz0740@gmail.com
Dinle

Yayın Tarihi

08.12.2019

Okunma Sayısı

1562

Makaleyi Paylaş

Buna İtirazım Var

AK Parti iktidara gelişinin ilk yıllarında; sosyal devlet, sağlık, adalet, savunma, ekonomi, kültürel değerler, belediyecilik, terör ile mücadele konularında ciddi işler yaptı.

Hukuk ve insan hakları alanında AB uyum yasaları çıkarılması bile bizim gibi ülkelerde reform niteliğindedir.

Bunu kimse inkâr edemez.

Ama son zamanlarda halka rağmen bazı uygulamaları tepki çekiyor. AK Parti camiasından bile tepki sesleri yükseliyor.

“Yeter artık”

Bende belli aralıklarla eleştiri oklarımı yöneltiyor, özgür irademle demokratik bir hak olan “ifade özgürlüğü” hakkımı kullanıyorum.

Eskiden aynı mahallede oturduğumuz ve birlikte yol arkadaşlığı yaptığımız bazı arkadaşlar beni görünce rengi kaçıyor.

Bir gün merak ettim ve sordum: “Yazılarımdan niye rahatsız oluyorsunuz?”

El cevap: “Neye itirazın var?”

Bu haftaki yazımın konu başlığı da belli olmuş oldu.

 “Buna İtirazım Var.”

Kariyer ve liyakat yerine, biat ve sadakat tercih edildi.

Hangi taşı kaldırsanız altından bir siyasi kimlik çıkmaktadır.

Hak eden hak ettiği yere atanmamakta, eş- dost, akraba, gelinler ve damatlar kayırılmaktadır.

Uzun süre vekil ya da bakanlık yapmışların ve birinci derece akrabalarının devletin uzmanlık gerektiren belirli yerlerine atanmaları doğru değildir.

Devlete olan bağlılığı azaltır.

Bu yöntem, bir hukuk devleti için felakettir.

Buna itirazım var.

Adaleti tahsis edecek kurumlarda ciddi anlamda tahribat yapılmıştır.

Vatandaş yargıya güvenmemektedir.

Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukuku öne çıkmış, insan hak ve özgürlükleri ve demokratik talepler görmezden gelinmiştir.

Üstünlerin emrine giren hukuk adaleti sağlayamaz.

Şiddet içermese de ifade özgürlüğü daraltılmış, sosyal medya aracılığı ile eleştirilerde bulunmanın, suç olması sağlanmıştır.

Ve böylelikle topluma korku dayatılmıştır.

Buna sessiz kalmak, özgürlükten vazgeçmektir.

Buna İtirazım var.

Yasama, yürütme ve yargı arasındaki denge yürütme lehine bozulmuştur.

Böyle olunca da, TBMM’nin etkinliği azaltılmış, ülke KHK’ler ile yönetilir hale gelmiştir.

Yetkin olmayan danışmanların etkisi ile çıkan bazı KHK’lar vatandaşı hem özgürlük hem de ekonomik anlamda sıkıntıya sokmakta, tepkiler yoğunlaşmaktadır.

Şu anda bakanların halkın nezdinde bir ağırlığı yoktur.

Çözüm arayışları da…

En üst kademede görev alan bürokratlar, danışmanlar, vekiller ve bakanlar, sadece cumhurbaşkanının gözünün içine bakmaktadır.

Onun gibi konuşmakta, yürüyüşlerini ona benzetmeye çalışmaktadırlar.

Bu durum en çok Sn. Erdoğan’a zarar vermektedir.

Buna itirazım var.

Türkiye Cumhuriyeti şehit kanları ile sulanmış bir ülkedir ve kimsenin tapulu malı değildir.

Terörle mücadele de başarılı sonuçlar alınmıştır.

 “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.”

Bu mücadele sonuna kadar devam ettirilmelidir.

“Çözüm süreci” adı altında bölücü terörist başının mektupları meydanlarda okutulmuştur.

Bu yetmemiş, terörist Osman Öcalan TRT'ye çıkartılıp, yerel seçimlerde seçimi kazanma uğruna propaganda imkânı tanınmıştır.

Bunun yanında, terörist başına verdiği kırmızı güller ile sevgisini sunan ve bir dönem AK Partiye demediğini bırakmayan derin yapılar ve kişiler baş tacı edilmiştir.

Bu kişinin önemli yerlere yapılan atamalarda etkili olduğu söylenmektedir.

Doğru olmasa da algı bu yöndedir.

Buna itirazım var.

Bu topraklara aidiyet vatandaşlık bağı ile mümkündür.

Vatandaş, geçim derdinde kıvranırken…

250.000 doları veren ne olduğu belirsiz bazı kişilerin vatandaş yapılması yanlış bir politikadır.

Suriyeliler ise ayrı bir yaradır ve ülkenin demografik yapısı bozulmaktadır.

Suriyeliler kardeşimiz… Filistinliler yoldaşımız...Araplar dindaşımız...
Ya Uygurlular, leyleğin yuvadan attığı insanlar mı?

Doğu Türkistan'da Uygurlu Müslüman Türklerin işkence ve zulüm altında öldürülmesine sessiz kalınmakta, beklenen girişimler bir türlü gerçekleşmemektedir.

Filistinliler ve Mursi için gıyabi cenaze namazı kılanlar…

Korkmayın! Zulme karşı durursanız, ırkçı olmazsınız!

Buna itirazım var.

Aile değerlerimiz yerle yeksan edilmiştir.

Uyuşturucu kullanımı hızla özellikle gençler arasında yayılmaktadır.

Ve her gün yeni bir kadın cinayeti ile Türkiye sarsılmaktadır.

En son Ordu ilimizde 20 yaşında bir genç kızımız cezaevi firarisi bir sapık tarafından öldürülmüştür.

Yazıktır, günahtır.

Caniler, sapıklar ve tacizciler serbestçe gezerken, düşüncesinden dolayı aydınlar cezaevlerinde yatmaktadır.

Televizyon programlarında ve basın yayın alanlarında ahlaksızlığı ve şiddeti aşılayan bir yapı oluşmuştur.

Değerlerimize ve insanlığa uygun bir nesil yetiştirmek zorundayız.

Ama eğitim sistemimiz “yaz-boz” tahtası haline getirildiği için buna imkân vermemektedir.

Buna itirazım var.

Diyanet siyasi söylemlere alet edilmekte, devlet kademeleri tarikat ve cemaatlerin koltuk kavgasına sahne olmaktadır.

Kendilerini hak, kendi dışında kalanları kâfir ya da münafık görmektedirler.

Dini istismar eden ve dinden geçinen bu yapılara prim verildikçe, samimi olan camia bundan üzüntü duymaktadır.

Namaz kılanların ve Cumaya gidenlerin sayısı azalmıştır.

Deizm ve ateizm gençler arasında hızla yayılmaktadır.

Hiçbir guruba mensubiyeti olmayan, inançlı ve vatansever insanlar devlet yönetiminden tasfiye edilmek istenmektedir.

Buna itirazım var.

Siyasette; barış ve hoşgörü bırakılmış, kavga, ayrıştırma ve ötekileştirme başlamıştır.

Bu hayra alamet değildir.

İnancımızda istişare sünnettir. Ancak unutulmuştur.

Ortak akla önem verilmemektedir. Yöneticiler, “ben yaptım, oldu” anlayışı ile hareket etmektedir.

Aydınların ve akademisyenlerin sustuğu, bilgisiz ve cahillerin konuştuğu bir ülkede adalet ve kalkınma sağlanamaz.

Herkesin mutlu ve özgürce…

Farklı renkleri, inançları, yaşamları olsa da ortak değerlerde buluşan, kalbi memleket sevgisi dolu insanların yaşadığı bir ülke istiyoruz.

“Kula kulluk yapan değil, hakka ve adalete inanan insan yetiştirelim” diyoruz.

Ama duyan yok.

Buna itirazım var.

Dün sabaha karşı trafikle ilgili bir yasa çıkarılmış ve  milletvekillerine kırmızı ışık, park yasağı ve akar muafiyeti getirilmiştir.

Bu olay milletvekillerinin kendi ayaklarına sıktığı bir kurşundur.

“ Asil” trafiğe takılıyorsa, “vekil’de trafiğe takılarak ilerlesin.
Belki o zaman anlarlar milletin çektiklerini bu çileye de çözüm ararlar.

Cumhurbaşkanı bu yasayı veto ederse “yürütme” taçlanacak, TBMM yani “yasama” aforoz edilecektir.

Bence “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin” erdemi böylece halka gösterilecektir.

Bu bir danışıklı dövüş değilse aymazlıktır.

Madem kendilerine tanımışlar…

1. derece akrabalarına, gelin ve damatlarına da muaffiyet getirilmelidir!

Buna itirazım var.

“FETÖ ile ilgili mücadelede, üst düzey siyasilerin eşleri, birinci derece yakınları ve akrabalarına dokunulmamıştır.”

Bunu kim söylüyor?

AK Parti kurucusu, eski vekil, Cuma İçten.

Bu hain yapı ile mücadele etmiş, mağduru olmuş kişiler ve devlet görevlilerin adları bu davalara kasıtlı olarak karıştırılmış, haklarında dava açılmıştır.

Hiçbir inceleme yapmadan, delil ortaya konmadan, sadece şikâyet ile dava açmak hukuk devleti ilkelerine aykırıdır.

Varsayımlar delil niteliği taşımaz. İddia eden, ispatla yükümlüdür.

Dinleyeni bulursan, “Lekelenmeme bir haktır.”

Bu durum yargıya olan güveni azalttığı gibi FETÖ ile mücadele azmini ortadan kaldırmıştır.

Üstelik “FETÖ Borsası” kurulmuştur.

İnsanlar ikiyüzlü olmaktan çıkmış, şartlara göre değişik maske takar hale gelmiştir.

Buna İtirazım var.

İşsizlik, özellikle genç işsizlik çığ gibi büyümektedir.

Son iki yıldır ekonomide ciddi bir daralma olmuş, binlerce iş yeri, fabrika kapanmıştır.

İflaslar ve konkordatolar artmıştır.

Devlet eli ve desteği ile beslenen ve semiren şirketler dışında kimsenin işi rast gitmemektedir.

Sanayi ve üretim desteklenmemiş aksine üretimin önü tıkanmış, tüketim toplumu özendirilmiştir.

İş insanları vergi ve SGK borçlarının altında ezilmektedir.

Tarım arazilerinin imara açılması ise betonlaşmayı getirmiştir.

Şehirlerimiz plansız ve programsız bir şekilde genişlemiş, gelecek nesillere miras olarak bırakabileceğimiz yeşil alanlar, ormanlar yok edilmiştir.

Tarım ve hayvancılık sos vermektedir.

Böyle giderse kendi kendine yeten ülke konumundan, tarımda dışa bağımlı hale getirilmiş olacağız.

Buna itirazım var.

Yerel yönetimler ise tam bir faciadır.

Belediyeler aracılığı ile milyar dolarlık işler önerilen şirketlere ısmarlama yöntemi ile verilmiş,  bu şirketlerin haksız çıkar elde etmesi sağlanmıştır

Yetmemiş, talimatla birilerine yakın olan özel şirketlerin milyarlarca tutar olan vergi borçlarını silinmiştir.

Ayrıca birilerine milyarlarca lira proje adı altında karşılıksız hibelerde bulunulmuştur.

Bu paralar nereden çıkacaktır?

Tabi ki vatandaştan…

Antalya’da bir dernek başkanına yasal sürede bildirimde bulunmadığı gerekçesi ile faizi ile birlikte, 10.000 TL civarında idari para cezası kesilmiş, haberi olmadan baba yadigârı evine ipotek koydurulmuştur.

İdare;  işadamlarına gülücük dağıtırken, vatandaşın boğazına “Deli Dumrul” gibi sarılmaktadır.

Bu bir çifte standarttır, “sivil toplum örgütü kurulsun istemiyoruz” demektir.

Buna itirazım var.

En çok ta haksızlıklar karşısında susanlara itirazım var.

Devlet imkânları ile yatlarda, yalılarda, katlarda oturup, lüks arabalara binip, halka tepeden bakanlar dururken, garibanın cebine göz dikenlere itirazım var.

Unutmayın ki;  akşam eve ekmek götüremeyen ve bu yüzden intihar eden ailelerin ahı üzerinizde olacaktır.

Bu yazımız farklı mecralara çekilip,  farklı anlamlarla çekiştirilmesin!  

Kimsenin yanında ya da karşısında olarak kaleme almadık.

Hak adalet doğru neyse ordayız.

Hakkı savunmanın, zulme başkaldırmanın, kimsesizlerin kimi, mazlumun sesi olmanın bu ülkede zor olduğunu biliyoruz. 

Varsın olsun.

Yaradan başımızı yere eğdirmesin.

MAKALE Yorumları